Anasayfa / Yargı Kararları / Hizmet Akdi – İşe İade İle İlgili Yargıtay Kararları-2
  • A A A
  • Hizmet Akdi – İşe İade İle İlgili Yargıtay Kararları-2

    Sponsorlu Bağlantılar

    ÖNCEKİ

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2008/9-640 E.N , 2008/630 K.N.

    İlgili Kavramlar

    İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI

    İŞ AKDİNİN FESHİ

    İŞÇİLİK ALACAKLARI

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “İşçilik Alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 4. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 29.11.2006 gün ve 2005/28-2006/755 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 24.10.2007 gün ve 5440-31458 sayılı ilamı ile;

    (…Davacının davalıya ait yemekhane işyerinde çalışırken yedi kutu meyve suyu, beş ekmek, bir poşet yoğurdu işyerinin izni olmadan işyerinden çıkarırken yakalandığı, bu sebeple hizmet akdinin işveren tarafından feshedildiği anlaşılmaktadır. Davacının bu eylemi doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmadığından işverenin feshinin haklı fesih olarak kabul edilmesi gerekir. Başka dosyanın davacısının amirlerinin izni ile ekmek alan işçisiyle ilgili karar bu dosyaya emsal olamayacağından ihbar ve kıdem tazminatının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Dava, iş hukukundan kaynaklanan ihbar ve kıdem tazminatına ilişkindir.

    Mahkemece, davacı işçi tarafından evine götürülen yiyeceklerin hepsinin toplam değerinin çok az olduğu, olay nedeni ile herhangi bir uyarı yapılmadan ve disiplin cezası verilmeden, yapılan eylemle orantılı olmayan şekilde iş akdinin feshedildiği, bu nedenle feshin haksız olduğu anlaşıldığından, davacı lehine kıdem ve ihbar tazminatına hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

    Özel Dairece; yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuş, mahkemece direnilmiştir.

    Uyuşmazlık, iş akdinin feshinin haklı nedenlere dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır.

    İş akti karşılıklı edimler yükleyen bir sözleşme olup, işçinin sadakat borcu, işi bizzat görme, işi özenle görme ve itaat borcu gibi yükümlülükleri, bunun karşısında işverenin de; ücret ödeme, işçiyi gözetme, yardımda bulunma ve araç gereç temin etme borcu gibi yükümlülükleri bulunmaktadır.

    Somut olayda, davacı işçi 6.4.2000 tarihinde yemekhane sorumlusu olarak davalı işyerinde çalışmaya başladığı, tanık beyanlarına göre eski personel müdürlerinden itibaren gelen tüm müdürlerin artan yemeklerin döküleceğine ihtiyacı olanların evlerine götürmelerine izin verdikleri, davacı dışında başka işçilerin de zaman zaman artan yiyeceklerden evlerine götürdükleri, davacının da bu izin ve muvafakata dayalı olarak yemekhaneden artan yiyecek maddelerini evine götürdüğü, buna karşılık işverenin olaya konu gıda maddelerinin götürülmesi nedeniyle iş akdinin 25.6.2004 tarihinde feshedildiği anlaşılmaktadır.

    Tutanakla davacının evine götürdüğü tespit edilen yiyecekler; 5 adet ekmek, 7 adet küçük meyve suyu ve 1 poşet yoğurttan ibarettir.

    Dava konusu işyerinde, işçilere yemeklerin eksiksiz olarak verildiği, bekçilerin yemeklerinin ayrıldığı ve nöbet bitiminde onlara verildiği ancak, herkes yemeklerini yedikten sonra bazı yiyecek maddelerinin artabildiği, bu gibi arta kalan yiyecek maddelerinin ihtiyacı olan işçiler tarafından daha önceden verilen izine dayalı olarak evlerine götürüldüğü anlaşılmaktadır.

    Öte yandan, aynı işyerinde personel müdürü olarak çalışan tanık Z….. İ……..’nun da iş akti, arta kalan 2 adet ekmeği evine götürdüğü gerekçesi ile davacı işçi ile aynı gün feshedilmiş, bu işçi tarafından açılan dava sonunda Yargıtay incelemesinden de geçen Bursa 5.İş Mahkemesince 28.2.2006 gün ve 2005/58-37 sayılı kararında; “…Genel Müdürlük yapan bir bayanın izin verdiğinin söylenmesi nedeniyle yemekhaneden artan yemek ve ekmeklerin uzunca bir süredir davacı ve bir çalışan tarafından götürüldüğü, alınıp götürülmemesi halinde bunların döküleceğinin beyan edildiğinin anlaşılması karşısında, davacının eyleminin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-e maddesine girmediği ve davacının eyleminin güveni kötüye kullanma yada hırsızlık olarak nitelendirilemeyeceği anlaşıldığından davacı işçi lehine ihbar ve kıdem tazminatına hükmedilmesi gerektiği…” gerekçesi ile dava kabul edilmiştir.

    Davalı işveren Anayasanın 10.maddesinde de yer alan eşitlik prensibinin bir gereği olarak işçilere eşit davranmakla yükümlüdür. İş hukukunda hakim olan bir diğer prensip ise ölçülülük prensibidir. İşveren yapılan eylemle orantılı bir ceza vermelidir. Yapılan eylemle orantılı olmayan ve ölçüsüz olarak nitelendirilebilecek bir ceza mazur görülemez. Sonuç itibariyle fesihte bir cezadır. (Dr.Mustafa Kılıçoğlu, Doç.Dr.Kemal Şenocak, İş Güvencesi Hukuku, 2006, s:184 vd.)

    Hal böyle olunca; somut olayın özelliği itibariyle; işyerinin yemekhanesindeki yemek artıklarının önceki genel müdür ve personel müdürlerinden başlayarak verilen izin ve icazetlerle ihtiyacı olan işçiler tarafından uzun bir zamandan beri eve götürüldüğü, bu durumda davacının eyleminin güveni kötüye kullanma yada hırsızlık olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, dosya kapsamına göre davacı işçiye bu yemek artıklarını evine götürmemesi gerektiği yönünde bir uyarıda bulunulmadığı, daha önceden bu konuda bir disiplin işlemi yapılmadığı, aynı konumda bulunan bir başka çalışan yönünden yapılan feshin haksız olduğunun mahkeme kararı ile saptanmış bulunduğu hususlarının anlaşılmış olmasına göre; mahkemenin davacı işçi lehine ihbar ve kıdem tazminatına hükmedilmesi gerektiği yönündeki direnmesinin doğru olduğu sonucuna varılmıştır.

    Ne var ki, hükmedilen ihbar ve kıdem tazminatının miktarına yönelik olarak davalı vekilince ileri sürülen temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekmektedir.

    SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, yerel mahkemenin ihbar ve kıdem tazminatı verilmesi gerektiği yönündeki direnme kararı doğru olmakla birlikte, hükmedilen tazminat miktarına yönelik davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 9.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 15.10.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2001/1-150 E.N , 2001/254 K.N.

    İlgili Kavramlar

    ALACAK DAVASI

    HİZMET AKTİNİN FESHİ

    İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bornova İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 7.3.2000 gün ve 1988/539 E- 2000/169 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 3.7.2000 gün ve 2000/6964-10215 sayılı ilamı ile;

    (…1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir

    2. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacı işçinin 1990 yılları başında davalıya ait işyerinde üzüm ayıklama işinde çalışmaya başladığı ve bu çalışmasını 19.1.1998 tarihine kadar sürdürdüğü davalının daha sonra davacıyı çöp toplama işinde çalıştırmak istediği ancak davacının buna yanaşmadığı ve işini bırakıp gittiği anlaşılmaktadır.

    Mahkemece davacı işçinin işe girerken işverenin göstereceği her işi yapacağını taahhüt ettiği gerekçesi ile ihbar ve kıdem tazminatlarının reddine karar verilmiş ise de, bu taahhütnameye dayanılarak sonuca gidilmesi olanağı yoktur Gerçekten uzun yıllar ilk girdiği görevi devam ettiren bir kimsenin daha sonra çöp toplama gibi bir işe verilip, onun bu görevini yerine getirmesinin istenmesi objektif iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz. Bu somut olayda 1475 sayılı İş Kanunun 16/II-e maddesindeki işin esaslı tarzda değiştirilmesi yada başkalaştırılması hali sözkonusu olmaktadır ki böyle bir durum işçiye hizmet aktini haklı olarak feshetme yetkisi verir. Böyle olunca kıdem tazminatının hüküm altına alınması ihbar tazminatının ise reddedilmesi gerekir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda;mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN : Davacı vekili

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle davacının akdin feshinden önce, çalıştığı iş bölümünde yedi yıla yakın bir zaman eylemli bir şekilde devamlı çalıştığının anlaşılmasına, böylece oluşan, çalışmaya ilişkin bu olgunun yanlar arasında bir iş koşulu olarak kararlılık kazanmış olmasına daha sonra koşullar, daha ağır bir iş bölümünde görevlendirilmesinin anılan iş şartı karşısında M.K.nun 2.maddesine aykırı düşeceğinin açık bulunmasına göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

    S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 14.3.2001 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2001/9-187 E.N , 2001/214 K.N.

    İlgili Kavramlar

    HİZMET AKDİNİN FESHİ

    KÖTÜ NİYETLİ FESİH

    KÖTÜNİYET TAZMİNATI

    TAZMİNAT

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “alacak-tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 8.6.2000 gün ve 1999/932- 2000/332 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 7.11.2000 gün ve 12079 – 15529 sayılı ilamı ile;

    (…1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2-İşyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinin 33. maddesinde tenkisat sebebiyle işçi çıkarılma durumunda çıkarılan işçilerin yerine yeni işçi alınamayacağı, aksi halde işverence maddede yazılı olan hak mahrumiyeti tazminatının ödeneceği kurala bağlanmıştır. Davacı işçi açmış olduğu bu dava ile bu konuda da istekte bulunmuş, mahkemece isteğin kabulüne karar verilmiştir.

    Dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere göre, işyerine en son 08.11.1999 tarihinde yeni işçi alındığı anlaşılmaktadır. Davacı işçinin hizmet sözleşmesi ise 10.11.1999 tarihinde işverence yapılan bildirim ile feshedilmiştir. Fesih bildirim yazısının 03.11.1999 düzenleme tarihini taşıması bu sonucu değiştirmez. Gerçekten, fesih bozucu yenilik doğuran bir irade beyanı olup, karşı tarafa ulaştığı anda sonuçlarını doğurur. Böyle olunca, davacının hizmet sözleşmesinin feshinden sonra işyerine yeni işçi alınmadığından toplu iş sözleşmesinin anılan maddesindeki koşullar gerçekleşmemiştir. İstek konusu hak mahrumiyeti tazminatının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır.

    3.Toplu İş Sözleşmesinin 82. maddesinde düzenlenen 1475 sayılı Yasanın 13/3 maddesinde düzenlenen kötüniyet tazminatının ağırlaştırılmış bir şekli olup, aynı eylem sebebiyle iki kez ceza mahiyetinde isteğin hüküm altına alınması hatalıdır. Mahkemece daha ağır olan Toplu İş Sözleşmesinin 82. maddesinde düzenlenen tazminat hüküm altına alındığına göre 1475 sayılı Yasanın 13/3 . maddesine dayalı kötü niyet tazminatının reddi gerekir….) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN : Davalı vekili

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Dava, işçilik haklarından kaynaklanan tazminat ve alacak isteğine ilişkindir.

    Uyuşmazlık; 1475 sayılı İş Kanununun 13. maddesine dayalı kötüniyet tazminatı, TİS’ in 33 ve 82 maddelerinde düzenlenen tensikat ve ek tazminatlar noktasında toplanmaktadır.

    Davacı işçi vekili; davalı işverenin tensikat kararı aldığı halde önce 286 işçi alıp, daha sonra da 197 işçinin iş akitlerini tensikat kararına dayanarak sonlandırdığını, bu davranışının Toplu İş Sözleşmesinin 33 ve 82 maddelerinde düzenlenen tazminatları ve İş Kanununda yer alan kötüniyet tazminatını ödemesini gerektirdiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000.000 TL hak yoksunluğu tazminatı, 50.000.000 TL ek tazminat ve 1475 sayılı Yasanın 13. maddesi gereğince 50.000.000 TL de kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

    Davalı işveren vekili ; işçinin tüm yasal haklarının ödendiğini, isteğin yasal dayanağının olmadığını ifadeyle davanın reddini savunmuştur.

    Yerel Mahkemece; davacı işçi tarafından istenen her üç tazminata da hükmedilmiştir.

    Özel Dairece; yukarıda açıklanan nedenlerle ve davacı lehine sadece TİS’ in 82. maddesine göre tazminata hükmedilmesi, diğer tazminat taleplerinin ise reddi gerektiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.

    Mahkemece; önceki kararda direnilerek her üç tazminatın da birlikte hükmedilmesine karar verilmiştir.

    Somut olayda; Davalı işveren M… Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait işyerlerinde Belediye Encümeninin 05.05.1999 tarihinde işçi azaltılmasına karar vermesine karşın ; Toplu İş Sözleşmesinin “Tensikat ve İşçi Çıkarılması” başlıklı 33. maddesindeki kurala aykırı olarak, 01.05.1999-08.11.1999 tarihleri arasında işyerinde 286 yeni işçinin işe alındığı, yine en son 08.11.1999 tarihinde alınan işçi bulunduğu halde ” son giren ilk çıkar” kuralına uyulmadan kıdemli işçi olan davacının 9-10.11.1999 tarihinde hizmet akdinin feshedildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

    Davalının yaptığı fesih işlemi muvazaa yoluyla kendi yandaşlarına iş imkanı sağlamak için davacı ve arkadaşlarının iş akitlerini feshetmektir. Açıklanan bu maddi olgunun Toplu İş Sözleşmesinin 33. maddesinin özüne ve sözüne uygun dolamlı bir tutum içerisinde akdin feshi olduğu da açıktır.

    Bu kötüniyetli fesih Toplu İş Sözleşmesinin 33. maddesindeki kurala uyulmaması sonucunda gerçekleştiğinden anılan Toplu İş Sözleşmesinin “Ek Tazminat” başlıklı 82. maddesinde sadece haksız feshi düzenleyen ek tazminatın burada uygulanması düşünülemez. Gerek ek tazminat başlıklı TİS.nin 82. maddesi , gerek genel nitelikteki İş Kanununun 13. maddesinde düzenlenen kötüniyet tazminatının somut olayda açıklanan nedenle ayrıca uygulanmalarına olanak yoktur. Davalı işverenin fiilinin bir bütün olarak TİS .nin 33. maddesine aykırılık teşkil ettiği kabul edilmelidir. Bu nedenle olayda sadece Toplu İş Sözleşmesinin 33. maddesinin niteliği itibariyle kötüniyet tazminatını da kapsadığı düşüncesiyle uygulanması gerekir.

    Bu nedenlerle direnme kararı usul ve yasaya aykırı olup, açıklanan değişik gerekçeyle bozulması gerekir.

    S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 28.2.2001 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2007/9-13 E.N , 2007/17 K.N.

    İlgili Kavramlar

    FESİH BİLDİRİMİNE İTİRAZ VE USULÜ

    İŞ AKDİNİN FESHİNDE BİLDİRİM

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Ankara 16.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 26.10.2005 gün ve 77-1065 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 13.6.2006 gün ve 35065-17304 sayılı ilamı ile, (…Davacının ikramiye alacağı isteği 2001 yılı ekonomik mali kriz nedeniyle uygulaması kaldırılan ikramiyenin ödetilmesine ilişkin olup mahkemece işe iade davasının karar gerekçesindeki ibarelere dayanılarak kabul edilmiştir. Her ne kadar davacının iş sözleşmesinde yılda dört ikramiye ödenmesine ilişkin hüküm bulunmaktaysa da genel müdür yardımcısı pozisyonunda bulunan kişinin bu uygulamanın Yönetim Kurulu kararıyla 2002 yılında kaldırılmasından sonra bu konuda uyuşmazlık çıkarmaması işyeri koşulu oluşturur.

    Öte yandan işe iade davası ile işçi alacağı davasının birlikte görülmesi Dairemizce uygun bulunmadığından, Ankara 11. İş Mahkemesinin 24.12.2003 tarih ve 2003/1513-2201 sayılı kararı işe iade davası olarak yerel mahkeme kararı bozularak ortadan kaldırılarak yeni hüküm kurulmuştur. Anılan karara ilişkin Dairemiz kararının gerekçe kısmı maddi hataya dayandığından usulü kazanılmış hak doğmaz.

    Bu durumda emsal kararlar doğrultusunda davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalıdır….) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Fesih bildirimine itiraz ve usulü düzenleyen 1475 sayılı Mülga İş Kanununun 13/C, 4857 sayılı İş Kanununun 20/3.maddesinde; “İşe iade davaları” seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.

    Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388.maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların,mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık şüphe ve tereddüt uyardırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.

    İşe iade davasına ilişkin yerel mahkeme kararı, temyiz incelemesini yapan Yüksek Dairece bozularak ortadan kaldırılmış, kesin olarak hüküm yeniden kurulmuştur.

    Yerel mahkemece; açılıp kesinleşen işe iade davasında Yüksek Dairece verilen bu kararın gerekçe bölümünde, ikramiye alacağına ilişkin olarak yer alan bir ifadenin, ikramiye alacağına ilişkin açılmış olan eldeki davada kesin delil, usuli kazanılmış hak oluşturacağı belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

    İşe iade davaları, nitelikleri gereğince diğer işçilik alacakları istemine ilişkin davalar ile birlikte görülmemektedir.

    Yüksek Dairenin, “işe iade davası” olarak ele aldığı bir dosyanın temyizi sonrasında verdiği kararın hüküm fıkrasında yer almayan bir hususun, kararının gerekçe kısmında yer almış olması maddi hataya dayalı bulunmaktadır.

    Bilindiği üzere usul kuralları kamu düzeni ile doğrudan bağlantılı olup, bozma kararının gerekçesinde yapıldığı belirlenen maddi hata, taraflar yararına usuli kazanılmış hak oluşturmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.3.2002 gün ve 2002/8-183-187 sayılı kararı).

    Maddi hataya dayalı olduğu anlaşılan ifadenin, eldeki ikramiye alacağına ilişkin bu davada usuli kazanılmış hak, kesin delil oluşturmayacağı hukuksal gerçeği karşısında, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

    SONUÇ:Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 17.1.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2006/9-621 E.N , 2006/673 K.N.

    İlgili Kavramlar

    FESİH BİLDİRİMİNE İTİRAZ VE USULÜ

    İŞE İADE

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “işe iade” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 14. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 28.2.2005 gün ve 404-390 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 3.10.2005 gün ve 23621-32038 sayılı ilamı ile,

    (…Davacı işe girdiği tarihten itibaren Ego Genel Müdürlüğü emrinde çalıştığını, E…Genel Müdürlüğünün kadrolu işçilerinin haklarından yararlandırılmamak için muvazaalı sözleşmelerle davalı B….. işçisi gibi gösterildiğini, hizmet akdinin geçerli bir nedene dayanılmadan davalı B….. tarafından yapılan bildirimle sona erdirildiğini, gerçekte fesihin sendika üyesi olmasından ve davalı Ego aleyhine dava açmasından kaynaklandığını ileri sürerek, feshin geçersizliğine, işe iadesine, tazminat ve boşta geçen süre ücretinin belirlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı B….., davacının açtığı davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, sendikal nedenin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiş; davalı E.. da, davacının kendi işçisi olmadığından husumet yöneltilemeyeceğini, arada alt-üst işveren ilişkisi bulunmadığını, söz konusu davanın da bekletici mesele yapılması gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

    Mahkemece feshin geçersizliğine, işe iadeye ve sonuçlarına hükmedilmiştir.

    Uyuşmazlık davacı işçi ile davalılar arasındaki çalışma ilişkisi hukuki niteliğinde toplanmaktadır.

    4857 sayılı İş Kanununa göre sözleşmeleri Kanun hükümleriyle getirilen sınırlamalar saklı kalmak koşuluyla, ihtiyaçlara uygun türde düzenlenebilirler.

    İş sözleşmeleri belirli veya belirsiz süreli yapılır. Söz konusu sözleşmeler çalışma biçimleri bakımından tam süreli veya kısmi süreli yahut dönem süreli ya da diğer türde yapılabilir.

    Geçici İş İlişkisi (Ödünç İş İlişkisi) 4857 sayılı İş Kanunu ile getirilen yeni bir sözleşme türüdür. Üçlü bir şekilde ortaya çıkar şirket topluluklarında veya holdinglerde vasıflı işgücü ihtiyacının karşılanmasına yöneliktir. Buna göre, İşveren devir sırasında yazılı rızasını almak suretiyle bir işçiyi holding bünyesi içinde veya aynı şirketler topluluğuna bağlı başka bir işyerinde veya yapmakta olduğu işe benzer işlerde çalıştırılması koşuluyla başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devrettiğinde geçici iş ilişkisi gerçekleşmiş olur.

    5272 sayılı Belediyeler Kanununun 15.maddesine göre; toplu taşıma hizmetleri imtiyaz ve tekel oluşturmayacak şekilde ruhsat vermek suretiyle yerine getirilebileceği gibi, toplu taşıma hatlarını kiraya verme veya 67.maddedeki esaslara göre hizmet satın alma yoluyla yerine getirilebilir.

    Somut olayda, Ankara H….. ve O…… İşletmesi Genel Müdürlüğü ile B…. B…. Ulaşım ve D…. Hizmetleri Proje Taahhüt Sanayi ve Ticaret AŞ.arasında Hizmet Alım Sözleşmesi yapılmıştır. Anılan sözleşme ile E… Genel Müdürlüğü bünyesindeki araçlarda 1500 şoför personel çalıştırılmıştır. Davacı da bu işçilerdendir.

    Bu durumda uyuşmazlığın 4857 sayılı İş Kanunun yedinci maddesinde sözü edilen geçici iş ilişkisi bağlamında çözümü gerekir.

    Aynı Kanunun 2/VI.maddesinde sözü edilen asıl işyeren-alt işveren ilişkisinin bu uyuşmazlıkta uygulama yeri yoktur. Hizmet alım sözleşmesini karşılayan sözleşme tipi geçici iş ilişkisidir.

    Mahkemece uyuşmazlığın geçici iş ilişkisi kapsamında, çözümlemesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN: Taraf vekilleri

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    1-Davacı vekili, 13.02.2006 tarihinde direnme kararını temyiz etmiş ise de, mahkemece tasdik edilen 21.02.2006 günlü dilekçe ile temyiz talebinden vazgeçtiğini açıklamıştır. Adı geçen vekilin vekaletnamesinde temyizden feragat yetkisi bulunmaktadır.

    Açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

    2-Davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince:

    4857 sayılı İş Kanununun “Fesih bildirimine itiraz ve usulü” nü düzenleyen 20.maddesi;

    “İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir.Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.

    “Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

    “Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.

    “Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir.”

    Hükmünü getirmiştir.

    Genel Kurulun önüne gelen uyuşmazlıkta ön sorun, 4857 sayılı İş Kanununun 20/3.maddesinde yer alan “mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması” kuralından ne anlaşılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

    Anılan düzenlemede yer alan, iş akdinin feshinin geçersizliğine ilişkin olarak açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde en kısa süre yoksun kalması ilkesinden doğmuş, bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır.

    Benzer nitelikteki düzenlemelere; 2821 sayılı Sendikalar Yasasının 4.maddesi, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 3, 12, 15 ve 60. maddelerinde de yer verilirken iş hukukuna yön veren temel ilke ve düşüncelerden hareket edildiği, Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.1985 gün 1984/9-834 Esas ve 1985/201 Karar sayılı kararında da, benzer bir konunun ele alındığı görülmüş ve 2822 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer verilen “Yargıtay’ca … kesin karara bağlanır.” hükmü ile yasa koyucunun burada bozma kararına karşı direnme yolunu kapamayı amaçladığının vurgulandığına işaret edilmiştir.

    Açıklanan nedenlerle, kesin karar verme hususundan, Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğu, bunun için de direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça, “Yargıtay’ca kesin olarak karara bağlanır” demek suretiyle, bozma kararına karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.

    O halde Özel Dairenin bozma kararına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

    Direnme kararı belirtilen nedenlerle bozulmalıdır.

    SONUÇ : 1- Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin feragat nedeniyle REDDİNE,

    2- Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harçlarının geri verilmesine, 18.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2007/9-178 E.N , 2007/179 K.N.

    İlgili Kavramlar

    HİZMET SÖZLEŞMESİ

    SÖZLEŞMENİN FESHİ

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 3.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 26.04.2005 gün ve 2004/1497-2005/518 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 20.02.2006 gün ve 2005/22117-2006/3839 sayılı ilamı ile:

    (…1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2-Davacının öğretmen olarak işe girdiği davalı işyerinde genel müdürlük kadrosu kaldırılarak iş sözleşmesi feshedilmiştir.

    Davalının davacının sözleşmesini fesih yoluna gitmeyip öğretmenlik teklifi edebilecekken bu yola gitmediği görülmektedir. Yaptığı işin niteliği nedeniyle belirli süreli iş sözleşmesi yapılması mümkün olan davacıya iş sahibinin iş vermekte temerrüde düşmesi sonucu bakiye süre ücretinin tazminat olarak hüküm altına alınması isabetli ise de; B.K.nun 325.maddesi uyarınca davacının kazanmaktan kasten feragat ettiği miktar ile çalışmamaktan dolayı tasarruf ettiği kısım için bir miktar indirime gidilmeden mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN : Davalı vekili

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Dava, iş akdinin feshi nedeniyle çalışılmayan süre ücretinin tahsili istemine ilişkindir.

    Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, vasıta ve giyim giderlerinden tasarruf yapılabileceği düşüncesiyle mahrum kalınan süre ücretinden bir miktar indirime gidilerek, anılan devrede çalışma ile elde edilecek kazançlarla ilgili tasarrufların mahsubunun da yapılması gerektiği görüşü ifade edilmiştir. Yerel mahkemece; iş akdinin feshi tarihinde öğrenim döneminin başlamış olduğu, bu itibarla da, davacının herhangi bir yerde iş bulma olasılığının çok düşük seviyede bulunduğu belirtilerek, tazminattan bu yönde bir indirime gidilmeyerek, istemin kabulüne karar verilmiştir.

    Alacaklının temerrüdü hakkındaki Borçlar Kanununun 90.maddesindeki genel hükümden ayrı olarak iş sahibinin temerrüdünü özel bir şekilde düzenleyen aynı Kanununun 325.maddesi “İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse işçi taahhüt ettiği işi yapmaya mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti istiyebilir. Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyi mahsup ettirmeye mecburdur.” hükmünü içermektedir.

    Maddenin ilk fıkrası, ayni Kanunun 90.maddesinin hizmet sözleşmesindeki bir uygulama alanını oluşturmaktadır. İş sahibinin gerçekleşecek temerrüdünün sonucu olarak işçi bu maddeye dayanarak, gerçekten iş görmüşçesine ücret istemek hakkına sahip olmaktadır.

    Bununla birlikte, sözleşmenin yerine getirilmesinden kurtulması, işçinin tamamıyla başka bir iş yapmaması sonucunu vermemektedir. Çalışma gücü serbest kaldığı için işçi yeni bir iş bulmak yoluna gidecek ve o işten sağlayacağı kazancı, mütemerrit işverenden alacağı ücretinden indirecektir. Ancak burada işçinin sadece mutat iş zamanı içinde kazanacağı para söz konusudur. Bu arada işçinin işini yapmaması yüzünden tasarruf ettiği giderler de ücretinden indirilir. Bu giderlerin içine ulaşım, giyim ve somut çalışma ilişkisine göre değişik gereç ve malzeme giderleri girmektedir.

    Öte yandan, işçinin kazanmaktan kasten kaçındığı para dahi mahsup işlemine tabi tutulacaktır. BK.nun 325/2.fıkrasında öngörülen bu kural, aynı maddenin 1.fıkrasında dile getirilen kuralın kötüye kullanılmasını ve iyiniyet kurallarına aykırı olarak zararı arttırıcı davranışı önlemek ve dolayısıyla “gayri safi zarar miktarını tenzil suretiyle tazmin edilecek zararın doğru ve gerçek miktarını tayine yarayan veya ücreti hakkaniyete uygun bir miktara indirgeyen bir kuraldır. Bu suretle mahsup edilen miktar takastan farklı olarak mütekabil bir alacak değildir” (V.Tuhr-Borçlar Hukukunun Umumi kısmı-Cilt I ve II Ankara 1983-Sayfa 685 ).

    Yukarıda değinildiği gibi, BK.nun 325/2.maddesinde sözü geçen mahsup deyimi, alacağın hesabına ilişkin bir itirazı ifade etmektedir.

    Anılan maddede öngörülen indirime esas olan miktarlar birer karşı alacak değildir.

    Bu itibarla, haksız ve sebepsiz olarak feshedilen iş sözleşmesi dolayısıyla ücret istenmesi halinde BK.nun 325/2.madde hükmünün, davalının isteği olup olmadığına bakılmaksızın mahkemece doğrudan doğruya uygulanması gerekecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.1984 gün ve 1981/9-761 Esas, 1984/52 Karar sayılı Kararı).

    O halde, yukarıdan beri vurgulanan ilke uyarınca, dayalı tarafından hizmet sözleşmesi feshedilen ve çalışma gücü serbest kalan davacının öğrenim derecesi, mesleki formasyonu, sosyal durumu, yetenekleri ve yaşı gözetilerek, aynı veya pek yakın koşullarla iş gücünü ne kadar süre içinde değerlendirebileceği ve ne oranda bir kazanç sağlayabileceği hususunun tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz kanıtlara dayanılarak eski kararda direnilmesi bozmayı gerektirir.

    SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 28.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2004/9-644 E.N , 2004/643 K.N.

    İlgili Kavramlar

    İŞE İADE DAVASI

    KESİN KARAR

    Özet

    (4857 S. İŞ K. M. 20)

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “işe iade” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Ankara Ondördüncü iş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 17.3.2004 gün ve 2004/110-117 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 7.6.2004 gün ve 2004/9669-15327 sayılı ilamı ile;

    (…İş sözleşmesinin geçerli bir neden olmadan salt emekliliğe hak kazandığı gerekçesi ile feshedildiğini belirten davacı, 4857 sayılı İş Kanununun 18. ve devamı maddeleri uyarınca feshin geçersizliğine işe iadesine, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre için ücret alacağına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece istek kabul edilmiştir. Geçersizliğe gerekçe gösterilen nedenler, 2003 yılı içinde gerçekleştirilen fesihler için verilen kararlara esas alınan nedenlerdir. Her dava, dava tarihindeki koşul ve maddi olgular içinde değerlendirilmelidir. Nitekim davalı işveren davacı ile ilgili fesih gerekçesinde, 2003 yılındaki fesih nedenlerinden başka, Daire Başkanlıkları ve müdürlüklerin azaltıldığını, tasarruf tedbirlerine gittiğini, 2003 yılı sonu itibariyle zararın olduğunu belirtmektedir. 2003 yılı fesihlerin geçersiz sayılmasında, o tarihteki şartlar ve maddi olgular değerlendirilmiş, davalının öncelikle tasarrufa gitmesi gerektiği, yeni işçi alınmaması gerektiği belirtilmiştir. Somut bu maddi ve hukuksal olgulara göre, fesih sebebi gösterilen yeni savunma nedenleri üzerinde durulmalı, bu konular açıklığa kavuşturulmalı, davacının yaptığı iş dikkate alınarak, davalının davacıya ihtiyacı olup olmadığı araştırılmalı, gerekirse işyeri kayıtları üzerinde bilirkişi marifetiyle inceleme yapılarak sonuca gidilmelidir. Eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır…)

    gerekçesiyle oybirliği ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki karar direnilmiştir.

    Temyiz Eden : Davalı vekili

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    A- Davacının isteminin Özeti; Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde çalışmakta iken SSK’dan yaşlılık aylığı almaya hak kazandığı, davalı işyerinin zarar ettiği yönündeki gerekçelerle iş sözleşmesinin feshedildiğini, feshin geçerli bir sebebe dayanmadığını belirtilerek; “feshin geçersizliğinin tespitine, davacının işe iadesine ve işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre için ücret alacağına” karar verilmesini istemiştir.

    B- Davalının Cevabının Özeti; Davalı vekili, yeniden yapılandırma çalışmaları ve işyerinde otomasyona geçilmesi nedeniyle istihdam fazlalığının oluştuğu, ayrıca ekonomik kriz nedeniyle oluşan zarar nedeniyle emekliliğe hak kazanmış personelin iş akitlerinin tüm yasal hakları verilerek Yönetim Kurulu kararı ile sona erdirildiğini, feshin geçerli nedene dayanması nedeniyle de davanın yerinde olmadığı nedenle reddi gerektiğini savunmuştur.

    C- Yerel Mahkemenin Kararının Özeti; Yerel mahkeme, davalı işverenliğin zarar ettiği hususunda dosyaya delil sunulmadığı, davacının yaşlılık aylığına hak kazandığı iddiasının ise iş akdinin feshi için haklı bir neden oluşturmayacağı gerekçesi ile “davanın kabulüne” karar vermiştir.

    D- Temyiz Evresi ve Direnme; Hüküm, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıya aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, yerel mahkeme bu bozmaya karşı özetle; “4857 sayılı İş Yasasının fesih bildirimine itiraz ve usulü başlıklı 20. maddesinin 3. fıkrası işe iade ile ilgili davaların seri muhakeme usulüne göre 2 ay içinde sonuçlandırılacağını, mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay’ca bir ay içinde kesin olarak karar verileceğine amirdir. Bu durumda Yargıtay Dairesinin mahkeme kararına karşı yeniden yargılama yapılmak üzere bozma kararı verme yetkisi kaldırılmış olmaktadır. Yargıtay Dairesince mahkeme kararının bozulmasına karar verildiği takdirde,

    Yargıtay’ca davanın esası ile ilgili hüküm oluşturularak kesin karar verileceği, yasal düzenlemenin gereğidir. Verilen bozma kararı Yasanın amir hükmüne aykırı olmakla, bu usulü nedenle önceki kararda direnilmesinin gerektiği” gerekçesi ile direnme kararı vermiştir.

    E- Maddi Olay; Davacı işçi, davalı Genel Müdürlüğe bağlı insan Kaynakları Müdürlüğünde daimi kadroda çalışmakta iken, işverence sıralanan bir kısım olumsuz ekonomik nedenler ile, işletmenin otomasyona geçmesi, yeniden yapılandırma çalışmaları çerçevesinde bazı müdürlük ve başkanlıkların kapatılması sonucunda işgücü fazlalığının ortaya çıkması ve davacının SSK’dan yaşlılık aylığına hak kazanmış olması gibi diğer bir kısım nedenlerle iş akdinin 7.1.2004 tarihinden geçerli olmak üzere “toplu işten çıkarma kapsamında” işçilik hakları verilmek üzere feshedildiği, davanın yasal süre içinde açılmış olduğu görülmektedir.

    F- Gerekçe; Görüldüğü üzere, direnme kararını veren yerel mahkeme, iş Kanununun 20/3. maddesi uyarınca Yargıtay Özel Dairesinin böyle bir hükmü uygun bulmaması halinde bozup geri çeviremeyeceği ve kendisinin davayı kesin olarak sonuçlandırması gerektiği görüşündedir.

    Sorunun çözümü için dayanılan 4875 sayılı iş Kanunun 20. maddesi ile maddenin kaynak aldığı uluslararası sözleşmelerinin incelenmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

    Türkiye tarafından 3999 sayılı Kanunla 1994 yılında onaylanan “Hizmet ilişkisine işveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı (ILO) Sözleşmesi” ile, hizmet ilişkisine haksız olarak son verildiği kanısında olan bir işçiye, mahkeme, iş mahkemesi, hakemlik kurulu veya hakem gibi tarafsız bir merci nezdinde itirazda bulunma hakkı tanınmış, belirtilen bu mercilerin, son verme nedenlerini ve davayla ilgili diğer vakıaları incelemeye ve son vermenin haklı olup olmadığına dair bir karar vermeye, taraflarca getirilen kanıtlar ve ulusal mevzuat ve uygulamaların öngördüğü usuller çerçevesinde son verme nedeni üzerinde bir sonuca varmaya yetkili kılınmaları gerektiği belirtilmiştir.

    158 sayılı Sözleşme doğrultusunda hazırlanan iş güvencesi yasa tasarısı 4773 sayılı Kanun ile kabul edilmiş, ardından 4857 sayılı iş Kanununda yerini almıştır.

    Anılan Kanunun “Fesih bildirimine itiraz ve usulü”nü düzenleyen 20. maddesi;

    “İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.

    “Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir, işçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

    “Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.

    “Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir. “

    Hükmünü getirmiştir.

    Genel Kurulun önüne gelen uyuşmazlık, 4857 sayılı iş Kanununun 20/3. maddesinde yer alan “mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması” kuralından ne anlaşılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

    Anılan düzenlemede yer alan, iş akdinin feshinin geçersizliğine ilişkin olarak açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde en kısa süre yoksun kalması ilkesinden doğmuş, bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır.

    Yerel mahkeme, yukarıda da belirtildiği üzere, Yargıtay’ın ilgili Dairesinin önüne gelen hükmü bozup geri çeviremeyeceği, uygun bulmaması durumunda kendisinin davayı kesin biçimde sonuçlandıracağı düşüncesindedir.

    Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca; yasanın sözünden çıkan anlam, özünden çıkan anlamla bağdaşmıyorsa kabul edilemez. Yasa hükmünün özünün araştırılması ise onun amacının belirlenmesini zorunlu kılar.

    Bu itibarla, yorum yapılırken doğru sonuca ulaşılabilmesi için iş yasası kuralının amacının (ratio legis) araştırılması gerekir.

    Şu hususta kuşku duyulmaması gerekmektedir; temyiz üzerine önüne gelen kararı inceleyen Özel Daire, dosya içeriğini kendisini sonuca götürecek mahiyette gördüğü takdirde kararını kesin olarak verecektir. Ancak, Özel Daire dosya içeriğini, kesin olarak karar vermeye yeterli bulmadığında eksikliklerin giderilmesi amacıyla hükmü bozacak ve giderilmesini yerel mahkemeden isteyebilecektir. Bir başka anlatımla, Yargıtay Özel Dairesinin bu uyuşmazlığı nihai olarak neticelendirebilmesi için, iş akdinin feshinin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı olgusunun, dosya içeriğinden tam olarak anlaşılır olması gerekir. Madde ile kesin olarak karar vermeden amaçlanan, yerel mahkemenin dosyasının içeriğinin Özel Daireyi karara götürecek nitelikte olmasıdır.

    Çünkü Yasa, iş akdinin feshinin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığının belirlenebilmesi için taraflara kanıtlama külfeti yüklemiştir. Önemli olan, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda belirttikleri olguların, dayanakları olan bilgi ve belgelerin karara esas olmak üzere dosyaya yansıtılmış olmasıdır. Mahkemece, taraflarca ileri sürülen olgular ve dayanağı delillerin toplanması koşuluyla verilecek karar, Yargıtay’ca gerektiğinde tekrar ele alınıp kesin sonuca bundan sonra ulaşılabilecektir.

    Avrupa insan Hakları Sözleşmesinin, adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesi ile herkes, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklarda hakkaniyete uygun yargılama yapılmasını isteme hakkına sahiptir, iş hukuku çerçevesinde hak ve yükümlülükler, maddede belirtilen “medeni hak ve yükümlülükler” kapsamında ele alınmaktadır.

    Benzer nitelikteki düzenlemelere; 2821 sayılı Sendikalar Yasasının 4. maddesi, 2822 sayılı Toplu iş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 3, 12, 15 ve 60. maddelerinde de yer verilirken iş hukukuna yön veren temel ilke ve düşüncelerden hareket edildiği, Hukuk Genel Kurulu’nun 13.3.1985 gün 1984/9-834 Esas ve 1985/201 Karar sayılı kararında da, benzer bir konunun ele alındığı görülmüş ve 2822 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer verilen “Yargıtay’ca …kesin karara bağlanır. ” hükmü ile yasa koyucunun burada bozma kararına karşı direnme yolunu kapamayı amaçladığının vurgulandığına işaret edilmiştir.

    Belirtilen nedenlerle; tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda ikame edilmek istenen kanıtlar dosyaya yansıtılarak, sonrasında hüküm kurulmasında yasal zorunluluk vardır. Ancak maddede yer alan, “Yargıtay kesin olarak karar verir” kuralından hareketle uyuşmazlığın eksiklikler de içerse her halükarda Yargıtay Özel Dairesince sonuçlandırılmasını beklemek doğru değildir.

    Açıklanan nedenlerle, kesin karar verme hususunun Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğunu amaçladığı, bunun için de direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça, “Yargıtay’ca kesin olarak karara bağlanır” demek suretiyle, bozma kararına karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.

    O halde Özel Dairenin bozma kararına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.

    SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda açıklanan ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 1.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2006/9-613 E.N , 2006/644 K.N.

    İlgili Kavramlar

    ÇALIŞMA KOŞULLARINDA DEĞİŞİKLİK

    Özet

    ÇALIŞMA KOŞULLARININ HUKUKİ TEMELLERİ; ANAYASA, YASA HÜKÜMLERİ, TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ VE İŞVERENİN YÖNETİM HAKKIDIR. TARAFLAR YAPACAKLARI DEĞİŞİKLİK SÖZLEŞMESİ İLE EMREDİCİ YASA HÜKÜMLERİNE VE TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ HÜKÜMLERİNE AYKIRI OLMAMAK KAYDIYLA ÇALIŞMA KOŞULLARINDA DEĞİŞİKLİK GERÇEKLEŞTİREBİLİRLER. İŞVEREN YÖNETİM HAKKI ARACILIĞIYLA İŞÇİNİN EDİMİNİ TÜR, YER VE ZAMAN OLARAK ŞEKİLLENDİREBİLİR.

    1475 SAYILI KANUNDA ÇALIŞMA KOŞULLARINDA ESASLI DEĞİŞİKLİK KAVRAMI ÖZEL OLARAK DÜZENLENMEMEKLE BİRLİKTE, İŞVERENCE ÇALIŞMA KOŞULLARININ ESASLI ŞEKİLDE DEĞİŞTİRİLDİĞİ HALLERDE, İŞÇİYE İŞ SÖZLEŞMESİNİ HAKLI NEDENLE FESİH İMKÂNI TANINMIŞTI. 4857 SAYILI ÎŞ KANUNU İSE ÇALIŞMA KOŞULLARINDA ESASLI DEĞİŞİKLİK OLMASI DURUMUNU 22. MADDESİ İLE ÖZEL OLARAK DÜZENLEMİŞ VE BİR PROSEDÜRE BAĞLAMIŞTIR.

    1475 SAYILI KANUN ZAMANINDA YAPILAN İŞ SÖZLEŞMELERİNDE, ÇALIŞMÛ KOŞULLARININ DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINI SAKLI TUTAN KAYITLARIN, 4857 SAYILI KANUNUN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNDEN SONRA GEÇERLİ OLMAYACAĞINA İLİŞKİN ÖZEL BİR DÜZENLEME OLMADIĞINDAN, BU KAYITLAR GEÇERLİ OLACAKTIR. BUNUNLA BİRLİKTE İŞ SÖZLEŞMELERİNDEKİ BU TÜR DEĞİŞİKLİK KAYITLARI HAKKANİYET DENETİMİNE TABİDİR. BU BAĞLAMDA İŞYERİ DEĞİŞİKLİĞİ İŞ, ÜCRET VE DİĞER ÇALIŞMA KOŞULLARI BAKIMINDAN DEĞİŞİKLİK GETİRMEDİKÇE GEÇERLİ OLMAKTADIR.

    SOMUT OLAYDA; DAVALI ŞİRKETÇE, GEÇERLİ DEĞİŞİKLİK KAYDINA İSTİNADEN İSTANBUL’DA AYNI ŞARTLAR VE UNVAN İLE İŞE BAŞLAMASI İSTENMESİNE RAĞMEN, İŞE BAŞLAMAYAN DAVACI İŞÇİNİN İŞ AKDİNİN FESHİ, HAKLI BİR FESİH OLUP, DAVACININ KIDEM VE İHBAR TAZMİNATI İSTEKLERİNİN REDDİ GEREKİR.

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (A… İş Mahkemesi)’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.12.2004 gün ve 2003/1354 E. 2004/1328 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesinin 09.11.2005 gün ve 4540-35429 sayılı ilâmı ile; (…1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanunî gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2- Dava iş sözleşmesinin haksız feshinden doğan tazminat ve alacak davasıdır.

    Mahkemece istekler kısmen hüküm altına alınmış, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

    Davacı dava dilekçesinde, Ankara’daki davalı işyerinde yazılım uzlmanı olarak çalışırken İstanbul’daki işyerine gönderildiğini, 4857 sayılı İş Kanu-nu’nun 22. maddesi gereğince bu değişikliği kabul etmeyince iş sözleşmesinin aynı Kanunun 25/2-g maddesi gereğince feshedildiğini ifade etmiştir.

    Davalı işveren işçinin işyerini aralarında yapılmış iş sözleşmesinin beşinci maddesine göre her zaman değiştirebileceğinden söz ederek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece nakil eyleminin 22. maddeye aykırı olduğu kabul edilmiş, kıdem ihbar tazminatları ile bir kısım işçilik alacaklarına hükmedilmiştir.

    Uyuşmazlık 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesinin somut ©laya uygulanma şeklinin yorumundan kaynaklanmaktadır.

    Söz konusu maddeye göre yapılan fesihler öğreti ve yargı kararlarında yetkisizlik adıyla değişiklik fesihleridir.

    İş sözleşmesinde çalışma koşullarının değiştirilmesinin saklı tutulması ise saklı tutma kayıtlarıdır. Genişletilmiş yönetim hakkı da denilebilir.

    Değişiklik kayıtları hakkaniyet denetimine tabidir. Başka bir anlamımla yargısal denetime tabidir. Söz konusu kayıtlar dürüstlük kuralına uygun olarak kullanılmalıdır.

    Öte yandan değişiklik kayıtları 1475 sayılı Kanun zamanında düzenlenmiş olsa ve 4857 sayılı Kanun zamanında fesih olması durumunda da bu kayıtlar geçerlidir. 4857 sayılı Kanunun önceki kanun zamanında yapılan sözleşmelere uygulanması gerekeceği hakkında özel bir madde bulunmamaktadır.

    Somut olayda, iş sözleşmesi 01.11.2002 tarihinde yapılmıştır. Sözleşmenin beşinci maddesine göre, “Şirket, işlerinin icabı olarak sözleşmeli personeli Ankara’da ve ülke içinde herhangi bir yerde şirket bünyesi içinde ve dışında diğer kuruluş ve müesseselerde çalıştırabilir.”

    Bu bir değişiklik kaydıdır.

    Şirket genel merkezi İstanbul’da faaliyet göstereceği gerekçesi objektif bir gerekçedir. Dürüstlük kuralına aykırı bir değişiklik de bulunmamaktadır.

    18.09.2003 tarihinde yapılan fesih, haklı bir fesihtir. Değişiklik kaydı fesih tarihinde de geçerlidir. Kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda drrenilmiştir.

    Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Dava, iş sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan işçilik alacakları davasıdır.

    Davacı, davalıya ait Ankara’da bulunan işyerinde yazılım uzmanı olarak çalışmakta iken, şirket merkezinin İstanbul’a taşındığı gerekçesi ile, İstanbul’daki yeni işyerinde göreve başlamasının istendiğini, kendisinin yapılmak istenen bu uygulamanın iş koşullarında esaslı değişiklik oluşturduğunu belirterek kabul etmediğini bildiren bir ihtarname çektiğini, işverence süresinde işe başlamadığı gerekçesi ile iş akdinin ihbarsız ve tazminatsız olarak feshedildiğini savunarak, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, resmî ve dinî tatil ücreti ile yıllık ücretli izin alacağını talep ve dava etmiştir.

    Davalı, davacı ile aralarındaki iş sözleşmesinin 5. maddesinde davacının Türkiye’nin her yerinde çalıştırılabileceği kaydının bulunduğunu, Ankara’da bulunan şirketlerini İstanbul’a taşıdıklarını, Ankara’da davacının çalışabileceği şirketlerine ait herhangi bir işyerinin de kalmadığını, davacının süresi içinde İstanbul’daki işyerinde işe başlamadığını, bu nedenle iş akdinin feshinin haklı olduğunu ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

    Mahkemece yapılan nakil olgusunun 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesine aykırı olduğu kabul edilerek bir kısım işçilik alacaklarına hük-medilmiştir.

    Özel Dairece; şirket genel merkezinin İstanbul’da faaliyet göstereceği gerekçesinin objektif bir gerekçe olduğu, dürüstlük kuralına aykırı birdeğişikliğin de bulunmadığı, iş akdinin feshinin haklı olduğu sonucuna varılarak; ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinin reddi gerektiği belirtilerek karar bozulmuş, mahkeme önceki kararında direnmiştir.

    Hemen belirtelim ki, genel anlamda çalışma koşulları iş görme ediminin ifa edileceği, iş ilişkisinin tabi olduğu tüm koşulları ifade eder. İşin ifa yeri, ifa zamanı, ücret, çalışma süreleri, yıllık ücretli izin süreleri gibi işin ifa sürecine ilişkin hususlar çalışma koşullarını oluştururlar. (Prof. Dr. Münir Ekohomi Çalışma Şartlarının Belirlenmesi ve Değişen İlkelere Uyumu, Prof. Dr. Kemal Oğuzman’a Armağan, Ankara 1997, s. 158).

    Çalışma koşullarının hukuki temelleri; Anayasa, yasa hükümleri, toplu iş sözleşmesi ve işverenin yönetim hakkıdır. Taraflar yapacakları değişiklik sözleşmesi ile emredici yasa hükümlerine ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla çalışma koşullarında değişiklik gerçekleştirebilirler. İşveren yönetim hakkı aracılığıyla işçinin edimini tür, yer ve zaman olarak şekillendirebilir. (Prof. Dr. Saraç Taşkent, İşverenin Yönetim Hakkı, İstanbul 1981, s. 43 vd.)

    1475 sayılı Kanunda çalışma koşullarında esaslı değişiklik kavramı; özel olarak düzenlenmemekle birlikte, işverence çalışma koşullarının esaslı şekilde değiştirildiği hallerde, işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle fesih irrikânı tanınmıştı. 4857 sayılı İş Kanunu ise çalışma koşullarında esaslı değişiklik olması durumunu 22. maddesi ile özel olarak düzenlemiş ve bir prosedüre bağlamıştır.

    1475 sayılı Kanun zamanında yapılan iş sözleşmelerinde, çalışma koşullarının değiştirilmesi hakkını saklı tutan kayıtların, 4857 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra geçerli olmayacağına ilişkin özel bir düzenleme olmadığından, bu kayıtlar geçerli olacaktır. Bununla birlikte iş sözleşmelerindeki bu tür değişiklik kayıtları hakkaniyet denetimine tabidir. Bu bağlamda işyeri değişikliği iş, ücret ve diğer çalışma koşulları bakımından değişiklik getirmedikçe geçerli olmaktadır. Öğreti görüşleri ve Yargıtay uygulamaları da ilke olarak bu merkezdedir.

    Buna göre, işyerinin değiştirilmesine ilişkin bu tür kayıtlar kural olarak geçerlidir.

    Somut olayda davacı, davalıya ait işyerinde 24.03.2000 tarihinde çalışmaya başlamıştır. Değişiklik kaydı içeren sözleşme ise 01.11.2002 tarihinde düzenlenmiştir. Bu hizmet sözleşmesinin 5. maddesinde, “şirketin işlerin icabı olarak sözleşmeli personeli Ankara’da ve ülke içinde herhangi bir yerde şirket bünyesi içinde veya dışında diğer kuruluş ve müesseselerde çalıştırabileceği” yönünde kayıt bulunmaktadır. Bu kayıt geçerli olduğu gibi, şirket merkezinin şirket yönetim kurulunca alınan 04.08.2003 tarihli kararla Ankara’dan İstanbul’a taşınması objektif bir gerekçe olup, emredici normlara ve hakkaniyete aykırı bir durum söz konusu değildir. Bu atamanın dürüstlük kuralına da aykırı olarak yapıldığı yönünde dosyada bir delil bulunmamaktadır.

    Bu itibarla; davalı şirketçe, geçerli değişiklik kaydına istinaden İstanbul’da aynı şartlar ve unvan ile işe başlaması istenmesine rağmen, işe başlamayan davacı işçinin iş akdinin feshi, haklı bir fesih olup, davacının kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin reddi gerekir.

    Bu durumda, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

    Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 11.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2001/9-110 E.N , 2001/141 K.N.

    İlgili Kavramlar

    İŞVERENİN BİLDİRİMSİZ FESİH HAKKI

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ergani Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 30.9.1999 gün ve 1997/397 E. 1999/566 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin 7.3.2000 gün ve 2000/20 E. 2710 K. sayılı ilamiyle;

    (….1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2-Davacı özelleştirme işlemlerinden çok önce çalışmaya başlamış 13 yıl 11 ay 20 günlük çalışmadan sonra 18/12/1997 tarihinde 1475 sayılı yasanın 17/II.maddesine dayanılarak hizmet akdi davalı işveren tarafından sonra erdirilmiştir.

    Davacı feshin haksız olduğunu iddia ederek ihbar ve kıdem tazminatı isteğinde bulunmuş, mahalli mahkeme feshin haklı olduğunu kabul ederek anılan taleplerin reddine karar vermiştir.

    Aktin feshine neden olan olay şirket sahiplerinden Kemal Uzan’a yapılan 17/12/1997tarihli yazıya Ek-I-b listesine, bu listeye ekli tutanaklara konu malzemelerin askeri birlik ve köy muhtarlıkları (cami tamiri için) na verilmesidir.

    Davacıya ait sicil dosyası incelendiğinde yüksek tahsili, uzun yıllar işyerinde gösterdiği başarılı çalışmalarla genel müdür vekilliğine kadar yükselmiş vasıflı bir elaman olduğu anlaşılmaktadır.

    İşyeri Diyarbakır-Erganidedir. Olağanüstü hal bölgesinde bağış yapılan askeri güçlerin ihtiyaç ve fedakarlıkları izaha dahi gerek duyulmayan ve herkesce bilinen bir gerçektir. Bölgenin özel şartları gözönünde bulundurularak olaylar değerlendirilmelidir. Güvenliğin son derece hassas olduğu bölgede bulunan ve büyük bir sanayii kuruluşu olan işyerinin sağlıklı şekilde üretimine devam edebilmesi için bölgede güvenliği sağlayan askeri birliklerle yakın ilişki ve yardımlaşma içinde bulunması muhakkaktır. Aynı şekilde halkla yakın ilişkilerde önemlidir. Halkla ilişkilerin en etkili yolu cami gibi ibadet yerlerine yapılan yardımdır.

    İşyerinin genel müdür vekili olan davacının işyerinin selameti için işverenin menfaatlerini koruyabilmek amacıyla iyiniyetli olarak askeri birlik ve ibadet yerlerine çimento, kömür ve hurda malzeme yardımında bulunduğunun kabulü gerekir. Davacı bu yardımları yaparken tutanaklarla durumu tesbit ettirmiş, gizli bir eylemde bulunmamıştır. Bu bağışlar nedeniyle bir menfaat temin ettiğide iddia edilmemiş, bu konuda hiçbir kanıtta sunulmamıştır. Genel müdür vekili olan davacının işyeri üst düzey yöneticisi olarak, işyerinin menfaatini gözeterek kamu kuruluşlarına, işyerinin kapasitesine göre çok cüzi sayılacak bağışlarda bulunması doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmayacak bir eylem olarak kabul edilemez. Bu tür bağışlara yönetim kurulunun yetkili bulunduğuna dair bir belgede dosyaya sunulmuş değildir.

    Yukarıda açıklandığı gibi işverenin feshi 1475 sayılı Yasanın 17/2-d maddesine uygun düşmemektedir. Zira fesih en ağır cezadır. Yıllarca en ufak bir cezaya maruz kalmayan davacının ard niyete dayanmayan, menfaat teminine matuf olmayan anarşinin yoğun olduğu olağanüstü bölgede bulunan işyerinin itibarını ve güvenini korumaya matuf olduğu gözlenen davranışlarının en ağır ceza ile tecziyesi yasal düzenlemeye uygun düşmediği gibi adalet ilkeleri ile de bağdaştırılamaz. Eylem bir cezayı gerektirse bile bu fesih olmamalıdır.

    İşverenin haklarını kullanırken adil davranması gerekir. M.K.2.maddesi hükmü gereği her kes haklarını kullanmakta hüsniniyet kaidelerine riayetle mükelleftir. Bir hakkın sırf gayri izrar eden suistimalini kanun himaye etmez.

    Açıklanan bu nedenlerle davacının ihbar ve kıdem tazminat isteklerinin kabulü gerekirken, mahkemece yazılı şekilde reddi hatalıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN : Davacı vekili

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

    SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 14.2.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2001/9-72 E.N , 2001/121 K.N.

    İlgili Kavramlar

    İŞ KAYBI TAZMİNATI

    KÖTÜNİYET TAZMİNATI

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “ihbar-kıdem,kötüniyet ve iş kaybı tazminatı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ergani Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 25.2.1999 gün ve 1997/171 E.1999/50 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin 19.10.1999 gün ve 1999/13143-15961 sayılı ilamiyle;

    (…1-Davalı Türkiye Çimento Sanayi A.Ş.temyizi yönünden inceleme;

    Davacı işçinin, davalıya ait işyerinde sakat statüsünde çalıştığı anlaşılmaktadır. Davalı işverence kıdem ve ihbar tazminatları ödenmek suretiyle hizmet sözleşmesi feshedilmiştir. Davacı bu dava ile kötüniyet tazminatı taleb etmişse de işverenin kötüniyetli olduğu ispatlanabilmiş değildir. 4046 sayılı Kanunun 21.maddesinde sakat statüsünde olan işçilerin işten çıkarılamayacağı kuralına yer verilmişse de buna uyulmaması halinde İş ve İşçi Bulma Kurumunca ödenmesi gereken iş kaybı tazminatının iki katı oranında uygulanacağı öngörülmüştür.İşverence salt kanunda yazılı bir hükme uyulmaması kötüniyetli olduğunu göstermez.Davacının ispat edilemeyen kötüniyet tazminatı isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken hüküm altına alınması hatalıdır.

    2-Diğer davalı İş ve İşçi Bulma Kurumu vekilinin temyizine gelince;

    Davacı işçi, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21.maddesine dayanarak davalı İş ve İşçi Bulma Kurumu aleyhinde iş kaybı tazminatı isteği ile dava açmış ve mahkemece istek gibi hüküm kurulmuştur.

    5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1.maddesinde “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle … işveren veya işveren vekili arasında iş aktinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi…” görevinin iş mahkemesine ait olduğu öngörülmüştür.Bu açık kural işçi ile işveren arasında doğan bir uyuşmazlığı ön koşul olarak getirmiştir.Somut olayda ise uyuşmazlık işçi ile hizmet akti ilişkisi bulunmayan ve işveren veya işveren vekili sıfatı taşımayan İş ve İşçi Bulma Kurumu arasında doğmuştur.Böyle bir uyuşmazlığın çözümlenmesi iş mahkemelerinin değil,idari yargı yerinin görev alanına girmektedir. Böyle olunca dava dilekçesinin mahkemenin görevsizliği nedeniyle reddine karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir….) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN : Davalılar vekilleri

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Dava, ihbar, kıdem ve kötüniyet tazminatı ile 4046 sayılı Yasanın 21.maddesinden kaynaklanan özelleştirmeye dayalı iş kaybı tazminatı istemine ilişkindir.

    Yerel mahkemenin davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin kararı, Özel Dairece, 4046 sayılı Yasanın 21.maddesinden kaynaklanan iş kaybı tazminatının idari yargıda görülmesi gerektiğine çoğunlukla karar verilmiş, bunun yanında kötüniyet tazminatının ispat edilemediği de vurgulanmak suretiyle mahkeme kararı bozulmuştur.

    1-Uyuşmazlığın işçi ile işveren arasında ilişkileri düzenleyen İş Kanunu hükümlerinin uygulanmasından kaynaklandığına ilişkin kabulün hem 4046 sayılı Yasanın hem de 5521 sayılı İş Mahkemeleri Yasası ile 1475 sayılı Yasa amacına uygun olmasına göre, İş Mahkemesinin görevli olduğuna dair direnme kararı doğrudur. Açıklanan nedenle yerel mahkemenin direnme kararı usule ve yasaya uygun bulunmuş, onanması gerekmiştir.

    2-Davanın istem kalemlerinden biri de kötüniyet tazminatına ilişkindir. Yerel mahkeme kötüniyet tazminatına hükmetmiştir. Hüküm ispatlanamadığı gerekçesiyle bozulmuştur.

    Özel Dairenin iş kaybı tazminatına ilişkin az yukarıda açıklanan görevle ilgili bozma kararı karşısında bu defa kötüniyet tazminatının ispat edilemediğini belirlemesi kabul biçimi bakımından bir bozma olduğunun kabulü gerekir.

    Şu durum karşısında, kabul biçimi bakımından yapılan bozmanın niteliği de gözönünde tutulduğunda kötüniyet tazminatının dosya içerisindeki somut delillere göre dairesince yeniden değerlendirilmelidir.

    O nedenle kötüniyet tazminatının esastan değerlendirilmesi için bu yönle sınırlı olarak dosyanın Dairesine gönderilmesi gerekir.

    SONUÇ : 1-Davalı İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile göreve ilişkin direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA,

    2-Kötüniyet tazminatına ilişkin hükmün temyiz incelemesi içinde dava dosyasının 9.HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine,

    14.2.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2000/9-1755 E.N , 2000/1806 K.N.

    İlgili Kavramlar

    GREV

    İŞVERENİN BİLDİRİMSİZ FESİH HAKKI

    KANUN DIŞI GREV VE LOKAVTIN SONUÇLARI

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Malkara Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 28.9.1999 gün ve 1995/610-1999/399 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin11.4.2000 gün ve 2000/988 E. 2000/5043 K. sayılı ilamiyle;

    (…1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre,davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2-Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacı işçinin günlük çalışma süresi içinde ücret artışlarının yapılmadığını ileri sürerek diğer mesai arkadaşları ile birlikte 45 dakika işbaşı yapmadıkları anlaşılmaktadır. Bu davranışın doğruluk ve bağlılığa uymayan bir hali oluşturduğu ve böylece 1475 sayılı İş Kanunun 17/II-d maddesi kapsamına girdiği tartışmasızdır. Bunun sonucu olarak davalı işveren tarafından gerçekleştirilen feshin haklı nedene dayandığı kabul edilerek ihbar ve kıdem tazminatı istekleri reddedilmelidir…. ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN : Davalı vekili

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    8.8.1995 günü akşam saat 19.10′da davalı birliğe işlenmek üzere süt getiren kamyon rampaya yanaştığında,davacının süt alımından sorumlu olduğu halde, ” maaşımızı öğrenmeden çalışmayız” şeklinde beyanda bulunarak işçilerin işi yapmalarına engel olacak şekilde güğümleri saymayarak saat 19.55′e kadar 45 dakikalık bir süre işin durmasına ve yaz sıcağında sütlerin kamyonda kalarak bozulabilmesine yol açtığı anlaşılmaktadır.

    Bu olay üzerine Malkara Köylere Hizmet Götürme Birliği Personel Disiplin Genelgesinin 2/c- 5,6; İş Kanununun 17/II-g-h maddesi uyarınca “Disiplinsizlik ve görevinde toplu eyleme teşvik ve işi boykot eyleminden dolayı Birlik Başkanı Kaymakama 14.8.1995 tarihinde ulaşan tutanaklar üzerine yaptırılan disiplin soruşturması sonucunda disiplin kurulunun, 28.8.1995 günlü işten çıkarmaya ilişkin kararının aynı tarihte Başkan tarafından onaylanarak, davacının hizmet akti feshedilmiştir. 1475 sayılı İş Kanununun 18.maddesinde gösterilen 6 iş günlük hak düşürücü süre, hizmet aktinin ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hallere dayanarak feshi için bir tarafın bu çeşit davranışlarda bulunduğunu diğer tarafın öğrendiği günden başladığı ancak, iş yerinin örgütlenme biçimine göre, bu sürenin feshe yetkili makamın öğrendiği tarihten başlatılması gerektiği, öğreti ve yargı kararlarında benimsenmiştir.

    Gerçekten, Personel Disiplin Yönergesinin 2/D-2 maddesinde temelli işten çıkarma cezasının Birlik Disiplin Kurulu kararı ve Birlik Başkanı onayı ile verilebileceği düzenlendiğinden, davacının hizmet aktinin feshi hak düşürücü süre dolmadan gerçekleşmiş olmakla, mahkemenin bu gerekçe ile direnme kararı alması hatalıdır. Öte yandan,davacının hizmet aktinin feshine neden olarak gösterilen eylem

    “toplu eyleme teşvik ve işi boykot fiili”, Anayasanın 54/7.maddesinde yasaklandığı gibi, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 25/3 maddesinde tanımlanan Kanun dışı grevin yaptırımlarına tabi olup, anılan Yasanın 45/1.maddesine göre işverene, feshin ihbarına gerek olmadan ve herhangi bir tazminat ödemeye mecbur bulunmaksızın, feshi yetkisi vermektedir. Bu durumda mahkemenin “demokratik hakkın kullanımı” gerekçesi ile kanun dışı grev oluşturan kısa süreli de olsa iş bırakma eylemini, memur eylemlerine gösterilen hoşgörüyü esas alarak kanunen korunmaya layık bir eylem olarak nitelendirmesi, usul ve yasaya aykırıdır.Bozma nedenidir.

    SONUÇ :Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.12.2000 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2007/9-549 E.N , 2007/543 K.N.

    İlgili Kavramlar

    İŞ GÜVENCESİ

    KÖTÜ NİYET TAZMİNATI

    Özet

    İŞÇİNİN İŞ GÜVENCESİ HAKLARINDAN YARARLANABİLMESİ İÇİN İŞYERİNDE 30′DAN FAZLA İŞÇİNİN ÇALIŞMASI VE İŞÇİNİN EN AZ 6 AYLIK KIDEMİNİN BULUNMASI GEREKİR.

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Üsküdar İkinci İş Mahkemesi)’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 26.10.2005 gün ve 2004/30 E. 2005/350 K. sayılı kararın incelenmesi davalılardan A… Turizm Tekstil Gıda İnşaat San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi’nin 29.05.2006 gün ve 2005/36685 E. 15667 K. sayılı ilamı ile; (… 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2- Hizmet akdinin fesih tarihinde yürürlükte bulunan 4857 sayılı Yasa’nın 17. maddesinde düzenlenen kötü niyet tazminatının hüküm altına alınabilmesi için, davacının aynı Yasa’nın 18-21. maddelerinde düzenlenen iş güvencesi hükümlerinden yararlanacak durumda olmaması gerekir. Akdin feshi tarihinde işyerinde 30 işçi çalışıp çalışmadığı, dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Bu husus belirlenmeden kötü niyet tazminatının yazılı şekilde hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    Temyiz Eden: Davalılardan A… Turizm Tekstil Gıda İnşaat San. Tic. Ltd. Şti. vekili Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Davacı vekili davacının, davalı şirkete ait işyerinde garson olarak işe başladığını; işverenden sigortasının yapılmasını talep ettiğini, 15.04.2004 tarihinde yine sigortasız işçi çalıştırıldığına dair bir şikayet üzerine gelen sigorta müfettişine sigortasının yapılmadığını bildirdiğini; bunun üzerine hiçbir hakkı ödenmeden ve ihbar öneli verilmeden haksız olarak 15.04.2004 tarihinde işine son verildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve işsiz kalınan iki aylık ücret alacağının, toplam 8.225.000.000 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalılar vekili davanın reddini savunmuş; yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak kurulan hüküm Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

    Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için davacının iş güvencesi kapsamında olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    4857 sayılı Kanun’un 17, 18, 19, 20 ve 21. maddeleri dikkate alındığında, davacının iş güvencesi haklarından yararlanması için işyerinde 30′dan fazla işçinin çalışması ve işçinin en az 6 aylık kıdeminin bulunması gerekmektedir.

    Somut olayda, bir işçinin yaptığı şikayet üzerine sigorta müfettişincedüzenlenen tutanaklarda, işyerinde 6-7 işçinin çalıştığı tespit edilmişse de işverenin başka işyerleri bulunup bulunmadığı, varsa başkaca işçi çalıştırıp çalıştırmadığı mahkemece araştırılmamıştır.

    Yerel mahkemece ilk kararda davacının 12.03.2003 tarihinde işe başladığı kabul edilmiş ve davacı yararına kıdem, ihbar ve kötü niyet tazminatına hükmedilmiştir. Bu kabule rağmen direnme kararında davacının 01.04.2004 tarihinde işe başladığı sonucuna varılması doğru bulunmamıştır.

    O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

    Sonuç: Davalılardan A… Turizm Tekstil Gıda İnşaat San. Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 11.07.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2007/9-615 E.N , 2007/627 K.N.

    İlgili Kavramlar

    İŞ AKDİNİN FESHİ

    KIDEM TAZMİNATI

    SİGORTALILIK SÜRESİ

    YAŞLILIK AYLIĞI

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “kıdem tazminatı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 7. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 20.07.2006 gün ve 2005/217 Esas, 2006/551 Karar sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14.11.2006 gün ve 2006/26468-30084 sayılı ilamı ile,

    (…1-Davacı emeklilik nedeniyle işyerinden ayrıldığını yazılı olarak işverene bildirmiş ve 1.9.2004 tarihinde işyerinden ayrılmış, makul bir süre içinde de Sosyal Sigortalar Kurumuna yaşlılık aylığı bağlanması için talepte bulunarak yaşlılık aylığı bağlanmıştır.

    Davalının bilahare 27.10.2004 tarihinde hizmet aktini haklı nedenle feshettiğini bildirmesi ise sonuca etkili değildir. Zira daha önce davacı tarafından emeklilik sebebiyle sona erdirilen hizmet aktinin daha sonra işverence feshedildiğinin kabulü mümkün değildir.

    2-Öte yandan işverenin feshe neden olarak gösterdiği fiiller davacının emeklilik sebebiyle ayrılma isteğini içeren dilekçenin işverene verilmesinden sonra gerçekleşen fiillerdir.

    Açıklanan bu nedenlerle davacının kıdem tazminatı isteğinin kabulü gerekirken yazılı şekilde reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…)

    Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Dava, kıdem tazminatı istemine ilişkindir.

    Yerel mahkemece; davacının, emeklilik nedeniyle iş akdini feshetmediği gibi SSK’ya tahsis istemiyle başvurduğunu belgelendiren yazıyı da işverene vermediği, emeklilik başvurusunun daha sonraki bir tarihte gerçekleştiği, bu nedenle de kıdem tazminatı koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiş, Yüksek Dairece, yukarıda yazılı gerekçeler ile yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Davacı, işverene verdiği 12.07.2004 günlü dilekçesinde “emekliliği hak ettiğini” belirterek, iş akdini 01.09.2004 tarihinden geçerli olmak üzere feshettiğini açıklamaktadır. Kısa bir dönem farklı bir işyerinde çalışmasının ardından, 01.02.2005 günlü tahsis talebi üzerine SSK tarafından kendisine yaşlılık aylığı bağlandığı, iş akdinin feshine dair dilekçe ekinde bulunan 08.07.2004 günlü SSK yazısı ile yaşlılık aylığı için 506 sayılı Kanunun 60 ve Geçici 81. maddelerinde aranan koşulları sağladığı da anlaşılmaktadır.

    1475 sayılı İş Kanununun yürürlükte bulunan (14/I-4,5) maddesinde; (Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin) Bağlı bulundukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla;

    506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle feshedilmesi hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği hükme bağlanmıştır.

    Davacının, iş akdinin feshi beyanını içerir dilekçesine ek olarak yaşlılık aylığı koşullarını gerçekleştirdiğine ilişkin belgeyi işverene verdiği, kısa bir çalışma devresinin ardından, makul bir süre içerisinde ilgili sosyal güvenlik kurumuna başvurarak yaşlılık aylığı tahsisine hak kazandığının anlaşılmış olması karşısında, iş akdinin “emeklilik” amacıyla feshedildiğinin kabulü gerekir.

    İş akdinin feshinden sonra farklı bir işyerinde kısa bir süre çalışılmış olması, iş akdinin fesih amacını ortadan kaldırmayacaktır.

    Kaldı ki, yaşlılık aylığı koşulları yönünden düzenleme içeren, 4447 sayılı Kanun ile ek, 4759 sayılı Kanunla değişik 506 sayılı Kanunun Geçici 81. maddesi, sigortalılık süresi, prim gün sayısı yanında yaşlılık aylığına hak kazanabilme yönünden kademeli olarak değişen yaş koşulunu aramaktadır.

    1475 sayılı Kanunun 14. maddesinin birinci fıkrasına 4447 sayılı Kanunun 45. maddesi ile eklenen 5. bent uyarınca, Sosyal Sigortalar Kanununda öngörülen yaş koşulu dışında kalan ve yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısını tamamlayanlara, kendi istekleriyle işten ayrılmaları halinde kıdem tazminatlarının ödeneceği belirtilmektedir.

    Davacının yaşlılık aylığı için aranan; yaş, sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı koşullarını sağladığı Sosyal Güvenlik Kurumu yazısıyla uyuşmazlık konusu değildir.

    Anılan bentte, kıdem tazminatına hak kazanabilme yönünde, yaşlılık aylığı için yaş koşulunu yerine getirmeyenler için öngörülen bu düzenlemeden, tüm koşulları sağlamış olan davacının yararlandırılmaması, iş hukukuna egemen “işçi lehine yorum” ilkesine de aykırılık oluşturacaktır

    Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetildiğinde, davacının, iş akdinin feshinden makul bir süre sonra yaşlılık aylığı tahsisi için SSK’ya başvurduğunun anlaşılmış olması, iş akdini feshettiği tarih itibariyle sigortalılık süresi ve prim gün sayısı yönünden yaşlılık aylığı için aranan koşulları sağlamış bulunması karşısında, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

    SONUÇ:Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın geri verilmesine 26.09.2007 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2007/9-82 E.N , 2007/96 K.N.

    İlgili Kavramlar

    FESHİN GEÇERSİZLİĞİ İDDİASI

    İŞ AKDİNİN FESHİ

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “kıdem ve ihbar tazminatı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 5. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 12.04.2006 gün ve 344-225 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 12.09.2006 gün ve 16831-22127 sayılı ilamı ile

    (…Davacı işçi ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinde bulunmuş, mahkemece her iki isteğin de kabulüne karar verilmiştir. Bu davadan önce davacı işçi feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade istemli bir başka dava açmış ve anılan davada işe iadeye dair karar verilmiştir. Kesinleşen işe iade kararı üzerine davacı işçinin işe başlamak için başvurup başvurmadığı dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır.

    Davacı işe başlamak için başvurmamışsa, işverence yapılan fesih geçerli bir feshin sonuçlarını doğuracağından fesih tarihine kadar hesaplanan ihbar ve kıdem tazminatlarının kabulü gerekir.

    Ancak davacı işçi işe başlatılması yönünde talepte bulunmuşsa, işverence 12.1.2004 tarihinde yapılmış olan fesih ortadan kalkacağından işçinin işe başlatılıp başlatılmadığı önem kazanmaktadır, işçinin eski işine iade edilmiş olması halinde fesih söz konusu olmadığından feshe bağlı haklar olan ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanılması söz konusu olmayacaktır. İşe başlatılmama halinde ise işçinin işe başlatılmayacağının açıklandığı ya da bir aylık işe başlatma süresinin dolduğu an, fesih tarihi olarak kabul edilmeli ancak davacı temyiz yoluna başvurmadığından usuli kazanılmış hak ilkesi nazara alınarak buna göre sonuca gidilmelidir. Mahkemece eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

    2-Kabule göre ise, davalı vekili bilirkişi raporuna karşı tazminata esas alınacak ücretin hatalı olarak belirlendiği noktasında itirazda bulunmuş, mahkemece bu savunma üzerinde durulmamıştır. Dosya içinde bilirkişi raporunun hesap yönünden denetimine imkan veren belgeler de bulunmamaktadır. Mahkemece bu yönden de eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olmuştur…)gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Davacı tarafından açılan, “feshin geçersizliği ve işe iade” istemli davanın yapılan yargılamasında “davanın reddine” karar verilerek hükmün onandığı anlaşılmakla, Yüksek Dairenin 1 numaralı bentteki bozma nedeninin maddi yanılgıya dayalı olduğu, 2. bentte; “kabule göre” başlığı altında ifade edilen düşüncenin ise eleştiri niteliğinde bulunduğunun belirlenmesi karşısında, yerel mahkemenin direnme kararı isabetli bulunmaktadır.

    Ne var ki, yukarıda açıklanan nedenlerle Özel Dairece işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmemiş olup, dosyanın temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

    S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan dosyanın işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için 9.HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine 28.02.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2009/15734 E.N , 2010/865 K.N.

    İlgili Kavramlar

    GEÇERSİZ SEBEPLE YAPILAN FESHİN SONUÇLARI

    İçtihat Metni

    Davacı N… C…, 16.08.2006 tarihi itibariyle aylığa hak kazandığının ve işe iade davası sonucu verilen karara dayalı aylık iptali nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiş; SGK Başkanlığı tarafından açılarak birleştirilen davada ise, yersiz ödemeye dönüştüğü iddia edilen aylıkların istirdadına yönelik takibe vaki itirazın iptaline karar verilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilâmda yazılı nedenlerle Mahkemece Nejdet Celep tarafından açılan davanın kabulüne; SGK Başkanlığı tarafından açılan davanın ise reddine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi taraflar Avukatlarınca istenilmesi ve N… C…avukatı tarafından da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 26/01/2010 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü N… C… adına Av. S… D… ile karşı taraf adına Av. M… A… geldiler. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi E… T… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Davacı sigortalı, iş akdinin feshi üzerine yaşlılık aylığı almaya başladıktan sonra sonuçlanan işe iade davasına ilişkin hüküm uyarınca hak ettiği dört aylık ücretinin kendisine ödenmesine karşın, fiilen işe başlamadığını; ancak, davalı Kurum tarafından 5335 sayılı Yasanın 30. maddesi gerekçe gösterilerek aylıklarının kesildiğini, yeniden başvurusu üzerine bağlanan aylıkları nedeniyle biriken 7.232,83 TL’nin ise borca mahsup edildiğini belirterek; 30.160,40 TL borcun fer’leriyle iptalini, yeniden bağlanan aylıklarından kesilen meblağın faiziyle iadesini, 16.08.2006 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiş; mahkemece, “…davacının iş sözleşmesinin feshedildiği tarihten sonra iş yerinde fiili çalışmasının bulunmadığı, iş akdinin feshedildiği tarihten sonra işten ayrılma koşulunun gerçekleşmiş olduğu, mahkeme kararı doğrultusunda Kuruma yapılan bildirimin ise sosyal güvenlik destek primine tabi bir çalışma olduğu, bu nedenle davacının bağlanan yaşlılık aylığının kesilmemesinin gerektiği ve ilk tahsis başvurusundan itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığı” gerekçesinden hareketle sonuca varılmıştır.

    21.04.2005 tarih, 5335 sayılı Yasanın 30. maddesindeki, “Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50′sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar.

    Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 11. maddesine göre 01.01.2005 tarihinden önce alınmış Bakanlar Kurulu kararları uygulanmaz.” düzenlemesi karşısında; davacının, 4857 sayılı Yasanın 21. maddesi uyarınca ücreti ödenerek, tüm sigorta kollarına tabi çalışma olarak değerlendirilen sürede, sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalıştığının kabulüne olanak bulunmadığından; uyuşmazlık konusu dört aylık süreyle sınırlı yaşlılık aylıklarını iadeyle yükümlü olduğu ve anılan sürenin bitiminde, sigortalılık süresine eklenen dört aylık süre de hesaba katılarak belirlenecek yaşlılık aylığının ödenmesine devam edilmesi gereğinden hareketle sonuca varılması gereğinin gözetilmemiş olması; ayrıca, SGK tarafından açılan itirazın iptali istemli dava konusunun para ile ölçülebildiği ve bu nedenle anılan dava sonucu kurulan hükümde, karar tarihinde geçerli Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    S O N U Ç:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı ve birleşen dosya davalısına iadesine, davacı avukatı yararına takdir edilen 750,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, davalı avukatı yararına takdir edilen 750,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, 26.01.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2007/21481 E., 2009/2278 K.

    HİZMET AKDİ

    ZORUNLU SİGORTALILIK

    “İçtihat Metni”

    Davacı vekili; davacının, 05.07.2003 –

    – 01.09.2006 tarihleri arasında, davalı işverene ait farklı belde ve bölgelerde bulunan tarım arazilerinde, hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece, davanın reddi yönünde hüküm kurulmuştur.

    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi T….. Ö…… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 2’nci maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre “

    “sigortalı”

    ” sayılacağı belirtildikten sonra, 3’üncü maddesinde kimlerin bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacakları ve hangi kişiler hakkında da bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı açıklanmıştır. 5’inci maddesinde ise; “

    “işyeri”

    ”, bu kanunun uygulanmasında, 2’nci maddede belirtilen sigortalıların işlerini yaptıkları yerler olarak tanımlanmıştır. Sözü edilen 3’üncü madde hükmünde, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç olmak üzere tarım işlerinde çalışanların sigortalı sayılmayacakları yönünde düzenleme yapılmış, böylelikle, kanun koyucu tarafından, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışanlar 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı kabul edilmiştir. Bununla birlikte genel olarak sigortalı sayılmanın koşulları; hizmet akdine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3’üncü maddede belirtilen “

    “sigortalı sayılmayan”

    ” kişilerden olunmaması şeklinde sıralanabilir. Söz konusu Kanunda “

    “hizmet akdi”

    ” tarifine yer verilmemiş ise de, gerek 4857 sayılı İş Kanununun 8’inci maddesinde iş sözleşmesi (hizmet akdi) tanımlanmış, gerekse Borçlar Kanununun 313 –

    – 354.

    maddelerinde bu konuda düzenleme yapılmıştır. Borçlar Kanununda, anılan sözleşme, “

    “Hizmet akdi bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.”

    ” şeklinde tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, hizmet akdinin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “

    “parça üzerine hizmet”

    ” veya “

    “götürü hizmet”

    ” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “

    “ücret”

    ” unsuruna tanımda ve iş sahibinin borçları açıklanırken yer verilmesine karşın, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve takip eden diğer maddelerin düzenleniş şekline göre, bu unsurun genel anlamda sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekmekte ise de, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde çalışanlar yönünden kanun koyucu tarafından açıkça vurgulandığından, anılan unsurun varlığı, ön koşuldur ve ayrıca, çalışmanın niteliğine ilişkin olarak bir başka olgu da “

    “süreklilik”

    ”tir. Şu durumda, baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre; hizmet akdinin ayırt edici ve belirleyici özellikleri, “

    “zaman”

    ” ile “

    “bağımlılık”

    ” unsurları olduğu gibi, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde çalışanlar yönünden ayrıca, “

    “ücret”

    ” ve “

    “süreklilik”

    ” de ön koşul olarak aranacaktır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır.

    Diğer taraftan 506 sayılı Kanunda, tarım işi yapanların sigortalı sayılma koşulları hükme bağlanmış ise de, tarım işinin tanımı yapılmamış, bazı özel kanunlarda anılan tarife yer verilmiş olmasına karşın, bunların sigortalı hizmetlerin tespitine yönelik davaların çözümü için bağlayıcılığı bulunmadığından bu konuda asıl saptamayı, temyiz denetimini görevini yürüten Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili özel daireler, iş ve sosyal güvenlik hukukunun kendine özgü niteliklerini de göz önünde bulundurarak yapmıştır. Söz konusu tanımda üç özellik belirgin durumdadır ve buna göre, tarım işi, “

    “yetiştirme”

    ”, “

    “bakım”

    ” ve “

    “üretim”

    ” unsurlarını bünyesinde barındırmak zorundadır. Anılan koşulların varlığı durumunda hayvancılık ve arıcılık da tarım işi kapsamına girdiği gibi, bu olguların zaman itibarıyla tamamlanmasından sonraki aşamada yürütülen faaliyetlere ilişkin olarak tarım işi nitelendirmesi yapılamaz.

    Ayrıca, bir hususun daha açıklanması da önem arz etmektedir ki; amacı, işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemek olan 4857 sayılı İş Kanunu ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük, yaşlılık ve ölüm hallerinde, bu Kanunda yazılı koşullar altında, sigortalılar ile bunların eş, çocuk ve hak sahiplerine sosyal sigorta yardımları sağlanması amacıyla kabul edilip yürürlüğe giren 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu farklı yasal düzenlemelerdir. 4857 sayılı Kanunun 2’nci maddesinde yapılan “

    “işçi”

    ” tanımı, 506 sayılı Kanunun 2’nci maddesinde açıklanan “

    “sigortalı”

    ” kavramını her durum ve koşulda karşılamamakta, bu iki hukuksal statü durumunun birbirinden ayrıldığı alanlar da bulunmaktadır. 4857 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinde hangi işlerde ve iş ilişkilerinde bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilirken, elliden az işçi çalıştırılan (elli dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerleri veya işletmeleri sayılmış iken, 506 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinde bir sınırlandırma yapılmaksızın, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışanlar sigortalı kabul edilmiştir. Buna göre, herhangi bir işyeri veya işletmenin 4857 sayılı Kanunun uygulama kapsamı dışında bulunması, anılan işyeri veya işletmede 506 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalı çalıştırılmadığı/çalıştırılmayacağı anlamına gelmemektedir.

    Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; mahkemece, yürütülen yargılama aşamasında dinlenen üç tanığın anlatımına dayanılarak hüküm kurulmuş ise de, yapılan inceleme ve araştırma ile toplanan kanıtların karar vermeye elverişli olmadığı belirgindir. Bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bakımdan; iş müfettişi tarafından düzenlenen inceleme ve teftiş raporunda, yapılan işin 4857 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinde belirtilen istisnalar içerisinde yer alması nedeniyle davacının 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılmayacağı yönündeki saptamanın, sosyal güvenlik hukukuna ilişkin düzenleme ve ilkelerin geçerli olduğu davada bağlayıcılığının bulunmadığı gözetilmeli, davacı vekilince varlığı ileri sürülen 2006/788 Esas ile 2006/789 Esas numaralı dava dosyaları getirtilerek içerisindeki belge, kayıt ve tanık ifadelerinden kanıt olarak yararlanılmalı, T……… Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2005/5916 numaralı soruşturma ile iş müfettişince yapılan inceleme ve teftiş aşamasında ifadesi alınan, davalı işverenin oğlu T……..K…..’nin çalışma olgusunu ortaya koyan beyanı dikkate alınmalı, davalı Kuruma yazı yazılarak, davacının hizmet cetvelini de içeren kişisel sicil dosyası getirtilmeli, hizmetin yerine getirildiği ileri sürülen tarım arazilerinin yer aldığı bölgelerde oturan veya taşınmazı bulunan kişiler yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, belirdiği takdirde, tüm tanık anlatımları arasındaki çelişkiler giderilmeli, taraflar arasında unsurları ile birlikte “

    “hizmet akdi”

    ” ilişkisi kurulup kurulmadığı, tarım işlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışılıp çalışılmadığı, çalışmanın kesintili olup olmadığı açığa çıkarılarak toplanan tüm kanıtlar değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.

    Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu davalı Kurum yönünden davanın reddi yönünde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi; davacı tarafından işveren doğru olarak belirlenip yargılama aşamasında sağ olan davalı H……..K……..’ye husumet yöneltilmiş olmasına karşın, mahkemece yanılgılı değerlendirme yapılarak, 11.07.1999 günü yaşamını yitiren ve aynı ad ve soyadı taşıyan farklı kişi işveren olarak konumlandırılarak dava açılmadan önce yaşamını yitirdiği gerekçesiyle davalı işveren yönünden ret kararı verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 26.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Dokuzuncu Hukuk Dairesi

    E : 1999/13652 K : 1999/16594 T : 2.11.1999

    İŞÇİYİ KORUYUCU İLKE

    SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMELERİ

    SÜRESİ BELİRSİZ SÖZLEŞMEYE DÖNÜŞME

    ÖZET

    Belirli süreli hizmet sözleşmeleri, bir ay önce taraflarca bildirimde bulunulup feshedilmediğinden bir yıl süreli hale dönüsmüş olmakla, bir yıllık süre geçince yapılan fesih bildirimi, sözleşmeyi süresi belirsiz hale getirdiğinden, bakiye süre için istekte bulunulamaz.

    (818 s. BK. m. 339)

    (1475 s. İş K. m. 13/A)

    Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

    1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının temyiz itirazları yerinde değildir.

    2- Davalının temyiz itirazına gelince;

    Taraflar arasında düzenlenmiş olan belirli süreli hizmet akitlerinden daha

    sonra düzenlenmiş olan 15.5.1995-14.5.1996 dönemini kapsayan bir yıllık olanın mahkemece geçerli kabul edilmesi isabetlidir. 1 ay önceden taraflarca bir bildirimde bulunulmadığı açık olduğuna göre sözleşme Borçlar Kanunu’nun 339. maddesi uyarınca 1 yıl için yenilenmiş sayılır. Fesih bu bir yıllık süre dolduktan sonra 6.8.1997 de gerçekleşmiştir. Fesih tarihinde akdin belirsiz süreli şekle dönüştüğünü kabul etmek gerekir. Her ne kadar aynı sözleşmenin 7. maddesinde taraflarca bir ay önceden feshi ihbarda bulunulmaması halinde sözleşmenin sonraki seneler için de birer yıl yenilenmiş sayılacağı hükmüne yer verilmiş ise de İş Hukuku’nun işçiyi koruyucu ilkesi uyarınca bu tür düzenlemeler geçersiz sayılmalıdır. Gerçekten dairemizin uygulaması da zincirleme şeklinde yapılan bu tür sözleşmelerin süresi belirsiz hale dönüştüğü doğrultusundadır. Somut olayda bir yıllık süre dolmuş olduğundan süresi belirsiz bir sözleşme sözkonusudur. Böyle olunca artık bakiye süre için bir istekte bulunulamaz.

    S o n u ç : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebeple (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 2.11.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Dokuzuncu Hukuk Dairesi

    E : 1998/18888 K: 1999/1810 T : 9.2.1999

    HİZMET (iş) SÖZLEŞMESİ

    ESER SÖZLEŞMESİ

    GÖREVSİZLİK KARARI – ESASIN İNCELENMESİ

    ÖZET

    Davalı belli bir süre göstererek davacının çalışmasını istemekte, çalışmanın hangi koşulları kapsadığını ve kendisinden talimat alınacağını, çalışma süre ve saatlerinde; kendilerinden emir ve talimat beklemektedir

    Zaman ve bağımlılık özellikleri ağır bastığı, işveren ve işveren temsilciliği ilişkisinin ayırıcı özellikleri arasında olduğu ekonomik riskin de işverende olduğundan ilişkinin eser sözleşmesi olmayıp hizmet sözleşmesidir:

    Bu nedenlerle; işin esasının incelenmesi gerekirken

    dava dilekçesinin görev yönünden reddi doğru değildir.

    (818 s. BK. m. 313, 314, 355, 356) (1086 s. HUMK. m. 7, 27)

    Davacı, ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, davayı görev yönünden reddetmiştir.

    Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

    Davacı iş akdinin işveren tarafından haksız olarak sona erdirildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatları ile eksik ödenen ücretler karşılığı ve manevi tazminat talep etmiş olup mahkemece taraflar arasında işveren-işveren temsilciliği pozisyonu bulunduğu kabul edilerek görev yönünden dava dilekçesinin reddine karar verilmiş ve karar davacı tarafça temyiz edilmiştir.

    Davalı taraf savunmalarında, taraflar arasında ki ilişkisinin eser sözleşmesi olduğunu ileri sürmüştür. Yine davalı taraf mahkemenin kabulünün aksine davacı ile aralarında ki ilişkinin temsilcilik şeklinde olmadığını da belirtmektedir.

    Davalı firmanın merkezi Almanya da bulunan hasta taşıma (Ambulans) servisi olduğu ve Türkiye’de hastalanan kişilerin Almanya’ya nakli işini yürüttüğü anlaşılmaktadır.

    Davalı firmanın davacıya gönderdiği anlaşma metninde “… davacının görevinin Türkiye’de ki hastaları tedavi eden hekimlerle temas kurmak, hastalığın teşhisi ve hastanın taşınmasının mümkün olup olmadığı ile nakliye aracı ve zamanı konusunda, daha sonra tıbbi nakliye standartları dikkate alınarak hızlı bir geri taşıma gerçekleştirebilmesi için öneriler hazırlamak olduğu, davacıdan istenilen çalışma şartlarının bütün yıl hazır bulunmak (ağırlıklı olarak yaz aylarında Haziran’dan Eylül’e kadar) ve ADAC – Doktorunun karar vermesine yardımcı olmak…” şeklinde görevlerinin belirtildiği ve yine 28.8.1995 tarihli faks mesajında, davacıdan yaz sezonu olan Haziran – Eylül ortasına kadar anlaşma gereği Pazartesi’den – Cumartesiye olan çalışma günleri temel süre olarak 09.00′dan – 20.00′ye kadar hazır beklemesi istenmektedir.

    Yine taraflar arasında ücretin götürü ücret olarak da kararlaştırıldığı aynı yazışmalarda anlaşılmaktadır.

    Bilimsel ve yargısal görüşlere göre “zaman” ve “bağımlılık” unsurları hizmet akdinin ayırıcı ve belirleyici özellikleridir.

    Eser sözleşmesinde, yüklenici, bir sonucu ortaya çıkarma taahhüdünde bulunurken, hizmet akdinde işçinin taahhüdü belirli veya belirsiz bir süre hizmet ifasından ibarettir.

    Yine eser sözleşmesinde hukuki bağımlılık unsuru bulunmamaktadır. Hizmet akdinde ise işçi, işini işveren veya işveren vekilinin buyruğu (talimatı) ve denetimi altında bağımlı olarak yerine getirmektedir.

    Hizmet akdi ile istisna aktini birbirinden ayırmak için kabul edilen diğer bir kıstasta ekonomik riskdir. Hizmet âkdinde ekonomik risk işveren tarafından, istisna akdinde ise yüklenici tarafından karşılanmaktadır.

    Taraflar arasında ki uyuşmazlığın hangi akit kapsamında kaldığını yukarıda ki açıklamalar karşısında değerlerldirmek gerekir.

    Davalı belli bir süre göstermek suretiyle davacının çalışmasını istemekte ve çalışmasının hangi konuları kapsadığını ve kendisinden talimat alınacağını belirtmektedir. Çalışma süresi belirtildiği gibi gösterilen çalışma saatlerinde kendilerinden emir ve talimat beklenmesi, izne ve tatile çıkmadan önce kendilerine bilgi verilmesi istenmektedir.

    Yine işin ekonomik riskinin de davalıya ait olduğu yazışmalardan anlaşılmaktadır.

    Bütün bu anlatımlar karşısında taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi olmayıp hizmet akdi olduğu ve hizmet akdinin temel unsurları olan zaman ve bağımlılık özelliklerinin ilişkide ağır bastığı belirlenmekle ve yine mahkemenin kabul ettiği şekilde işveren temsilciliği ilişkisinin hizmet akdinin ayırıcı ve belirleyici özellikleri karşısında olayda mevcut olamıyacağı ortada iken mahkemenin aksi düşünce ile dava dilekçesini görev yönünden reddetmesi hatalı olduğundan kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

    S o n u ç : Temyiz olunan kararın yukarıda belirtilen nedenle (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 9.2.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Scroll To Top