Anasayfa / Eski Haberler / Bağ-Kur (4/b) Sigortalıları SSK (4/a) Sigortalılığına mı Yöneliyor?

Bağ-Kur (4/b) Sigortalıları SSK (4/a) Sigortalılığına mı Yöneliyor?

Sponsorlu Bağlantılar

Sosyal güvenlik tek çatı altında birleşmeden yani sosyal güvenlik reformundan önce, hizmet akdine istinaden çalışanların (işçilerin) sosyal güvenliği 506 sayılı Kanun ve 2925 sayılı Kanun kapsamında Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) tarafından, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların sosyal güvenliği 1479 sayılı Kanun ve 2926 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur tarafından, devlet memurlarının sosyal güvenliği ise 5434 sayılı Kanun kapsamında Emekli Sandığı tarafından sağlanmaktaydı. Dolayısıyla çalışanlar statüleri ve çalışma şartlarına göre birbirlerinden kesin çizgilerle ayrıldığı gibi, her kurumun mevzuatı da ayrı ayrı düzenlenmişti. Ancak bu kesin ayrıma rağmen, özellikle 506 sayılı Kanun kapsamındaki SSK sigortalıları 1479 sayılı Kanun kapsamındaki Bağ-Kur sigortalılarına göre daha kolay şartlarla emekli oldukları ve emekli olduklarında da daha yüksek maaş aldıkları için, o dönemde Bağ-Kur sigortalısı olması gereken birçok kişi, vergi mükellefiyetini başkası üzerine yapmak veya önce SSK sigortalılığını başlatıp daha sonra vergi mükellefiyeti ya da şirket ortaklığını başlatmak şeklindeki çeşitli yollarla SSK sigortalısı olarak sosyal güvenlikten yararlanma yolunu seçmekteydi. Hatta bu nedenle, hizmet akdine istinaden yani işçi olarak çalışmadığı, şartları tutmadığı halde SSK’ya sigortalı olarak bildirilen birçok kişinin SSK sigortalılığı iptal edilmiş, diğer taraftan da iptal edilen dönemde Bağ-Kur’a tabi olması gerektiği için Bağ-Kur iptal edilen süreye ait olarak kendisine ödenmesi gereken primleri gecikme zammı ve cezasıyla birlikte ilgili kişilerden istemiş, birçok kişi bu nedenle zor durumda kalmış, iptal edilen sigortalı hizmetleri nedeniyle emeklilik hakkını kaybetmiş, olaylar mahkemelere intikal etmişti. Nitekim, mağduriyetler artınca, bu tür sigortalılık iptalleri halinde, iptal edilen bildirimlere ait primlerin, sigortalıya prim borcu çıkaran diğer kuruma aktarılması, eksik kalan kısmın sigortalıdan istenmesi yönünde yasal düzenleme dahi yapılmıştı.

Sosyal Güvenlik Reformu döneminde ise 20/5/2006 tarihi itibariyle 5502 sayılı Kanunla Sosyal Güvenlik Kurumu kurularak üç kurum bu Kurumun çatısı altında birleştirildi, 1/10/2008 tarihi itibariyle de 5510 sayılı Kanun yürürlüğe girerek, diğer kanunlar kapsamındaki sigortalılar bu Kanun kapsamına alındı. Ancak, sosyal güvenlik bu şekilde tek çatı ve tek kanunda birleştirilmesine karşın, statülerine göre çalışanlar bu Kanun döneminde de kesin bir ayrıma tabi tutuldu. Hizmet akdine istinaden çalışanlar (işçiler – SSK sigortalıları) 4/a, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar (Bağ-Kur’lular) 4/b, devlet memurları (Emekli Sandığı’na tabi olanlar) 4/c kapsamında sigortalı sayıldı. Bu ayrıma bağlı olarak 4/a sigortalıları ile 4/b sigortalıları arasında emeklilik ve diğer şartlar yönünden daha önce var olan bazı farklılıklar bu yeni Kanunda da yer aldı, hatta yeni farklılıklar ortaya çıktı. Örneğin, 1/10/2008 tarihi veya sonrasında işe giren 4/a sigortalılarının (işçilerin) emekli olabilmesi için 9000 gün prim ödeme şartı getirilmek istendi, ancak baskılar üzerine bu şart 7200 gün olarak belirlendi, 4/b (Bağ-Kur) sigortalılarının emekli olabilmesi için ise daha önce var olan 9000 gün şartı aynen korundu. Ayrıca, 1/10/2008 tarihinden önce sigortalı olanların yeni dönemdeki emeklilik başvurularında, sigortalının her iki kapsamda da prim ödemesi varsa, eskiden olduğu gibi son yedi yıl içerisinde 4/a (SSK) veya 4/b (Bağ-Kur) kapsamında prim ödemesi hangisine daha fazla yapılmışsa sigortalının emeklilik işlemleri de ona göre yapılmakta, dolayısıyla 1/10/2008 tarihinden sonra 4/a (SSK) kapsamında prim ödemesi fazla olanlar eskiden olduğu gibi yine 4/b (Bağ-Kur) sigortalılarına nazaran daha kolay şartlarla emekli olmaktadır.

Aynı şekilde, 4/b (Bağ-Kur) kapsamındaki sigortalıların geçici iş göremezlik ödeneği (rapor parası) alabilmeleri, kendilerine gelir veya aylık bağlanabilmesi, hatta ölümleri halinde hak sahiplerine aylık bağlanabilmesi için genel sağlık sigortası dahil prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının bulunmaması şartı, yine 4/b sigortalılarının ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin genel sağlık sigortasından yaralanabilmesi için de diğer şartların yanında sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihte 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendirilerek tecil ve taksitlendirmeleri devam edenler hariç 60 günden fazla prim ve prime ilişkin her türlü borcunun bulunmaması şartı 5510 sayılı Kanunda yer almaktadır.

Öte yandan, 4/b (Bağ-Kur) sigortalılarının primlerini ödeme yükümlülüğünün kendilerine, 4/a sigortalılarının (işçilerin) primlerini ödeme yükümlüğünün ise işverenlerine ait olması, dolayısıyla 4/b sigortalılarında olduğu gibi 4/a sigortalılarının da birçok haktan yararlanabilmeleri için prim borcunun olmaması şartı getirilmesi, buna bağlı olarak da işverenin ödemediği primden işçinin sorumlu tutulması hakkaniyete uygun olmayacağından, bu şart sadece 4/b sigortalıları için getirilmiş olsa da bu durum yukarıda belirtilen sonucu değiştirmemiştir.

Sonuçta sebep ne olursa olsun, 4/a sigortalıları 4/b sigortalılarına göre birçok yönüyle daha avantajlı olduğundan, eskiden olduğu gibi 4/b (Bağ-Kur) kapsamında sigortalı olması gereken birçok kişi 4/a sigortalılığına yönelmekte, hatta bu artarak devam etmektedir. Özellikle 5510 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinde 6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklik bunu daha kolay hale getirmiştir. Çünkü daha önceleri vergi mükellefi veya şirket ortağı olan 4/b (Bağ-Kur) sigortalısı vergi mükellefiyeti veya şirket ortaklığı sona ermeden 4/a’ya geçemiyorken, 6111 sayılı Kanunla maddede yapılan değişiklik sonucunda bu engel kaldırılmış, hatta 4/b kapsamında sigortalı olan birinin hizmet akdiyle çalışmaya başlaması halinde 4/a kapsamına alınması zorunlu hale getirilmiştir.

Hiç kimsenin dikkatini çekmeyen bu konu, Pamukkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz KARADENİZ’in, “Sosyal Sigorta Sisteminde Norm ve Standart Sorunu ve Bağımlı Çalışma Statüsüne Sızmalar (4/B’ye Gerek Kaldı Mı?)” başlığıyla Sosyal Güvenlik Dünyası Dergisi’nin 81. sayısında yayımlanan makalesinde bütün yönleriyle ele alınmıştır.

Söz konusu makalede özetle;

• Türkiye’de çalışanların sosyal güvenliğini sağlayan parçalı sosyal sigorta sisteminin 2006 (5502 sayılı Kanun) ve 2008 (5510 sayılı Kanun) yıllarında yapılan reformlarla bütünleştirilmeye ve tek çatı altında toplanmaya çalışıldığı, reformların ana gerekçelerinden bir tanesinin farklı çalışan grupları arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi ve sosyal güvenlik sisteminde norm ve standart birliğinin sağlanması olarak kamuoyuna sunulduğu,

• Sosyal güvenlikte norm ve standart birliğinin, sigortalıların hak ve yükümlülükleri bakımından aynı hükümlere tabi olmalarını ifade ettiği; sosyal sigorta programları arasında, norm ve standart birliği olmamasının, sigortalıların yakınmalarına, hatta bazen hukuka aykırı yollarla haklar bakımından en iyi kuruma girme arayışının sürmesine yol açtığı ve bu durumun kamunun kaynak kaybıyla sonuçlandığı,

• İşçi sendikalarının yoğun baskısı üzerine işçilerin yaşlılık aylığına hak kazanabilmesi için gerekli olan prim ödeme gün sayısının 9000 günden 7200 güne düşürüldüğü,

• Sistemde hem bağımlı çalışan kadın sigortalıların yararlanabildiği doğum borçlanması hem de prim indirimleri (teşvikleri) gibi müesseselerin, işçilerin sosyal sigorta sistemi içindeki statüsünü daha avantajlı kıldığı; belirtilen durumun bağımsız çalışanların kendilerini bağımlı çalışanmış gibi göstererek Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirmelerinin devamına yol açtığı, kamuoyunda Torba Yasa olarak bilinen 6111 sayılı Yasa ile bağımsız çalışanların, bağımlı çalışan olarak SGK’ya prim ödemelerinin kolaylaştırıldığı,

• Sonuç olarak da;

– Bağımlı ve bağımsız çalışanlar arasında sosyal güvenlik reformu öncesinde var olan, norm ve standart farklılıklarının, prim ödeme ve edime hak kazanma koşulları açısından sosyal güvenlik reformu sonrasında da derinleşerek devam ettiği,

– 6111 sayılı Yasa ile ise 5510 sayılı Yasa’daki baskın sigortalılık kavramının değiştirildiği, böylelikle aynı anda hem bağımlı hem bağımsız çalışmanın varlığı halinde, sadece bağımlı çalışan olarak SGK’ ya bildirimin yeterli olacağı, belirtilen durumun bağımsız çalışanların ya kağıt üzerinde çalışmadan ya da fiilen çalışarak kendilerini SGK’ bildirmelerine yol açtığı,

– Şu anda diğer bağımsız çalışanlara göre daha düşük prim ödeyen çiftçiler bir kenara bırakılırsa, 4/1/b sigortalılığının varlığını tartışmaya açmanın yerinde olacağı,

– Çözümün 4/1/a sigortalılığına oldukça yakınlaştırılmış bir 4/1/b sigortalılığında yattığı, bir başka çözümün ise tüm 4/1/b sigortalılarını 4/1/a sigortalılığına tabi tutup, edim ve prim ödeme koşullarını eşitlemek olabileceği,

– Aksi taktirde SGK açısından önümüzdeki yıllarda yapılan finansal projeksiyonların gerçekçiliğini kaybedeceği,

– Diğer yandan SGK’nın sayıları hızla artan muvazaalı işlemlerle uğraşmaya devam edeceği ve gerçek fonksiyonlarından biri olan sosyal güvencesizlikle mücadeleyi yerine getirmekte zorlanacağı,

belirtilmiştir.(www.isvesosyalguvenlik.com)