Anasayfa / Yargı Kararları / Diğer SSK – SGK Uygulamalarıyla İlgili Yargıtay Kararları
  • A A A
  • Diğer SSK – SGK Uygulamalarıyla İlgili Yargıtay Kararları

    Sponsorlu Bağlantılar

    YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2010/4114 E.N , 2011/13072 K.N.

    İlgili Kavramlar

    GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK ÖDENEĞİNİN TAHSİLİ

    SİGORTALILIK NİTELİĞİNİN NE ZAMAN YİTİRİLMİŞ SAYILACAĞI

    İçtihat Metni

    Dava, davacının ücretsiz izinli iken sağlık raporu aldığı dönemde Kurum tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin davacıdan tahsiline ilişkin Kurum işleminin iptali ile davacının davalı Kuruma borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir

    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E… Z… S… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Davacı N… E…, 26…. sigorta sicil nosu ile T… S… ve Turizm İşl. San. Tic. A.Ş.- E… Karo Fabrikası’nda çalışmakta iken işveren tarafından ücretsiz izine çıkarılmıştır.

    Davacı, muhtelif tarihlerde istirahat raporu almış, almış olduğu bu istirahat raporlarına istinaden, Kurum tarafından davacıya geçici işgörmezlik ödeneği ödenmiştir. Kurum tarafından bu ödemenin davacıdan tahsili amacı ile icra takibine başlanılmış, İş bu dava ile; davacı, davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.

    Mahkemece, geçici işgörmezlik ödeneğinin, ancak, sigortalının fiilen çalışmakta iken hastalanması, iş kazasına uğraması, yada, meslek hastalığına tutulması halinde ödenmekte olduğu; fiili çalışma olmaması durumunda, geçici işgörmezlik durumundan da bahsedilemeyeceği, Kurum tarafından fuzulen davacıya ödenen meblağların geri istenilmesinde herhangi bir hukuka aykırı durum bulunmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır

    Dava konusu uyuşmazlık, ücretsiz izinde olduğu dönemde sağlık raporu alan sigortalının, geçici iş göremezlik ödeneğini ,davalı Kuruma iade ile mükellef olup olmadığı noktasındadır.

    Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 37inci maddesinde, “Hastalık sebebiyle geçici iş göremezliğe uğrayan sigortalılardan geçici iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az 120 gün hastalık sigortası primi ödemiş bulunanlara, geçici iş göremezliğin üçüncü gününden başlamak üzere, her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Ancak, hastalık halinde geçici iş göremezlik ödeneği verilebilmesi için, Kurumca tayin ve tespit olunan hekim veya sağlık kurullarından dinlenme raporu alınmış olması şarttır.

    (Ek fıkra : 22/01/2004-5073 S.K./8.mad) Yersiz veya haksız olarak geçici iş göremezlik ödeneği aldığı tespit edilenler yersiz veya haksız surette aldıkları geçici iş göremezlik ödeneğini üç katı olarak Kuruma iade etmek zorundadırlar.” düzenlemesi mevcuttur.

    Uyuşmazlık, davacı sigortalının, davalı işveren tarafından verilen ücretsiz iznin yasal olup olmadığı, bu dönemde taraflar arasında hizmet akdinin (iş sözleşmesinin) devam edip etmediği ve sigortalılık niteliğinin yitirilmiş sayılıp sayılmayacağı noktalarında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için hizmet akdinin hangi koşullarda fesih edilmiş olacağı konusunun irdelenmesi zorunludur. 506 ve 4857 sayılı Kanunların genel sistematiğine göre; hizmet akdinin, taraflarca karşılıklı irade beyanları ile fesih edilmedikçe veya kanunların öngördüğü fesih koşullarına dayalı, tek yanlı olarak fesih edilmiş olmadıkça yürürlükte kalacağına kuşku yoktur. İnceleme konusu davada, akdin herhangi bir şekilde feshi söz konusu olmadığı gibi, anılan yasal düzenlemelerde de, ücretsiz izinli olmak hali, fesih sebebi olarak öngörülmemiştir. Belirtilmelidir ki; konuya ilişkin yasal düzenleme bulunmaması, işçi ve işverenin ücretsiz izin konusunda anlaşmalarına engel oluşturmadığı gibi; somut olayda olduğu gibi, ücretsiz izinli olarak çalışılmadan geçen günlerde, tarafların karşılıklı iradeleriyle hizmet akdini devam ettirmek istedikleri, diğer bir anlatımla aralarındaki sözleşmeyi fesih etmedikleri, askıya alındığı, bunun yanında sözleşmenin diğer edimlerinin ise, ayakta olduğu görülmektedir. Zira, ücretsiz izin teklifi kabul edildiğinde hizmet akdi askıya alınmakta, bu gibi durumlarda temel borçların dışında kalan işçinin sadakat (ahlaki iyi niyet kurallarına uyulması ve benzeri), işverenin de işçiyi gözetme vb. gibi yan borçları devam etmektedir. Şu halde, ücretsiz izin süresi boyunca hizmet akdinin askıda kaldığı ve geçerliliğini koruduğunun kabulü zorunludur. Nitekim, 506 sayılı Kanunun 107/2′nci maddesinde, sigortalılık niteliğinin yitirilmiş sayılmasının başlangıcı belirlenirken, ücretsiz izin süresinin sona ermesini izleyen onuncu gün esas alınmıştır.

    Ücretsiz izin konusunda, 506 ve 4857 sayılı Kanunlarda; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununda yer alan hükümlere koşut özel bir düzenleme yok ise de, hizmet akdiyle çalışanlara ücretsiz izin verilmeyeceği yönünde yasaklayıcı bir hüküm de bulunmadığı gibi, üstelik, işverenlerce çalışanların ücretsiz izin hakkından yararlandırılacağına ilişkin düzenlemelere gidildiği açıkça ortadadır. O hâlde, ücretsiz izin kurumunun işleyiş koşullarının, diğer bir anlatımla, hangi durumlarda ve ne kadar süreyle ücretsiz izin verilebileceğine ilişkin yasal boşluğun yargı yerince doldurulması gereklidir. Bu bağlamda, ücretsiz izin konusunda özel düzenleme içeren ve yukarıda anılan kanunlardaki ölçütlerin, kıyas yoluyla uygulanabileceği düşünülebilir ise de; iş ve sosyal güvenlik kanunlarının nitelikleri ve özellikleri gereği, öğretide de benimsendiği üzere, konunun Türk Medeni Kanununun 2′nci maddesinde açıklanan objektif iyi niyet kuralları ve dürüst davranma yükümlülüğü çerçevesinde, makul ölçülerde ve alınacak sınırlamalarla çözümlenmesi, bu yapılırken de hakkın kötüye kullanılmasına olanak bırakılmaması yerinde olacaktır.

    Bu açıklamalar ışığı altında, inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davacı sigortalının geçici iş göremezlik ödeneğine hak kazanıp, kazanmadığının 506 sayılı Yasanın 37, 89, 107 maddeleri çerçevesinde değerlendirilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu istemin reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    S O N U Ç:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2010/16468 E.N , 2011/6782 K.N.

    İlgili Kavramlar

    65 YAŞINI DOLDURMUŞ MUHTAÇ, GÜÇSÜZ VE KİMSESİZ TÜRK VATANDAŞLARINA AYLIK BAĞLANMASI

    İŞ MAHKEMELERİNİN GÖREVİ

    Özet

    65 YAŞIM DOLDURMUŞ MUHTAÇ, GÜÇSÜZ VE KİMSESİZ TÜRK VATANDAŞLARINA AYLIK BAĞLANMASI HAKKINDA 2022 SAYILI KANUN KAPSAMINDA AYLIK BAĞLANMASI GEREKTİĞİNİN TESPİTİ İLE AKSİNE KURUM İŞLEMİNİN İPTALİNE İLİŞKİN SGK BAŞKANLIĞI (DEVREDİLEN TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI) ‘NA YÖNELİK İŞ MAHKEMESİNE AÇILAN VE GÖRÜLEN DAVADA, TARAFLAR ARASINDAKİ HUKUKİ UYUŞMAZLIĞIN ÇÖZÜMÜNDE 506, 1479 VEYA 5510 SAYILI KANUNUN UYGULAMA YERİ BULUNMADIĞINDAN, SÖZÜ EDİLEN ANILAN YASALARIN 134. 70 VE 101. MADDE HÜKÜMLERİNE GÖRE SINIRLI YETKİ İLE DONATILMIŞ İŞ MAHKEMELERİ GÖREVLİ OLMAYIP, DAVANIN İDARİ YARGININ GÖREV ALAM İÇERİSİNDE YER ALDIĞI GÖZETİLEREK MAHKEMECE YARGI YOLU YANLIŞLIĞI NEDENİYLE DAVANIN REDDİNE KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

    İçtihat Metni

    Dava, 2022 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksine Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.

    Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

    Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    01.01.1977 tarihinde yürürlüğe giren 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında 2022 sayılı Kanunun 2. maddesinde, anılan Kanunun 1 ve ek 1. maddelerinde öngörülen koşulların varlığı durumunda hak sahiplerine aylıkların Emekli Sandığı aracılığı ile bağlanacağı ve ödeneceği belirtilmiş, 3. maddesinde, bu aylıkların başlangıç tarihinin, ilgililerin Emekli Sandığına yapacakları yazılı başvurularını İzleyen ay başı olduğu açıklanmıştır. 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 1. maddesiyle; Maliye Bakanlığı’na bağlı olmak ve bu Kanunda yazılı emeklilik işlerini görmek üzere Ankara’da, tüzel kişiliğe sahip Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı kurulmuş ise de, 20.05.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 43′üncü maddesiyle, 5434 sayılı Kanunun bazı maddeleri yürürlükten kaldırılmış, devredilen kurumlar ve devre ilişkin hükümler içeren geçici 1. maddesiyle de, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı, hiçbir işleme gerek kalmaksızın, bu Kanunun yürürlük tarihi İtibarıyla, görevleri ile birlikte, 1. maddeye dayanılarak kurulan kamu tüzel kişiliğine sahip Sosyal Güvenlik Kurumu’na devredilmiştir.

    Diğer taraftan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Ka-nunu’nun 106′ncı maddesi ile mülga 1479 sayılı Kanunun 70′inci ve mülga 506 sayılı Kanunun 134. maddesinde bu Kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 101. maddesinde de, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği hüküm altına alınmıştır.

    İdari nitelikteki bir davanın hukuk mahkemesine açılması durumunda izlenecek sürece ilişkin 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununda birbirini tamamlayan düzenlemeler yer almaktadır. 2577 sayılı Kanunun “İdari Dava Türleri Ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde; İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ile idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenlerce açılan tam yargı davaları idari dava türleri olarak sıralanmış; “Görevli Olmayan Yerlere Başvurma” başlığını taşıyan 9. maddesinde; çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girmesine karşın, adli yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi durumunda, bu konudaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği, görevsiz yargı makamına başvuru tarihinin, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceği, adli yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra, anılan otuz günlük süre geçirilmiş olsa da, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabileceği bildirilmiştir. Belirtilmelidir ki, hukuk mahkemesince verilecek görevsizlik kararı üzerine yapılacak işlemler söz konusu 9′uncu maddede düzenlendiğinden, bu aşamada 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 193. maddesi hükmünün uygulama alanı bulunmamaktadır. Adli ve/veya idari yargı yerlerine açılan davalarda yargı yolu yanlışlığına ilişkin olarak, taraflarca yargılama sonuna kadar itiraz ileri sürülebileceği gibi, bu hususun mahkemelerce de kendiliğinden gözetilmesi zorunludur. 1086 sayılı Kanunun 7. maddesinde; diğer bir mahkeme veya idari makam ya da yargı merciinin görevine giren bir dava veya iş kendisine arz olunan mahkeme tarafından, davanın her aşamasında kendiliğinden görevli olmadığı yönünde karar verilebileceği belirtilerek, yargı yolu itirazında verilecek karar “görevsizlik kararı” olarak tanımlanmış olmakla, burada ifade edilen karar, yargı yolunu değiştirici niteliktedir. 2577 sayılı Kanunun 3. ve devamı maddeleri dikkate alındığında ise; hukuk mahkemesince görevsizlik kararı verilirken, ayrıca, idari yargı düzenindeki hangi mahkemenin görevli olduğu ve dava dosyasının ilgili mahkemeye gönderilmesi yönünde hüküm kurulması olanaksızdır. Anılan maddelerde idari davalarda izlenmesi gereken dava açma yöntemi belirtilmiş olup, davanın idari nitelikte olduğunun anlaşılması üzerine dosyanın idare mahke-mesine gönderilmesine karar verilmekle, başlangıçta adli yargı yerine açılmış olan davanın idari yargı yerine açılması sağlanamaz. İdari eylem ve işiemlere karşı açılacak davalar hak düşürücü süreye bağlanmış olup, 2577 sayılı Kanun hükümlerine bakıldığında, davanın süresinde açılmamasının yaptırımı, usul yönünden “reddine” karar verilmesidir (2577 sayılı Kanunun 14/3-e ve 15/1-b madde düzenlemeleri). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.02.2008 gün ve 2008/21-139 Esas, 2008/204 Karar sayılı ilamında da aynı yaklaşım ve görüş benimsenmiştir.

    Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirmeye göre; davalı SGK Başkanlığı (devredilen Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı)’na yönelik iş mahkemesine açılan ve görülen inceleme konusu davada, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın çözümünde 506, 1479 veya 5510 sayılı Kanunun uygu-lama yeri bulunmadığından, sözü edilen 134, 70 ve 101. madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış iş mahkemeleri görevli olmayıp, bu tür davalar idari yargının görev alanı içerisinde yer almaktadır.

    Bu maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurularak yargı yolu yanlışlığı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu, işin esasına girilerek, hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 05.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2011/8183 E.N , 2011/10864 K.N.

    İlgili Kavramlar

    SİGORTALILIK TESCİLİNİN İPTALİ

    İçtihat Metni

    Davacılar, ortak çocuğunun sigortalılık tescilini iptal eden Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Hasan Özcan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Sigortalılığı iptal edilen ortak çocukları adına eşiyle birlikte velayeten davayı açan “baba” ile dava dışı işveren M… Y… arasında 24.04.2008 günü düzenlenen “Kısmi Süreli İş Sözleşmesi”nde; anılan çocuğun, ayakkabı reklamı için fotoğraf çekimine katılacağının belirtildiği, işverene ait işyerinde 26.04.2008 günü çalışmaya başlanacağı bilgisini içeren işe giriş bildirgesinin 24.04.2008 tarihinde davalı Kuruma verilmesi üzerine zorunlu sigortalılık tescil işleminin yapıldığı, adına hesap pusulası ile aylık prim ve hizmet belgesi düzenlenip sigorta primi yatırılan çocuğa, söz konusu işveren tarafından 43,59 TL. ödendiğine ilişkin ücret ödeme pusulasının bulunduğu, daha sonra, bu işverene ait işyerinde Kurum kontrol memuru tarafından yapılan denetim ve kontrol üzerine, aynı durum ve konumdaki çeşitli yaşlarda toplam 180 adet çocuk yönünden saptamalar içeren 24.11.2009 tarihli rapor düzenlendiği, Kurumca, sözü edilen rapor ve tespitlere dayanılarak; çocukların yaptıkları faaliyetlerin eylemli çalışma olarak değerlendirilemeyeceği, sigorta bildirimlerinin gerçeği yansıtmadığı ve 5510 sayılı Kanun hükümlerinden etkilenmemek amacıyla muvazaalı olarak yapıldığı gerekçeleriyle sigortalılık tescil işlemlerinin iptal edildiği anlaşılmaktadır.

    Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 2′nci maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine (iş sözleşmesine) dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre “sigortalı” sayılacağı belirtildikten sonra, 3′üncü maddesinde bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacak kimseler ile bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı kimseler açıklanmış, 4′üncü maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında 2′nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler “işveren” olarak tarif edilmiş, 6. maddede de, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; iş sözleşmesine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3′üncü maddede belirtilen “sigortalı sayılmayan” kişilerden olunmamasıdır. Bununla birlikte iş sözleşmesi, pozitif hukukumuzda Borçlar Kanununun 313 – 354. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşme; işçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresince hizmet görmeyi, iş sahibinin de kendisine ücret ödemeyi taahhüt ettiği bir akit olarak tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, sözleşmenin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve diğer maddelerinin düzenleniş şekline göre, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, iş sözleşmesinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. İş sözleşmesinde çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir.

    Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde, olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Bu maddelerde açıkça belirtildiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Fiili çalışma saptanmadıkça, sadece hizmet akdine dayanılması halinde sigortalılık söz konusu olamaz.

    Mahkemece, bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu gözetilerek, bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurularak, yöntemince inceleme ve araştırma yapılmalı, belirtilen iş sözleşmesinin hukuken geçerli olup olmadığı ortaya konulmalı, işyerinde belirtilen tarihlerde Kuruma bildirilen 180 kişi ile işveren tarafından yapıldığı ileri sürülen defile ve katalog çekimlerine ait fotoğraf ve video çekimlerinin varlığı araştırılmalı, düzenlenen defile ve katalog çekimlerine ait, işveren ile defile ve çekimleri yaptıran firmalar arasındaki sözleşmeler celp edilmeli, gerekirse bu konuda uzman bilirkişiye inceleme yaptırılmalı, aynı yörede komşu işverenler veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler titizlikle araştırılarak belirlenmeli, belirlenen tanıkların bilgi ve görgülerine başvurulmalı, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde; iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak eylemli çalışma olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği tüm açıklığıyla belirlenmeli, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.

    Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 11.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2011/18171 E.N , 2011/20469 K.N.

    İlgili Kavramlar

    AVUKATLIK ÜCRETİ

    SERİ DAVA

    İçtihat Metni

    Davacı, davalı işverenler nezdinde çalışmış olduğu tüm dönemlerde almış olduğu gerçek ücretin Sosyal Güvenlik Kurumuna eksik bildirildiğini, gerçek ücret ile bildirilen ücret arasındaki farkın tespitini talep etmiştir.

    Mahkemece, davanın konusuz kalması nedeniyle karar tesisine yer olmadığına karar verilmiştir.

    Hükmün, davalılardan İzmir Büyük E… Otelcilik ve Turizm A.Ş vekili tarafından, her dosya için ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmesinin yasaya aykırılığı nedeniyle temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 423. maddesinin 6. bendinde açıkça belirtildiği gibi vekalet ücreti yargılama gideridir. Kural olarak bir davada asıl davanın konusuz hale gelmesi durumunda, fer’i nitelikteki diğer talepler hakkında yargılamaya devam edilerek karar verilmesi gereklidir. Ayrıca vekalet ücreti diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden hükme bağlanır. (29.05.1957 gün ve 4/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı)

    Yargılama harç ve giderleri davada haksız çıkan tarafa yükletilir.Bu ana kuralın bazı istisnaları; HUMK m. 94/II, m 253, 271, 278/III, 313 418., maddelerinde düzenlenmiştir.

    Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin hazırlanması aşamasında, avukatların davanın görülmesinde harcadığı çaba, gayret ve emeğin karşılığı uyuşmazlığa konu alacağın değeri, taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesi ve çeşitli sözleşmeler yoluyla avukatlık mesleğinin zarar görmesinin engellenmesi hususlarının da dikkate alınması gerekliliğini zorunlu kılar.

    Ayrıca 4271 sayılı Türk Medeni Kanununun 2. maddesi gereğince herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılması hukuk düzenince korunmayacaktır. “İyi Niyet” başlıklı 3. maddesinde ise, kanunun iyi niyete hukuki sonuç bağladığı durumlarda, asıl olanın iyi niyetin varlığı olduğu, ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyi niyet iddiasında bulunamayacağı düzenlenmiştir.

    Açıklanan hukuki duruma göre, davacı vekili tek dava açmakla elde edebileceği haklar yönünden pek çok dava açmış, bu davalarda da lehine vekalet ücretine hükmedilmiştir. Açılan davaların değeri, aynı amacı elde edilmesine yönelik tek dava yerine pek çok dava açılması, seri davalara harcanın emek ve mesainin çok üzerinde vekalet ücretinin kazanılması iyiniyet kuralları ile bağdaşmaz, dolayısıyla hukuk düzenince de korunmaz.

    Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular gözetilmeksizin, davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    Ne var ki; bu hususun düzeltilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesinde yer alan 1086 sayılı Kanunun temyize dair hükümlerinin uygulanmasının gerektiğine ilişkin düzenleme gereğince), Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.

    SONUÇ: Hüküm fıkrasının üç nolu bendinin silinerek, yerine, “Davacı taraf yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına” ibaresinin eklenmesine ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 27.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi 2011/11348 E.N , 2011/7840 K.N.

    İlgili Kavramlar

    SGK-YARGILAMA GİDERLERİNDEN SORUMLULUK

    İçtihat Metni

    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01.04.1995-Nisan 2004 tarihleri arası çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi O….. B….. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

    2-Dava, davacının 1.4.1995- Nisan 2004 tarihleri arasında davalı Belediye ye ait işyerinde kesintisiz olarak çalıştığı iddiasına dayalı davalı Kuruma eksik bildirilen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece uyulan bozma kararı uyarınca araştırma yapılarak davacının imzasını taşıyan ücret bordroları, tespiti istenen tarihler arasında görev yapan Belediye Başkanı, takip memuru, belediye yazı işleri memuru ve Belediyede görev yapan tanıklar ile bordrolarda geçen tanıklar dinlenerek bilirkişi raporuna göre davacının imzasını taşıyan aylık ücret bordroları ile bildirilen süreler nazara alınarak bildirilen sürelerin dışlanarak davacının Mart 1995 -Nisan 2004 dönemi arasında 949 gün çalışmasının tespitine karar verilmiştir.

    Mahkeme bozma kararı gereği yerine getirilerek tespit istenen döneme ait aylık ücret bordroları ve tanık ifadelerine göre davacının 1995 yılında 300 gün, 1996 yılında 300 gün, 1997 yılında 300 gün, 1998 yılında 335 gün, 1999 yılında 270 gün, 2000 yılında 180 gün, 2001 yılında 120 gün, 2002 yılında 270 gün, 2003 yılında 300 gün, 2004 yılında 60 gün çalıştığının kabulüyle Kuruma bildirilen süre dışında toplam 949 günlük sürenin tesbitine karar verilmekle dava kısmen kabul edilmiş olmakla davalılar yararına avukatlık ücreti verilmesi ve yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması ayrıca davacı yararına hükmedilen avukatlık ücretinin her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen alınmasına karar verilmesi gerekirken yalnızca davalı Belediyeden alınmasına karar verilmiş olması kabul şekli bakımından da yargılama giderlerinin her iki davalıdan alınmasına karar verilmesi gerekirken, yalnızca davalı Belediyeden alınmasına karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438/7. Maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı, düzeltilerek onanmalıdır.

    SONUÇ: Hüküm fıkrasının 1 nolu bendindeki “davanın kabulüne” sözcüklerinin silinerek yerine “davanın kısmen kabulüne” sözcüklerinin yazılmasına, 2 nolu bendinin sonuna “fazla talebin reddine” sözcüklerinin eklenmesine, hüküm fıkrasının avukatlık ücreti ve yargılama giderleri ile ilgili 4. ve 5. bentlerinin silinerek yerine;

    “Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 1.100,00 TL avukatlık ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak, davacıya verilmesine 1.100,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,”

    “Davacı tarafından yapılan 210,70 TL yargılama giderinden davanın ret ve kabul oranına göre takdiren 150,00 TL.sının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine kalanının davacı üzerinde bırakılmasına” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına, hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA, 10.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2009/17926 E.N , 2010/3967 K.N.

    İlgili Kavramlar

    ÖZEL SİGORTALARDA UYUŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜM YERİ

    İçtihat Metni

    Davacı vekili, 2022 sayılı Kanun hükümlerine göre bağlanan aylığın kesilmesine yönelik Kurum işleminin iptali ile hak edilen aylıkların yasal faiziyle birlikte alınmasını istemiştir.

    Mahkemece, davanın kabulü yönünde hüküm kurulmuştur.

    Hükmün, davalı SGK Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Tolga Özmen tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    01.01.1977 tarihinde yürürlüğe giren 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında 2022 sayılı Kanunun 2′nci maddesinde, anılan Kanunun 1 ve ek 1′inci maddelerinde öngörülen koşulların varlığı durumunda hak sahiplerine aylıkların Emekli Sandığı aracılığı ile bağlanacağı ve ödeneceği belirtilmiş; 3′üncü maddesinde, bu aylıkların başlangıç tarihinin, ilgililerin Emekli Sandığına yapacakları yazılı başvurularını izleyen ay başı olduğu açıklanmıştır. 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 1′inci maddesiyle; Maliye Bakanlığı’na bağlı olmak ve bu Kanunda yazılı emeklilik işlerini görmek üzere Ankara’da, tüzel kişiliğe sahip Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı kurulmuş ise de, 20.05.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 43′üncü maddesiyle, 5434 sayılı Kanunun bazı maddeleri yürürlükten kaldırılmış, devredilen kurumlar ve devre ilişkin hükümler içeren geçici 1′inci maddesiyle de, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı, hiç bir işleme gerek kalmaksızın, bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla, görevleri ile birlikte, 1′inci maddeye dayanılarak kurulan kamu tüzel kişiliğine sahip Sosyal Güvenlik Kurumu’na devredilmiştir.

    Diğer taraftan “Uyuşmazlıkların çözüm yeri” başlığını taşıyan; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 134′üncü maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 101′inci maddesinde de, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği hüküm altına alınmıştır.

    İdari nitelikteki bir davanın hukuk mahkemesine açılması durumunda izlenecek sürece ilişkin 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununda bir birini tamamlayan düzenlemeler yer almaktadır. 2577 sayılı Kanunun “İdari Dava Türleri Ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2′nci maddesinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ile idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenlerce açılan tam yargı davaları idari dava türleri olarak sıralanmış; “Görevli Olmayan Yerlere Başvurma” başlığını taşıyan 9′uncu maddesinde; çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girmesine karşın, adli yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi durumunda, bu konudaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği, görevsiz yargı makamına başvuru tarihinin, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul dileceği, adli yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra, anılan otuz günlük süre geçirilmiş olsa da, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabileceği bildirilmiştir. Belirtilmelidir ki, hukuk mahkemesince verilecek görevsizlik kararı üzerine yapılacak işlemler söz konusu 9′uncu maddede düzenlendiğinden, bu aşamada 1086 sayılı Kanunun 193′üncü madde hükmünün uygulama alanı bulunmamaktadır. Adli ve/veya idari yargı yerlerine açılan davalarda yargı yolu yanlışlığına ilişkin olarak, taraflarca yargılama sonuna kadar itiraz ileri sürülebileceği gibi, bu hususun mahkemelerce de kendiliğinden gözetilmesi zorunludur. 1086 sayılı Kanunun 7′nci maddesinde; diğer bir mahkeme veya idari makam ya da yargı merciinin görevine giren bir dava veya iş kendisine arz olunan mahkeme tarafından, davanın her aşamasında kendiliğinden görevli olmadığı yönünde karar verilebileceği belirtilerek, yargı yolu itirazında verilecek karar “görevsizlik kararı” olarak tanımlanmış olmakla, burada ifade edilen karar, yargı yolunu değiştirici niteliktedir. 2577 sayılı Kanunun 3′üncü ve devamı maddeleri dikkate alındığında ise; hukuk mahkemesince görevsizlik kararı verilirken, ayrıca, idari yargı düzenindeki hangi mahkemenin görevli olduğu ve dava dosyasının ilgili mahkemeye gönderilmesi yönünde hüküm kurulması olanaksızdır. Anılan maddelerde idari davalarda izlenmesi gereken dava açma yöntemi belirtilmiş olup, davanın idari nitelikte olduğunun anlaşılması üzerine dosyanın idare mahkemesine gönderilmesine karar verilmekle, başlangıçta adli yargı yerine açılmış olan davanın idari yargı yerine açılması sağlanamaz. İdari eylem ve işlemlere karşı açılacak davalar hak düşürücü süreye bağlanmış olup, 2577 sayılı Kanun hükümlerine bakıldığında, davanın süresinde açılmamasının yaptırımı, usul yönünden “reddine” karar verilmesidir (2577 sayılı Kanunun 14/3-e ve 15/1-b madde düzenlemeleri). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.02.2008 gün ve 2008/21-139 Esas, 2008/204 Karar sayılı ilâmında da aynı yaklaşım ve görüş benimsenmiştir.

    Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirmeye göre; davalı SGK Başkanlığı (devredilen Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı)’na yönelik asliye hukuk hakimliğine iş mahkemesi sıfatıyla açılan ve görülen inceleme konusu davada, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın çözümünde 506 veya 5510 sayılı Kanunun uygulama yeri bulunmadığından, sözü edilen 134 ve 101′inci madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış iş mahkemeleri görevli olmayıp, bu tür davalar idari yargının görev alanı içerisinde yer almaktadır.

    Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurularak yargı yolu yanlışlığı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, işin esasına girilerek, hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 22.03.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2009/5281 E.N , 2010/13730 K.N.

    İlgili Kavramlar

    MALİ SORUMLULUK SİGORTASI YAPTIRMA ZORUNLULUĞU

    İçtihat Metni

    Dava; trafik kazası sonucu yaralanan sigortalı için davacı Kurum tarafından yapılan tedavi ve iyileştirme giderleri ile geçici işgöremezlik ödeneğinin 506 sayılı Kanunun 39.maddesi uyarınca ödetilmesi istemine ilişkindir.

    Mahkemece; kaza tarihinde zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan 33 UP 692 plakalı aracın sürücüsü olan davalı M….. Ç…..’ın %100 kusurlu olduğu kabul edilerek, tedavi ve iyileştirme giderlerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, geçici işgöremezlik ödeneği ödemelerinin poliçe kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle geçici iş göremezlik ödeneğine ilişkin istemin Güvence Hesabı yönünden reddine, toplam 3.297,45 TL geçici işgöremezlik ödeneğinin davalı araç sürücüsü M….. Ç…..’tan tahsiline karar verilmiştir.

    Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E…. Ö…. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Yerel mahkemenin kabul şekline göre somut olayda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; zararlandırıcı sigorta olayı nedeniyle 506 sayılı Kanunun 32 ve 37.maddeleri uyarınca sigortalıya yapılan geçici işgöremezlik ödeneği ödemelerinin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi kapsamında sigorta şirketinden, aracın sigorta poliçesinin bulunmaması halinde Güvence Hesabından rücuan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    Zorunlu mali sorumluluk sigortasında rizikonun gerçekleşmesi halinde sigortacının ödeyeceği tazminat 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 91.maddesinin yollamasıyla anılan Kanunun 85.maddesine göre belirlenecektir. Buna göre sigortacı, aracın sigorta poliçesinin bulunmaması halinde Güvence Hesabı motorlu aracın işletilmesi sırasında ortaya çıkan maddi zararlar ile kişilerin yaralanması veya ölmesi gibi bedeni zararlardan sorumludur. Kişinin bedenine gelen zararlarda tedavi giderlerinin ödenmesi koşulları 98.maddede, diğer tazminat ve giderlerin ödenmesi 99.maddede açıklanmıştır.

    Anılan Kanunun 98.maddesinde açıkca belirtildiği üzere, kişiye ilişkin zarar halinde ilk yardım, muayene ve kontrol veya yaralanma nedeniyle ayakta, klinikte, hastane ve benzeri sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilen tedavi giderleri ile tedaviyle ilgili diğer giderler sigorta teminatı kapsamında olup, buna göre çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalması sonucu oluşacak zararlar da sigorta teminatı içindedir.

    Zorunlu mali sorumluluk sigortasında, yaralanma hallerinde tedavi dışında, bu kimsenin çalışma gücünün tamamen veya kısmen azalması gibi durumlarda bundan kaynaklanan zararları ve ileride ekonomik yönden yoksun kalacağı zarar, ziyan ve masrafları, kişinin olay nedeniyle mahrum kaldığı diğer ekonomik zararların da poliçe kapsamında kalan zararlardan olduğu kabul edilmektedir.(Işıl Ulaş, Uygulamalı Sigorta Hukuku; 2002, 3.baskı, sh.709-710)

    Zorunlu mali sorumluluk sigortasının dışında kalan hususların düzenlendiği 92. maddesinde; geçici işgöremezlik ödeneği sigorta kapsamı dışına çıkarılmamış olup, bu durum karşısında geçici işgöremezlik ödeneğinin de poliçe limiti ile sınırlı kalmak üzere poliçe kapsamı içinde kaldığının kabulü gerekir.

    Davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 sayılı Kanunun 39.maddesi “Kasdi veya suç sayılır hareketi ile sigortalının hastalanmasına sebep olan kimseye, bu Kanun gereğince hastalık sigortasından yapılan her türlü giderler tazmin ettirilir” hükmünün öngörülmüş olması karşısında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 gün ve 2010/10-500-490 sayılı kararında da açıkca belirtildiği üzere zararlandırıcı sigorta olayı sonucu sigortalıya yapılan geçici işgöremezlik ödemelerinin de sorumluluk kapsamı içerisinde değerlendirilerek, zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçe limitleri içerisinde kalmak koşuluyla sigorta şirketinden sigorta poliçesinin bulunmaması halinde Güvence Hesabından tahsilinin mümkün bulunduğu gözetilerek davalı Güvence Hesabının da sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde kısmen kabule karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14/10/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2009/7798 E.N , 2010/15275 K.N.

    İlgili Kavramlar

    ÖLÜM AYLIKLARI İLE İLGİLİ MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

    İçtihat Metni

    Dava, davacının kesilen ölüm aylıklarının şimdilik 3.000 TL’si ile 3.000 TL manevi tazminatın faizleri ile tahsili istemine ilişkindir.

    Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.

    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Ebru Pakin Akın tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Davacıya eşinden 21.03.2005 tarihli ve 14992 sayılı aylık bağlama kararı ile bağlanan ölüm aylığının, Kütahya Aile Mahkemesinin 2004/ 310-1197 sayılı boşanma kararı gereğince 21.06.2007 tarihi itibariyle durdurulduğu, bilahare müteveffanın boşanma ilamının tebliğinden önce 21.01.2005′de vefat ettiğinin, aile mahkemesinin boşanma davasının konusuz kaldığı hakkında bir ek karar verdiğinin anlaşılması üzerine, 18.06.2008 tarihli ve 103689 sayılı yeniden aylık bağlama kararı ile davacıya aylıkların yeniden ödemeye başlandığı, birikmiş aylıların da ödendiği belirgindir. Ödenen miktarın belirlenmesinde, 2007 yılında müteveffanın evlatlığının da aylığa girmesinin etkili olduğu anlaşılmaktadır.

    Davaya konu uyuşmazlık, birikmiş aylıkların daha fazla olup olmadığı ve davacının aylıklarının durdurulduğu dönemde duyduğu sıkıntı sebebiyle manevi tazminata hak kazanıp kazanamayacağı hususlarındadır. Ancak mahkemece, yine Kütahya Aile Mahkemesinin 2006/286 – 432 sayılı, davacının mütevefffa eşinin mirasçısı olamayacağının tespitine dair ilamı ile ilgili veraset ilamında davacının mirasçı görünmemesi karşısında, davacının eşinin mirasçısı olmadığı anlaşıldığından, eş B…’den ölüm aylığına hak kazanamayacağı, öncelikle mirasçılık hakkını kazanması gerektiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

    22.06.1966 gün ve 717 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında koşulları belirlenen manevi tazminatın, somut olayda koşullarının gerçekleşmediği anlaşıldığından, manevi tazminat talebi hakkında da verilmiş bulunan red kararı, anılan gerekçe ile isabetlidir.

    506 sayılı Kanun kapsamında, sosyal sigorta yardımlarından yararlanacak hak sahiplerinin kimler olduğu, hak sahiplerinin gelir yada aylık bağlanması hakkından yararlanmalarını önleyen ve ilerde bu yararlanmayı kaldıran nedenlerin, anılan Kanunun emredici nitelikteki ilgili maddelerinde sınırlı ve sayılı biçimde ayrı ayrı düzenlendiği, hâl böyle olunca anılan Kanun kapsamında, sosyal sigorta yardımlarından yararlanma koşullarının (hak sahipliğine ilişkin olanlar da dahil olmak üzere) miras hukukuna göre mirasçılık sıfatından ayrı olduğu, mirasçı olamamanın hak sahipliği niteliğini etkilemeyeceği açık bulunmakla mahkemece yapılacak iş, Kurumun davacıya ödediği birikmiş aylıklar miktarının ne olduğu, bu miktara nasıl ulaştığını ilgili belgelerle netleştirmek (sonradan aylığa giren Z… K…’e ödenen birikmiş aylıklar, davacıya yeniden aylık bağlanması sonucu yapılan kesintiler, aynı sebeple davacının aylığından kesilmesi gereken miktar v.b), gerektiğinde bilirkişi yardımı da almak suretiyle yapılan mahsuplaşma işlemini, böylece davacının Kurumdan tüm alacağını alıp almadığını denetlemektir.

    Yukarıda belirtilen hukuki ve fiili durumlar gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.

    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 09.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2007/1352 E., 2007/2668 K.

    EĞİTİM HARCAMALARININ TAHSİLİ

    “ÖZET”

    ÖDEMENİN YAPILDIĞI DONEMDE GEÇERLİ MEVZUAT UYARINCA, DAVACI KURULUŞ TARAFINDAN VERİLEN EĞİTİM KARŞILIĞI YAPILAN ÖDEMELERİN SAĞLANAN EĞİTİM HİZMETİNE ORANLA GERÇEĞE UYGUN OLUP OLMADIĞINI BELİRLEMEK AMACIYLA, GEREKLİ KARŞILAŞTIRMALARI İÇERİR ŞEKİLDE ALINACAK RAPOR SONUCU KANITLAR DEĞERLENDİRİLMELİDİR.

    “İçtihat Metni”

    506 sayılı Yasa’nın ek 37. maddesi gereğince ödenmesi gereken alacağın tahsili davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi ve davacı avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşıldı ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2-Özürlü çocukların, tedavi, eğitim ve rehabilitasyonuna ilişkin ücretlendirme ölçütlerinde, 2001 yılı ve sonrasındaki Bütçe Uygulama Talimatlarında değişikliğe gidilmesi nedeniyle, 506 sayılı Yasa’nın ek 37. maddesi uyarınca yapılacak ödemelerde de bu düzenlemelerin gözetilmesi gereğinin ortaya çıkması üzerine, konuya ilişkin olarak yayınlanan 31.12.2002 tarihli Genel Yazı içeriğinde; “Grup ve/veya bireysel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti alacak özürlü çocuk sayısının, bu eğitimi verebilecek uzman personel sayısı ile orantılı olması ve gerekli sayıda uzman personel çalıştırılmadan verildiği beyan edilen eğitim karşılığında ödeme yapılmasını engellemek amacıyla, gerek Aylık Bireyselleştirilmiş Eğitim, Çalışma ve Rehabilitasyon Planı, gerekse faturalarda verildiği beyan edilen bireysel eğitim ve rehabilitasyon seans sayısı ile bu eğitimi verebilecek uzman personel sayısının, SHÇEK Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın yukarıda açıklanan yazısında belirtilen esaslara göre kontrolü yapılacaktır.

    Diğer taraftan, özürlü sayısı dikkate alınmaksızın, grup ve bireysel eğitim esas alınarak ödeme yapılmaya başlanıldığı 01.01.2001 tarihinden bu yana yapılan ödemeler, yukarıda belirtilen ve ilişikte Örneklenen esaslara göre kontrol edilecek, varsa yapılan fazla ödemelerin tahsili cihetine gidilecektir.” düzenlemesine yer verilmiş; anılan genel yazıda belirtilen ilkeler ışığında yapılan inceleme sonucu düzenlenen 03.10.2003 tarihli sigorta müfettişi raporuyla, 2001 yılı Şubat ayından başlamak üzere öğrenci ve eğitici sayısı ile personelin çalışma gün sayısına göre fazla ödendiği sonucuna varılan miktarın istirdadı yoluna gidilmiş olup; Kurum tarafından yersiz ödeme olarak nitelenip geri alınan meblağın yasal faiziyle tahsiline yönelik davanın yargılaması sürecinde alınarak hükme dayanak yapılan bilirkişi raporu da, müfettiş raporu ve genel yazıdaki ölçütlerden hareketle sonuca varmıştır.

    Kurumun, geçmişe dönük ödemeleri yeni düzenlemeler ışığında denetleme ve “…01.01.2001 tarihinden itibaren yapılan ödemelerin kontrol edilerek varsa yapılan, fazla ödemelerin…” tahsili uygulamasına dayanak oluşturan geçmişe yönelik düzenleme, “…ihdas edilen yeni usulün işlem tarihinden itibaren hüküm ifade etmesi gerekmesine karşın, geriye dönük olarak hüküm ifade edeceğinin…” öngörülmesi nedeniyle hukuka uygun bulunmadığından, Danıştay Onuncu Dairesince iptal edilmiş olup, salt anılan düzenlemeden hareketle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması olanağı bulunmamaktadır. Ancak, düzenlemenin iptaline ilişkin karar gerekçesinde de belirtildiği üzere, Kurumun, yasadan kaynaklanan genel denetim yetkisine dayalı olarak yaptığı incelemeler sonucunda, eğitim verilmediği halde verilmiş gibi gösterildiği veya verilen eğitim seansına oranla fazla gösterildiği İçin, yersiz ödeme yapıldığını belirlemesi halinde, bu ödemeleri geri alma konusunda yasal hak ve yetkisinin bulunduğu çekişmesizdir.

    Mahkemece, konuya ilişkin tüm kayıt ve bilgiler toplandıktan sonra, ödemenin yapıldığı dönemde geçerli mevzuat uyarınca, davacı kuruluş tarafından verilen eğitim karşılığı yapılan ödemelerin, sağlanan eğitim hizmetine oranla gerçeğe uygun olup olmadığını belirlemek amacıyla, konuda uzman bilirkişi veya kurulundan, gerekli karşılaştırma ve hesaplamaları içerir şekilde irdeleyen rapor alınması ve anılan raporun dosya kapsamındaki kanıtlar ışığında değerlendirilmesiyle sonuca varılması gereği üzerinde durulmaksızın, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 27.02.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2006/11879 E., 2006/11666 K.

    İSPAT KÜLFETİ

    İTİRAZIN İPTALİ

    KURUM ZARARININ TAZMİNİ

    YAŞLILIK AYLIĞI

    “İçtihat Metni”

    İcra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamı ve % 40 icra inkar tazminatına hükmedilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilâmda yazılı nedenlerle davanın kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı ve davalılardan Gürkan avukatınca istenilmesi ve davalı avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerek-tirici sebeplere göre, davacı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2-Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan yaşlılık aylığı almaktayken ölen sigortalının ölümünden sonraki tarihlere ilişkin aylıklarının bankamatikten çekilmesi nedeniyle oluşan Kurum zararının, ölen sigortalının yasal mirasçılarından tahsiline yönelik icra takibine itirazın iptali istemli davanın yargılaması sonucunda, babasının hayatta olduğu dönemde birlikte oturmayan Mustafa hakkındaki davanın reddine, “…hastanede yaklaşık 2 ay kadar kaldığı, bu sürenin karinenin aksini ispatlamaya yeterli olmadığı, ölen sigortalının emekli maaşlarının Vakıflar Bankası G……Şubesinden bankamatik kanalı ile çekildiği, bankamatiğin şifresini ölen sigortalının yakınları dışında başka bir kişinin bilmesinin mümkün olmadığı, davalı Gürkan’ın ölmeden önce babası ile birlikte oturduğu, ayrıca yukarıda belirtilen karinenin aksini ispat edemediği sonuç ve kanaatine varıldığından, davacının davasının davalı Gürkan yönünden kabulüne…” karar verilmiştir.

    Yargılama sürecinde toplanan kanıtlardan; yaşlılık aylığı almakta olan Turan’ın, 17.08.1999 tarihinde, eşi ve oğlu Gürkan’la birlikte, daimi ikametgahı olan Hisareyn köyündeki evi dışında, geçici işi nedeniyle şehir dışında bulunan oğlu Mustafa’ya ait İzmit’teki evde bulunduğu, anılan tarihte gerçekleşen deprem sonucunda Turan, eşi ve gelininin öldüğü, Gürkan’ın ise enkazdan yaralı olarak çıkarılıp hastaneye kaldırıldığı, daha uzun süre hastanede kaldığını iddia etmesine karşın, belgelere dayalı hastanede kalma süresinin 01.10.1999 tarihine kadar devam ettiği anlaşılmaktadır.

    Aylıkların bankamatik yoluyla kim tarafından çekildiğine ilişkin somut bir delilin bulunamadığı benzer durumlar nedeniyle açılan davalar nedeniyle verilen kararların temyiz incelemesi üzerine oluşturulan Yargıtay içtihatlarında, “Doğal olarak bankamatik kartının hayatta iken sigortalının yanında bulunması, öldükten sonra da birlikte oturan mirasçılarının eline geçmesi asıldır. Bu durumda davada ispat yükünün davalılara ait olduğunun kabulü…” gerekir görüşlerine yer verilmiştir.

    Gerçekten de, olağan bir duruma dayanan tarafın, bu iddiasını kanıtlama yükümlülüğü altında olmadığı, ispat yükünün, normal durumun aksini iddia eden tarafın üzerinde olduğu; başka bir anlatımla, belli olaylardan, belli olmayan bir olay için çıkarılabilen durumlara dayalı fiili karine lehine olan tarafın ispat yükü altında bulunmadığı, karinenin aksini kanıtlama yükümünün bunu iddia edenin üzerinde olduğu, yargılama hukukunun temel ilkelerindendir. Ne var ki, sigortalının ölümü, ülke tarihinde yer alan sayılı büyüklükteki bir deprem felaketi sonucunda gerçekleşmiş, tazminle sorumlu tutulan davalı ise, ölen babasıyla birlikte yıkıntı altında kalmış ve ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede uzun süre tedavi görmüştür. Bu koşullar altında gerçekleşen durum karşısında, olağan durumlar nedeniyle Kurum yararına oluşan ve Yargıtay içtihatlarına konu olan karinenin varlığından söz edip, buna bağlı olarak da, davalıları ispat külfeti altına sokmanın, yasal düzenlemeler ve hakkaniyetle bağdaşır bir yaklaşım olarak kabul edilmesine olanak yoktur.

    Sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında yapılan değerlendirme sonucunda, Kurumdan yaşlılık aylığı almaktayken ölen babalarının aylıklarının bankamatik kartıyla davalılar tarafından çekildiğinin kabulüne yeter kanıt bulunmadığı gibi; davalılar tarafından aksinin kanıtlanması gereken bir karinenin varlığından da söz etme olanağı bulunmadığı yönü gözetilerek, davanın tümden reddi yerine, Gürkan yönünden kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davalı Gürkan vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davalılardan Gürkan’a iadesine, 26.09.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/9751 2003/8784

    ÖZET

    Kurum ile 3. kişiler arasındaki bu tür uyuşmazlıklar, 506 sayılı yasadan kaynaklanmadığından, ortaya çıkan uyuşmazlıkların özel nitelikteki İş Mahkemelerinde değil, genel Mahkemelerde dava konusu miktara göre de Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerekir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, zihinsel özürlü iki çocuğa verilen eğitim hizmeti bedelinin ödenmediğinden bahisle, fatura tutarının faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Dava nitelikçe 506 sayılı yasanın Ek. 33.maddesi gereğince Kurum’a verilen eğitim hizmeti bedellerinin ödenmesi istemine ilişkindir.

    Taraflar arasındaki ilişki sözleşme hukukundan kaynaklanmaktadır. Ö Zihinsel Özürlü Çocuklar Okulu adına davacı Kafiye ile davalı Kurum arasında, “davacı tarafça verilen eğitim hizmetinin sözleşmeye uygun olup olmadığı ve bedellerinin ödenmesi konusunda uyuşmazlık olduğu açıktır. Kurum ile 3.kişiler arasındaki bu tür uyuşmazlıklar, 506 sayılı yasadan kaynaklanmadığından, ortaya çıkan uyuşmazlıkların özel nitelikteki İş Mahkemelerinde değil, genel Mahkemelerde dava konusu miktara göre de Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerekir.Mahkemece belirtilen görev durumunu dikkate almaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve Yasa’ya aykırı olup bozmayı gerektirir.

    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 4.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi

    Esas Karar :1995/5422 1995/5326

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, davalı şirkette 1.6.1993 – 19.11.1993 tarihleri arasında A grubu imza yetkilisi ve müdür sıfatıyla görev yaptığının, bu yetki ve görevinin ise 19.11.1993 tarihinde sona erdiğinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, davalılardan Kuruma yöneltilen davanın reddine, diğer davalıya ilişkin davanında görevsizliğine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Selahaddin Şekercan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    KARAR

    Dava, 1.6.1993 – 19.11.1993 tarihleri arasında davalı tüzel kişiliğin üst düzey yöneticisi veya yetkilisi olmadığının tesbitine ilişkindir. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 sayılı Yasanın 80/10. maddesidir. Hal böyle olunca uyuşmazlığın 506 sayılı Yasadan kaynaklandığı açık – seçiktir. Öte yandan, bu kanun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği 506 sayılı Yasanın 134. maddenin açık hükmü gereğidir.

    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 9.10.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi

    Esas Karar : 1995/4532 1995/5592

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, davalı Kurumca 506 sayılı Yasanın 2422 sayılı Yasa ile değişen Ek 5. madde ile 1.703.859.155.-TL sosyal yardım zammı olarak tahakkuk ettirilen işlemin iptali ile davalı Kurumca borçlu bulunmadıklarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Selahaddin Şekercan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    KARAR

    Davanın yasal dayanağını oluşturan 24.11.1994 günlü 4046 sayılı Yasanın 42. maddesi uyarınca 3291 sayılı Yasanın 14. maddesinin 4. fıkra hükmü yürürlükten kaldırılmıştır. Buna göre özelleştirilmesine karar verilen bir kuruluşun sermayesindeki Kamu payının % 50 den aşağı düşmesi halinde özel kuruluşun özelleştirmeden önceki Sosyal yardım zamlarından sorumlu olmasına ilişkin sözü edilen Yasanın 14. maddesinin (d) fıkrası hükmünü yitirmiştir. Öte yandan, 4046 sayılı Yasanın 23. maddesi özelleştirilen kuruluşlarla ilgili Sosyal yardım zamlarının ne şekilde ve kim tarafından ödeneceğine ilişkin yeni bir düzenleme getirmiş ve bu düzenleme 27.11.1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yeni kural gereği Kamu payının özelleştirme sonucu bir kuruluşta % 15 den aşağı düşmesi durumunda Sosyal yardım zamlarının Sosyal Sigortalar Kurumunun yazılı talebi üzerine kısa adı Özelleştirme Fonu olan bir fondan karşılanması ve böylece özelleştirilen Kurumun özelleştirmeden önceki Sosyal yardım zamları borçlarının belirtilen fon tarafından karşılanacağı kabul edilmiştir. Gene aynı düzenlemede özelleştirme fonunun sözü edilen Sosyal yardım zamlarını süresinde ödememesi halinde bu zamların hazinece karşılanacağı belirtilmiştir. Şu duruma göre, özelleştirmeden önceki bir kuruluşun Sosyal Sigortalar Kurumuna ödemesi gerekli, Sosyal yardım zamlarının ne şekilde ödeneceği açıkca hükme bağlanmış bulunmaktadır. Kamu düzeni gereği bu zamların ödenmesine ilişkin kuralların Yasanın yürürlüğünden önceki dönemi de kapsaması karşısında mahkemenin bu Sosyal yardım zamlarından Söke Çimento Sanayi T.A.Ş. sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 13.10.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu

    S A Y I

    Esas Karar

    2003/ 10-573 2003/569

    ÖZET

    Dava konusu olayda, 16-86 Ek ve 16-118 Ek genelgeler uyarınca kurum memurunun ilişiksiz belgesi verilmesine ilişkin olarak düzenlediği hesap cetvelinde belirlenen miktar kurum veznesine ödenmiş olup, davada yersiz alınan primlerin iadesi talep edilmiştir.

    Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 84.maddesinden yersiz olarak alınan primlerin alındıkları tarihten itibaren 10 yıl geçmemiş ise faizi ile birlikte işverene geri verileceği” hükmü karşısında, borcun kayıtsız şartsız ödenmiş olması 506 sayılı Kanunun 84.maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmemektedir.

    Y A R G I T A Y K A R A R I

    Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Ankara 6.İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.11.2002 gün ve 2002/351/2566 E.K sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 20.3.2003 gün ve 1184-2253 sayılı ilamı ile, (…1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, Sosyal Sigortalar Kurumunun temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2- Ölçümleme olarak nitelendirilen ve Sosyal Sigorta müfettişlerine, iş yerlerinde eksik işçilik bildiriminde bulunup bulunmadığını incelemek, buna dayalı olarak da Kurum’a re’sen ek prim tahakkuk ettirme yetkisi veren, 4792 sayılı yasanın 3917 sayılı yasa ile değişik 6 maddesi, karar tarihinden önce 04.10.2000 tarih ve 24190 sayılı mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış olup, bu suretle 04.10.2000 tarihine kadar idari aşamada kesinleşmiş uyuşmazlıklar dışında kalan, anılan kurum işlemlerinin yasal dayanağı ortadan kalkmıştır.

    Şu halde, bu tarihten sonra, (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 76. maddesindeki düzenlemenin bir gereği olarak) mahkemelerin yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapmak ve karar vermek yetkilerinin bulunmadığının kabulünde kuşku yoktur.

    Öte yandan, hakkında yapılan ölçümleme sonucunda, eksik işçilik beyan ettiği savına dayalı olarak tahakkuk ettirilen, ek prime ilişkin kurum işlemine muttali olan davacının, kendisinden istenen bu meblağı, aynı gün 28.09.2001 tarihinde kuruma ödediği de çekişmesizdir.

    Bu aşamada, davacı hakkında 6183 sayılı yasanın 58 maddesi anlamında herhangi bir takibat yapılmadığı da gözetildiğinde, herhangi bir şekilde, hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz etme imkanı bulunmadığı gibi, kurum yararına kişisel (subjektif) bir hakkın doğmuş olduğundan da söz edilemez.

    Somut olaya gelince; ölçümlemeye ilişkin yasal dayanağın ortadan kalkmasından çok sonra ve artık mevcut olmayan bir yasa hükmüne atfen, diğer bir anlatımla yasal dayanaktan yoksun olarak, Kurum tarafından davacıya ek prim tahakkuk ettirilerek, tahsil edilmesi tecviz edilemez. Bu durumda esasen hiçbir şekilde ek prim alınmaması gerektiği halde, uygulamada yapılan yanılgılı değerlendirme sonucu olarak, dava konusu edilen primlerin kurumca alınmış olması, 506 Sayılı yasanın 84 maddesinde sözü edilen, “yanlış (hatalı) ve yersiz olarak alınan prim” anlamında olup, anılan yasa maddesindeki düzenleme gereği, kurumun bu yoldaki kazanımını, Borçlar Kanunu’nun 61 ve ardından gelen maddelerinde yer alan, haksız iktisabın bir türü olarak kabul etmek yerinde olur. Ancak hemen belirtmek gerekirse, konunun 506 sayılı yasanın 84. maddesinde özel olarak düzenlemeye tabi kılınmış olması karşısında, bu özel düzenlemenin, Borçlar Kanunu ve İcra İflas Kanununun 72. maddesine göre, uygulama önceliği mevcut ise de, anılan 84 maddedeki düzenleme boşluklarının Borçlar Kanununun 61 ve ardından gelen, maddeleri hükümlerinin uygulanması suretiyle doldurulması gereği de yadsınamaz.

    Mahkemece yapılacak iş: Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek, 506 Sayılı Yasanın 84 maddesi uyarınca, hukuki dayanaktan yoksun bulunan ölçümlemeye dayalı olarak ve yanılgılı uygulama ile yanlış ve yersiz alınan, primlerin ve gecikme zammının geri verilmesini içeren, davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN: Taraf vekilleri

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    1-İlk kararı temyiz istemi reddedilen davalı hakkında hüküm kesinleştiğinden direnme kararını temyiz hakkı bulunmamaktadır.

    2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

    Dava, Kurumca haksız olarak tahsil edilen prim ve gecikme zammının yasal faizi ile birlikte geri ödenmesi isteğine ilişkindir.

    Davacı vekili,Sosyal Sigorta Müfettişlerine işyerlerinde eksik işçilik bildiriminde bulunulup bulunmadığını incelemek ve buna dayalı olarak ta kuruma resen ek prim tahakkuk ettirme yetkisi veren 4792 sayılı Yasanın 3917 sayılı Yasa ile değişik 6.maddesinin 4.10.2000 günlü 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kaldırıldığını,borcu iskan ruhsatı alma işleminin gecikmemesi için ödemek zorunda kaldığını beyanla,kurumca haksız olarak tahsil edilen prim ve gecikme zammının 28.9.2001 ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte geri ödenmesini talep etmiştir.

    Davalı Kurum vekili, 4792 sayılı Yasanın 3917 sayılı Yasa ile değişik 6.maddesinin 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kaldırıldığını,ancak anılan kararnamenin 15.maddesinin (e) fıkrasında müfettişlerin işin yürütümü için gerekli asgari işçilik miktarını saptamak yetkisinin bulunduğunu, bu maddeye göre yapılan kurum işleminin yerinde olduğunu beyanla davanın reddini istemiştir.

    Mahkemenin, “işveren şirketin ölçümlemeye süresinde itirazda bulunmadığı,ölçümleme işleminin idari aşamada kesinleştiği,kurum yararına kesinleşmiş hak oluştuğu,işverenin tahakkuk ettirilen borcu kayıtsız şartsız ödediği, kurum işleminin 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/e maddesine dayandığı” gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar,yukarıda belirtilen nedenlerle Özel Dairece bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    Dava,nitelikçe yersiz olarak alınan primlerin geri verilmesi istemine ilişkin olup,yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 84.maddesinde “yanlış ve yersiz olarak alınmış olduğu anlaşılan primlerin,alındıkları tarihlerden on yıl geçmemiş ise, hisseleri oranında işverenlere ve sigortalılara geri verileceği,işverenlere geri verilecek primler için kurumca faiz ödeneceği ve bu faizin,kuruma yatırıldığı tarihi takip eden aybaşından iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için hesaplanacağı” belirtilmiştir.

    Somut olayda, davacı inşaat şirketi yapımı biten inşaatlara belediyeden yapı kullanma izin belgesi alabilmek için kurumdan ilişiksiz belgesi talep etmiş, Kurum memurunca 1.12.1993 tarih 3917 sayılı yasa ile 7.7.1994 tarih ve 16-86 Ek sayılı genelge uyarınca yapılan ilk değerlendirmede %9 işçiliğin %25 eksiği %6,75 işçilik oranına göre eksik işçilik bildirildiği saptanmış ve fark işçilik tutarı üzerinden 4.715.110.361 TL.prim ve gecikme zammı hesaplanmış işveren, 16-118 Ek Genelgenin 3.maddesinden yararlanarak yapılan işin müfettiş incelemesine sevk edilmemek üzere borcu 28.9.2001 tarihinde kurum veznesine ödemiştir.

    Kurum dosya memurunca ilişiksizlik belgesi verilmesi için genelge uyarınca yapılan asgari işçilik incelemesi idari bir tasarruf olup, kurumca resen prim alınmasına ve alınacak prim tutarının saptanmasına yönelik bir işlem değildir.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    6.Hukuk Dairesi

    ESAS KARAR

    971 1052

    ÖZET

    Kiralanan Borçlar Kanununa tabi adi kira niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu tür bir sözleşmede tahliye kararı verilebilmesi için feshi ihbar sürelerine riayet edilmesi yeterli olup, başka bir neden aramaya gerek bulunmamaktadır. İhtiyaçtan söz edilmesi bu kuralı değiştirmez. Feshi ihbar süresinde yapıldığına göre Borçlar Kanununun 262.maddesinin son fıkrası gereğince akdin feshi ve kiralananın tahliyesine karar vermek gerekirken, bundan zühul ile yazılı şekilde red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tahliye davasına dair karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

    Dava, feshi ihbar nedeniyle kiralananın tahliyesine ilişkindir. Mahkeme davayı red etmiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.

    Davacı vekili, dava dilekçesinde davalılardan SSK B… Hastanesi Geliştirme Dayanışma ve Yardım Derneği müvekkili B… İl Müdürlüğünden hastane tapu hudutları içindeki bir alanı arsa olarak kiralayıp büfe yaptığını, kira sözleşmesinin bir yıllık olup, kira döneminin 15.5.2003 tarihinde bittiğini, diğer davalı Ahmet’in ise büfeyi 1.6.1996 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli sözleşme ile kiracı olan dernekten kiralayan alt kiracı olduğunu, hastanenin acil kapısının genişletilmesi için büfenin yıkılması gerektiğini, ihtar tebliğine rağmen tahliye edilmediğini, kiralananın tahliyesini istemiştir. Davalı Ahmet vekili ise müvekkilinin davalı dernek ile 15.5.1994 başlangıç tarihli sözleşme ile dava konusu büfede kiracı olduğunu, müvekkili hakkında daha öncede fuzuli işgalden açılan davanın ret edildiğini ve kesinleştiğini, ihtiyacın samimi olmadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuş, diğer davalıya tebligat yapıldığı halde duruşmalara katılmamıştır.

    Taraflar arasındaki ilk uyuşmazlık, kiralananın Borçlar Kanununun adi kira hükümlerine mi, yoksa 6570 Sayılı Kanun hükümlerine mi tabi olduğu noktasındadır. Davacı ile davalı SSK B… Hastanesi Geliştirme ve Dayanışma ve Yardım Derneği arasında düzenlenen 15.5.1998 başlangıç tarihli bir yıl süreli sözleşmede ve kiracı dernekle alt kiracı diğer davalı Ahmet arasında düzenlenen 1.6.1996 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli sözleşmede kiralananın vasfı 16.48 m2 alanlı büfe ve açık alan olarak belirtilmiştir. Mahallinde yapılan keşif ve inşaat yüksek mühendisi Halil’in düzenlediği 9.12.2003 tarihli raporda büfenin acil servis otoparkı içinde asfalt zemine gömülmüş demir dikmelerle tabana bağlanmış temeli, su basmanı ve duvarı olmayan bir baraka niteliğinde bulunduğu belirtilmiştir. Buna göre kiralanan Borçlar Kanununa tabi adi kira niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu tür bir sözleşmede tahliye kararı verilebilmesi için feshi ihbar sürelerine riayet edilmesi yeterli olup, başka bir neden aramaya gerek bulunmamaktadır. İhtiyaçtan söz edilmesi bu kuralı değiştirmez. Feshi ihbar süresinde yapıldığına göre Borçlar Kanununun 262.maddesinin son fıkrası gereğince akdin feshi ve kiralananın tahliyesine karar vermek gerekirken, bundan zühul ile yazılı şekilde red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK.nun 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 23.2.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    4. HUKUK DAİRESİ

    Esas Karar

    2003/10068 2003/12403

    ÖZET

    1996 yılında emekli olan davalının kullanım süresi 1977 de dolan 286 adet ATR ipek iplik kutusuna ilişkin zarardan sorumlu tutulması doğru değildir. Mahkemece yapılacak iş, 286 adet ATR ipek iplik kutusu zarar kapsamına alınmadan, dava konusu öteki malzemelerin kullanma sürelerinin dolduğu tarihler itibariyle değerleri belirlenip, bunların toplam tutarı esas alınarak BK. nun 42. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun bir tazminata hükmetmektir.

    YARGITAY İLAMI

    Davacı SSK Genel Müdürlüğü vekili Avukat tarafından, davalı Remziye aleyhine 2/11/1998 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine bozma sonrası yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 29/5/2003 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili, duruşmasız olarak incelenmesi de davacı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 28/10/2003 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı adına kimse gelmedi, karşı taraftan davacı kurum vekili Avukat geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

    Dava, haksız eylem nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava kısmen kabul edilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.

    Yerel mahkemece daha önce verilen 16/5/2002 tarihli karar dairemizce;

    “a)Dava, davacı kuruma bağlı Ç… SSK Hastanesi sorumlu eczacısı olan davalının muhafaza ve sorumluluğu altındaki tıbbi malzemenin davalı tarafından gerekli önlemler alınmaması nedeniyle miadlarının dolması sonucu uğranılan zararın ödettirilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava zamanaşımından reddedilmiş kararın davacı tarafından temyizi üzerine verilen karar bozularak ve karar düzeltme istemi reddedilmekle yerel mahkemece bozmaya uyularak işin esasına girilmiş bu kez dava reddedilmiş davacı temyizi üzerine dairece kısmen de olsa zararın varlığı kabul edilerek karar bozulmuş, karar düzeltme istemi reddedilmiş, yine yerel mahkemece bozmaya uyularak bu karar ile dava aynen kabul edilmiş, karar davalı tarafından temyiz olunmuştur.

    Uyulan dairemizin 22.2.2001 tarihli bozma ilamında ilaçların az bir bölümünün, miadları dolmadan önce meydana gelen sel felaketinden zarar gördüğü diğer bölümünün ise zarar görmediği belirtilmiş ve buna göre tazminat miktarının belirlenmesi mümkün olmazsa Borçlar Kanunu’nun 42. maddesine göre takdiri gerektiği belirtilmiştir. Mahkemenin bu konuda yaptığı keşif ve incelemede ilaçların tamamının selden zarar gördüğü belirtilerek istem aynen kabul edilmiştir. Şu durumda uyulan bozma ilamı ile bilirkişi raporu çelişmektedir. Bu çelişkinin giderilmesinin maddi kanıtlar itibariyle olanaksız olduğu anlaşıldığından BK.42. maddesi gereğince tazminatın takdirinin uygun olacağı anlaşılmıştır.

    b)Ayrıca hüküm altına alınan zarar miktarı kapsamında yer alan 286 kutu ATR ipek iplik kutusunun kullanım süresi 1997 yılında dolmakta olup, davalının 1996 yılında emekli olduğu gözetilerek bu kalem istem yönünden sorumlu tutulması da doğru olmadığı gibi haksız fiil nedeniyle uğranılacak zararlarda zarar miktarı haksız fiil tarihinden hesaplanacağından her bir kalem için bu malzemelerin kullanma süresinin dolduğu tarih itibariyle uğranılan zararın belirlenmesi gerekirken dava tarihindeki zararın belirlenmesi de doğru görülmemiştir.” gerekçesiyle bozulmuştur.

    Yerel mahkemece bozmaya uyulmuş, ancak bozma gereği yerine getirilmeden, davacı zararının 6.841.350.000 TL olduğunu ileri sürmektedir, zarar miktarı belirlenememektedir, BK’nun 42. maddesi gereği, kurum zararının 7/10′unun davalıdan alınması karar verilmek gerektiği gerekçesiyle 4.778.945.000 TL’nın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

    Oysa dairemiz bozma kararı uyarınca mahkemece yapılacak iş, 286 kutu ATR iplik kutusu zarar kapsamına alınmadan, dava konusu öteki malzemelerin kullanma sürelerinin dolduğu tarihler itibariyle değerleri belirlenerek, bunların toplam tutarı esas alınarak BK’nun 42. maddesine göre hakkaniyete uygun bir tazminata hükmetmektir. Bu yönün gözetilmemiş olması bozmayı gerektirmiştir. Ayrıca davanın yukarıda belirtilen seyri ve bozmaya uyulduğu halde bozma gereğini yerine getirmeden karar verilmiş olması dikkate alınarak HUMK’nun 429. maddesi gereğince bundan sonraki yargılamayı yapmak üzere dosyanın Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesi uygun görülmüştür.

    SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın bundan sonraki yargılamayı yapmak üzere HUMK’nun 429/1. maddesi gereğince Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine ve temyiz eden davacı kurum vekili için takdir olunan 275.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 28/10/2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    4.HUKUK DAİRESİ

    Esas Karar

    2003/9694 2003/10875

    ÖZET

    Öncelikle davalıdan istenen zarar kalemlerinin neler olduğu ve her bir zarar kalemine ilişkin miktarların ayrı ayrı gösterilmesi istenmeli, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Diğer taraftan davalının, ilk kez memurluk görevine atandığı yerde, yine ilk kez açılan eczanede hiçbir eğitim verilmeden görevlendirildiği ve çevredeki hastanelere giderek bilgi edinme girişimlerine olanak verilmediği yönündeki savunması üzerinde de durularak bu durumun davacı yönünden bölüşük kusur oluşturup oluşturmayacağı da gözetilmelidir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı SSK Genel Müdürlüğü vekili tarafından, davalı Sinan aleyhine 29.4.1999 gününde verilen dilekçe ile davalının zimmetindeki ilaçların eksikliği nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kabulüne ilişkin 19.4.2002 tarihli kararın davalı tarafından temyizinin süresinde olmadığı gerekçesiyle reddine dair verilen 19.4.2002 günlü kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 30.9.2003 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili geldi, karşı taraftan davacı vekili gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

    Mahkeme kararının davalıya 7.2.2002 tarihinde tebliği üzerine 21.2.2002 tarihinde vermiş olduğu temyiz dilekçesinin, HUMK.nun 432. maddesinde gösterilen 15 günlük süre içinde olduğu anlaşıldığından, temyizin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle reddine ilişkin 19.4.2002 tarihli yerel mahkeme kararı kaldırılarak, süresinde verilmiş temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosyanın görüşülmesine geçildi.

    Dava, davalının sorumluluğunda yapılan ilaç alımları ve kullanımlarındaki usulsüzlüklerden kaynaklanan zararın ödetilmesine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ve karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.

    Davanın dayanağını oluşturan soruşturma raporunda, SSK hastanesinde eczacı olarak görev yapan davalının ilaç alımı ve kullanımı ile ilgili kayıtları düzenli olarak tutmamış olması nedeniyle sağlıklı bir sayım yapılamadığı açıklanmış ve hastane yönetimince bir komisyon oluşturularak bu sayımın yapılmasından sonra eksiklik belirlenirse davalının bundan sorumlu tutulması istenmiştir. Dava dosyasında soruşturma raporunda istenilen yönde hazırlanmış bir belgeye rastlanmamıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda da bu yönde bir bilgi yoktur. O halde öncelikle davalıdan istenen zarar kalemlerinin neler olduğu ve her bir zarar kalemine ilişkin miktarların ayrı ayrı gösterilmesi istenmeli, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Diğer taraftan davalının, ilk kez memurluk görevine atandığı yerde, yine ilk kez açılan eczanede hiçbir eğitim verilmeden görevlendirildiği ve çevredeki hastanelere giderek bilgi edinme girişimlerine olanak verilmediği yönündeki savunması üzerinde de durularak bu durumun davacı yönünden bölüşük kusur oluşturup oluşturmayacağı da gözetilmelidir. Tüm bu işlemlerin sonucunda zararın kapsamı tam olarak belirlenemeyecek olsa dahi BK.nun 42. maddesinin hakime tanıdığı takdir hakkı da kullanılmak suretiyle varılacak uygun sonuç uyarınca karar verilmelidir.

    Yerel mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu yetersiz ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ:Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davalı vekili için takdir olunan 275.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 30.9.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    3. Hukuk Dairesi

    Sayı:

    Esas Karar

    2003/14110 2003/14261

    ÖZET

    Dava konusu mecur SSK’ na aittir. Bu nedenle, 3917 Sayılı Yasa ile 3995 Sayılı Yasa ve 31.10.2000 Tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelik gereğince aylık kira parasının, “Devlet İstatistik Enstitüsü Tüketici Fiyat Endeksindeki artış oranından az olmamak üzere rayiç ve emsal değere göre” tespit edilmesi gerekir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Dava dilekçesinde kira parasının 17.12.2002 gününden başlayarak aylık, 165.000.000 lira olarak tesbiti istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile aylık kira parasının 160.000.000 TL olarak tesbiti cihetine gidilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

    Y A R G I T A Y K A R A R I

    Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

    Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.

    Dava konusu mecur SSK’ na aittir. Bu nedenle, 3917 Sayılı Yasa ile 3995 Sayılı Yasa ve 31.10.2000 Tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelik gereğince aylık kira parasının, “Devlet İstatistik Enstitüsü Tüketici Fiyat Endeksindeki artış oranından az olmamak üzere rayiç ve emsal değere göre” tespit edilmesi gerekir,

    Mahkemece, bu hususun dikkate alınarak, dosyada mevcut bilirkişi raporunda dava konusu yerin emsal ve rayice göre 200.000.000 TL kira getirebileceğinin belirtildiği ve davacı talebinin aylık 165.000.000 TL olduğu da gözönünde bulundurulup, talebe bağlı kalınarak aylık kira parasının tespiti gerekirken, raporda belirtilen miktardan indirim yapılmak suretiyle düşük kira parasına hükmedilmesi doğru değildir.

    Ancak, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden; hüküm fıkrası 1. paragraf 1. satırındaki “kısmen” ifadesinin silinmesine, yine hüküm fıkrası 1. paragraf 3. satırındaki “160.000.000TL” rakamının silinerek yerine “taleple bağlı kalınarak 165.000.000 TL” ifadesinin yazılmasına, yargılama giderine ilişkin hüküm fıkrası 3. paragrafın iptal edilerek yerine “Davacı tarafından sarf edilen 201.500.000 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine” ifadesinin eklenmesine, ayrıca davalı vekili için vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrası 4. paragrafındaki ” …red edilen miktar üzerinden hesaplanan 100.000.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine” ifadesinin hüküm fıkrasından çıkartılması suretiyle hükmün düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 8.300.000 lira fazla alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 11.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    12. Hukuk Dairesi

    Esas 2003 Karar

    16679 21045

    ÖZET

    SSK lehine kurulan ipoteğin konut kredisi için tanzim edildiği anlaşıldığına göre, bu ipoteğe rağmen şikayetçi meskeniyet şikayetinde bulunabilir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Yukarıda tarih ve numarası yazılı merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

    Borçlunun daha önce ipotek ettiği taşınmazı hakkında sonradan haczedilmezlik şikayetinde bulunabilmesi için ipoteğin mesken kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gereklidir. Aksi takdirde meskeniyet şikayetinden vazgeçilmiş sayılır. Somut olayda mercice şikayetin yukarıda açıklanan gerekçe ile reddedildiği görülmektedir. Ancak, dosyadaki belgelerden SSK lehine kurulan ipoteğin konut kredisi için tanzim edildiği tespit edildiğinden şikayetçi bu ipoteğe rağmen meskeniyet şikayetinde bulunabilir. O halde, işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

    SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mercii kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 28.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    12. Hukuk Dairesi

    Esas Karar

    2003/24472 2004/1232

    ÖZET

    Tahliye ilamı bir kira sözleşmesine dayalı olarak verilmiş ve boşaltılması istenen taşınmazda 3. bir kişi ile karşılaşmış ise, İİK’nın 41. maddesi nedeniyle olayda İİK’nın 276. maddesinin kıyasen uygulanması mümkündür.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Yukarıda tarih ve numarası yazılı merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

    Alacaklı SSK Genel Müdürlüğü vekili tarafından borçlu Temel hakkında, Zonguldak 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 13.08.2002 tarih ve 2002/363-508 sayılı tahliye ilamı nedeniyle icra takibine geçilmiş ve borçluya 53 örnek icra emri tebliğ edilmiştir. Takibin kesinleşmesinden sonra ilamın infazı için mahalline gidildiğinde tahliyesi istenen yerde kiracının bulunmadığı ve bir derneğin bulunduğu tespit edilmiştir. Bunun üzerine memurlukça İİK’ nun 276/2. maddesi gereğince bir karar vermek üzere dosyanın İcra Tetkik Mercii Hakimliği’ne sunulduğu anlaşılmaktadır.

    Tahliye ilamı bir kira sözleşmesine dayalı olarak verilmiş ve boşaltılması istenen taşınmazda 3. bir kişi ile karşılaşılmış ise, İİK’ nun 41. maddesi nedeniyle olayda İİK’ nun 276. maddesinin kıyasen uygulanması mümkündür. (Prof. Dr. Baki Kuru İcra ve İflas Hukuku 3. cilt sayfa: 2349)

    Somut olayda, Mercii Hakimliğinin gerekçesinde yukarıdaki ilke açıklanmış, ancak, hükümde gerekçeye aykırı biçimde ve olayda 276. maddenin uygulanma imkanının bulunmadığından söz edilerek istek reddedilmiştir. Üçüncü şahıs tahliyesi istenen yeri işgalde haklı olduğuna dair resmi bir belge sunamadığı için icra dairesince tahliyesi gerektiğine karar verilmelidir. Yasa hükümlerine aykırı biçimde hüküm tesisi isabetsizdir.

    SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mercii kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 23.01.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    HUKUK GENEL KURULU

    14.01.1979

    38/1366

    ÖZET

    Sigortalı olup olmamak çalışanın isteğine bağlı değildir.Kural olarak hizmet akdiyle çalışmanın çalışanı sigortalı kılacağı yasa hükmü gereğidir.Davacının bazı sorumlulukları nedeniyle başka isimde çalışması primleri ödediği sürelerin sosyal güvenlik hukuku bakımından gözönünde tutulmamasını gerektirmez.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    08.12.1983

    6120/6283

    ÖZET

    İşverenin çalışma olgusunu belirten kayıtları tutmamış ve belgeleri düzenlememiş olmasının sigortalının haklarını etkilemeyeceği yönü ortadadır.Zira sözüedilen kayıtların tutulmamış ve belgelerin düzenlememiş olması sigortalının iktidar alanı dışındadır,ve sigortalının iktidarı dışında kalan bu yasal ödevin işverence yerine getirilmemiş olmasının hukuksal sonuçlarının sigortalıya yükletilemeyeceği hususu da açıktır.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    31.10.1974

    5093/6350

    ÖZET

    Konut işyeri kapıcılığı işi, sözleşmeyi yapan koca tarafından değil karısınca yerine getirildiğine göre sigortalı sayılması gereken kişi karısıdır.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    19.06.1984

    3162/3499

    ÖZET

    Bir kimsenin hangi durumda ve hangi nitelikleri kazandığında sigortalı sayılacağı yönü SSK nu 2. Ve 6. Maddelerinde vurgulanmıştır.6. maddede işyerinde eylemli ya da bu anlamda yasaca kabul edilmiş bir çalışma olmadıkça o kimsenin sigortalı sayılmayacağı açık olarak belirtilmiştir.İşe giriş bildirgesi ise çalışma olgusu konusunda kesin bir kanıtlama belgesi değildir.Nihayet bu belge ile davacı hakkında işyerinde çalıştığı konusunda bir karineden söz etmek mümkündür.Bu bakımdan davalı Kurumun tutumu yönünden uyuşmazlığın temelini oluşturan bu çalışma olgusu konusunda gerekli inceleme ve soruşturma yapılmaksızın salt işe giriş bildirgesine dayanılarak davanın kabul edilmiş bulunması ……..bozma nedenidir.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    16.02.1982

    758/978

    ÖZET

    Apartman dört daireli olup kömür kaloriferlidir ve sigortalının oturduğu yer kalorifer kazanı yanındaki kapıcı dairesidir. Hayatın olağan akışına göre belirtilen şartlar dahilinde kapıcı çalıştırmak zorunludur.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    03.03.1981

    489/1170

    ÖZET

    SSK 3/II,C de öngörülen görev malüllüğü aylığı bağlanmış olanlar,olağan biçimde Kurumdan yazılı istekte bulunmamış olsalar dahi eğer ilgili primleri ödemişlerse ve bu ödemeyi Kurum kabul etmişse haklarında malüllük yaşlılık ve ölüm sigortaları uygulanır.Zira prim ödenmiş bulunması yazılı istek koşulu yerine geçer.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    25.10.1982

    4281/4544

    ÖZET

    Bir başka sosyal güvenlik kurumundan malüllük veya emeklilik aylığı almakta olanlar haklarında SSK nu anlamında malüllük.yaşlılık,ölüm sigortalarının uygulanabilmesinin görev malüllüğü aylığı bağlanmış olanlar için sözkonusu edilebileceğinin sözü edilen kanunun 3.maddesinin son fıkrasında açık ve kesin bir anlatımla belirlenmiş bulunmasına,kurala ayrık olmak üzere Yasaya konulmuş bu hükmün geniş şekilde yorumlanamayacağına,bundan ötürü görev mamüllüğünün adi malüllüğü de içermekte bulunduğunun söylenemeyeceğine ve davacının malüllüğünün görev malüllüğü olmayıp adi malüllük olduğunun olayda tartışma konusu teşkil etmeyeceğine göre………………………..

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    26.05.1985

    2890/3437

    ÖZET

    SSK’nun bu davanın yasal dayanağını oluşturan 3/II,C de öngörülen yazılı istek koşulunun bir geçerlik koşulu olmayıp ispat koşulu bulunmasına, fiili ödemenin yazılı istek koşulu yerine öncelik kuralı gereğince geçmiş sayılmasına ve uyuşmazlık tarihine kadar yazılı istek koşulu varmışcasına davacı sigortalı prime ilişkin edimini kabul eden davalı Kurumun bu tarihten sonra bu koşulun gerçekleşmediğinden bahsetmesinin MK 2 nin öngördüğü dürüstlük kurallarına uygun düşmeyeceğine göre……………………..

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    19.02.1981

    157/892

    ÖZET

    Dört işçinin çalıştığı bir işyerinde sekiz çırağın çalıştırılması hayatın olağan akışı ve deneyimlerine göre kuşkuyla karşılanması gereken bir durumdur bu nedenle o işyerindeki çalışma düzeni,işin niteliği,çırak denilen kişilerin yaşı,aldıkları ücretler ve var oldukları bildirilen çıraklık sözleşmeleri getirtilip yeterli bir incelemeye tabi tutulmalıdır. Böyle yapılmadan bu sekiz kişinin çırak olduklarının kabulü usul ve kanuna aykırı olduğu gibi kabul bakımından da çırakların 506 sayılı Kanunun 3. Maddesi uyarınca bazı sigorta kollarına bağlı bulunduklarının düşünülmemesi isabetsizdir.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    12.12.1980

    6616/7310

    ÖZET

    18 yaşını bitiren bir kişinin terzi dükkanı işyerinde ne gibi işlerde nasıl çıraklık yapacağı çalışma hayatının koşulları gözönüne alındığında anlaşılamamaktadır.Diğer taraftan çıraklığa ilişkin bir mukavele de yoktur.Ayrıca düzenlenen çalışma belgesinde de davacının her iki dönemde işçi olarak çalıştığı belirlenmiştir.Bu nedenlerle Mahkemece anılan hususlar gözönünde tutulup davanın tümden kabulüne karar verilmek gerekirken……….

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    17.01.1980

    7781/134

    ÖZET

    Bir kimsenin 14 yıldan beri bir işyerinde –özellikle ileri yaşlarda dahi-çırak olarak çalıştığını iler sürmesi yaşam deneyimlerine belirgin biçimde aykırıdır.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    28.01.1974

    128/1529

    ÖZET

    Eda davasını açılma olanağının bulunuşu, tesbit davasının açılmasını engellemez.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    9.HUKUK DAİRESİ

    24.12.1966

    12477/11862

    ÖZET

    Sosyal sigorta yardımları dışında Kurumdan istekte bulunulamaz.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    HUKUK GENEL KURULU

    03.12.1980

    1482/2439

    ÖZET

    Sosyal Sigortalar Kurumu 6672 sayılı Yasanın kapsamına giren müessese ve kurumlardan değildir.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    12. HUKUK DAİRESİ

    06.04.1976

    1702/4288

    ÖZET

    Özel hukuk ve özellikle takip hukuku açısından Kurum malları İ.İ.K. 82/I’de yazılı Devlet mallarından sayılmaz.Kurum alacağının devlet malı derecesinde imtiyazlı olduğu hükmü dahi Kurum aleyhindeki takipte haczedilemezlik imtiyazını sağlamaz.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. HUKUK DAİRESİ

    06.02.1984

    404/581

    ÖZET

    Kurum T.T.K. 12 gereğince tacir sayılamaz.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    HUKUK GENEL KURULU

    17.09.1980

    466/2138

    ÖZET

    Yasaya uygun başvuru üzerine yeterince inceleme yapmadan kıdem tazminatının verilmesinde bir sakınca bulunmadığını bildirmek suretiyle işten ayrılmasına yol açan davalı Kurumdan davacı işçinin uğradığı zararın tazminini istemeye hakkı vardır.

    Scroll To Top