Anasayfa / En Son Eklenen Yazılar / İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında Kadınlara Sağlanan Haklar

İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında Kadınlara Sağlanan Haklar

Sponsorlu Bağlantılar

KADINLARIN SOSYAL GÜVENLİK YÖNÜYLE HAKLARI – (I)

I-GİRİŞ: Kadının toplum içerisindeki yeri ve önemi azımsanmayacak kadar büyüktür. Nitekim toplumları, nesilleri meydana getiren, onları doğuran ve büyüten, topluma kazandıran da kadındır. Kadın, sağlıklı, huzurlu, bilgili ve eğitimli bir neslin yetişmesinde en önemli kişidir. Kadının çalışması ve para kazanması özgürlüğün ilk adımıdır. Buna karşın, genel olarak kadına ilişkin görevler ya da işler söz konusu olduğunda, ilk akla gelenler onun geleneksel görevleri olan annelik ve ev kadınlığı olmaktadır. Oysa insanlığın var oluşundan bu yana kadın, annelik ve ev işlerinin yanı sıra üretim hayatına da katkıda bulunmaktadır. Nitekim dünya nüfusunun neredeyse yarısını, Türkiye’deki iş gücünün de üçte birini kadınlar oluşturmaktadır. Ülkemiz hukuk sisteminde kadının çalışma hayatındaki yeri ayrı bir öneme sahip olup, kadınlara çalışma hayatında birtakım pozitif ayrıcalıklar verilmiştir. Kadınların iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku mevzuatı yönüyle sahip oldukları haklar başlıklar halinde çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır.

II-DOĞUM BORÇLANMASI

Hak sahibi kadın sigortalıların çalışırken kullandıkları ücretsiz doğum ya da analık izin sürelerinin emeklilik için hesaplanması işlemine doğum borçlanması denilmektedir. Doğum Borçlanması, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun([1]) (SSGSSK) “Sigortalıların Borçlanabileceği Süreler” başlıklı 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer almakta ve Kanunun ilgili maddesinde “Kanunları gereği verilen ücretsiz doğum ya da analık izni süreleri ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalı kadının, iki defaya mahsus olmak üzere doğum tarihinden sonra iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla hizmet akdine istinaden işyerinde çalışmaması ve çocuğunun yaşaması şartıyla talepte bulunulan süreleri,

…..kendilerinin veya hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları ve talep tarihinde 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt ve üst sınırları arasında olmak üzere, kendilerince belirlenecek günlük kazancın % 32’si üzerinden hesaplanacak primlerini borcun tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde ödemeleri şartı ile borçlandırılarak, borçlandırılan süreleri sigortalılıklarına sayılır.” denilmektedir.

Buna göre, 5510 sayılı SSGSS Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki (SSK’lı) sigortalı kadınların doğum nedeniyle çalışamadıkları, en fazla iki doğum için geçerli olmak üzere, talep tarihinde Kanunun 82 nci maddesine göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt ve üst sınırları arasında olmak üzere, kendilerince belirlenecek günlük kazancın %32’si üzerinden hesaplanacak prim üzerinden, ikişer yıllık sürelerinin borçlandırılmasında; Kadın sigortalının doğumdan önce 4/1-a (SSK) kapsamında sigortalılığının tescil edilmiş ve adına kısa ya da uzun vadeli sigorta kolları yönünden prim ödenmiş olması yeterli sayılmaktadır. Ancak borçlanılacak sürelere ilişkin genel sağlık sigortası primlerinin ödenmiş olması halinde, genel sağlık sigortası primi ödenmiş bu sürelere ilişkin borçlanma tutarı % 20 oranı üzerinden hesaplanır. Dolayısıyla borçlanılacak süreler sigortalı olduktan sonraki süreleri kapsamakta olup, sigortalı olunan tarihten önceki doğumlar için borçlanma hakkı verilmemektedir.

Yasaya göre kadın sigortalıların doğum nedeniyle çalışamadıkları sürelerin geriye dönük olarak borçlanılması öngörülmüştür. Belirtilen şartların sağlanmış olması halinde, doğum borçlanması talebinde bulunan kadın sigortalının borçlanma talebi, işverenden herhangi bir belge istenilmeksizin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarından yapılan tespitlere göre sonuçlandırılır. Bu uygulama ile annelerin, annelikleri nedeniyle emekliliklerinde meydana gelebilecek mağduriyetlerinin önlenmesi amaçlanmıştır.

Öte yandan doğum borçlanmasını sadece hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan kadınlar (yani SSK’lı kadınlar) yapabilirken borçlanma ile sigortalı kadının sadece gün sayıları artmaktadır. Yani, sigortalılık sonrası doğum yapıp, doğum borçlanması yapanların emeklilik yaşları değişmez. Yine hesaplanacak primlerin borcun tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde ödenmesiyle, borçlandırılan süreler ilgili kadının sigortalılığına sayılmaktadır.

Asgari ücretin 01/07/2013-31/12/2013 dönemi için 1.021,50 TL olduğu düşünüldüğünde; Bir aylık doğum borçlanmasının 1.021,50×%32 = 326,88 TL bir (1) çocuk için 24 aylık asgari doğum borçlanmasının 326,88×24 = 7.845,12TL, iki çocuk için (48 aylık) asgari doğum borçlanmasının 326,88×48 = 15.690,24TL olduğu görülmektedir.

Doğum borçlanması talebinde bulunan kadın sigortalıların doğum yaptığı tarihten sonra adına sigorta primi ödenmiş süreler doğum borçlanması hesabında dikkate alınmamaktadır. Doğum borçlanması yapılacak sürede çocuğun vefat etmesi halinde ise vefat tarihine kadar olan süreler borçlandırılır. İlk doğumunu yaptıktan sonra iki yıl dolmadan ikinci doğumunu yapan kadın sigortalı, ilk doğumdan ikinci doğuma kadar geçen süre ile ikinci doğum için borçlanabileceği iki yıllık sürenin toplamı kadar geçen süreyi borçlanabilir. Örneğin ilk doğumundan bir yıl sonra ikinci doğumunu yapan kadın sigortalı toplamda en fazla üç yıllık süreyi borçlanabilecektir.

Konuyu örneklendirerek konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayalım.

Örnek 1- 01.01.1993 tarihinde SSK’lı olarak çalışmaya başlayan sigortalı Ayşe Hanımın 01.12.1995 tarihinde sigortalılığı sona ermiştir. Ayşe Hanım 01.02.1990 ve 02.03.1997 tarihlerinde doğum yapmıştır. Bu durumda Ayşe Hanım hangi süreleri borçlanma hakkına sahip olacaktır?

Ayşe Hanımın SSK tescilinden önce yapmış olduğu (01.02.1990 tarihinde yapmış olduğu) doğumu borçlanamayacaktır. 02.03.1997 tarihinde yani SSK tescilinden sonra yapmış olduğu doğumu iki yıl borçlanabilecektir.

Örnek 2- 01.01.1988 tarihinde SSK’lı olarak çalışmaya başlayan sigortalı Fatma Hanımın 01.06.1989 tarihinde sigortalılığı sona ermiştir. 06.07.1989 tarihi itibariyle Bağ-kurlu olarak çalışmaya başlamış ve halen çalışmaya devam etmektedir. Fatma Hanım, 01.02.1986 ve 01.02.2000 tarihlerinde iki doğum yapmıştır. Bu duruda Fatma Hanım hangi süreleri borçlanma hakkına sahip olacaktır?

Fatma Hanım birinci doğumunu SSK tescilinden önce yaptığı, ikinci doğumunu da Bağ-Kurlu iken yaptığı için doğum borçlanmasından yararlanamayacaktır.

Doğum borçlanması için, sigortalının en son çalışmasının/hizmetinin geçtiği Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğüne ya da Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğüne başvuruda bulunması gerekmektedir.

Burada bir noktaya da değinmekte fayda vardır. Şöyle ki; Sigortalı kadın, doğum borçlanmasını yapmadan önce emekliliği için gerekli olan prim gün sayısı miktarını tespit etmeli ve ihtiyacı olduğu kadar prim gün sayını borçlanmalıdır. Aksi takdirde gereksiz borçlanma yaparak fazladan ödeme yapmış olacaktır.

III- EMZİRME ÖDENEĞİ

Emzirme ödeneği, 5510 sayılı SSGSS Kanununda belirtilen hak sahibi kişilere dünyaya yeni gelen çocuklarını emzirmesinden dolayı kendilerine yapılan maddi bir desteğe denilmektedir. Ülkemizde emzirme ödeneği, her kişiye verilmeyip,  bu haktan yararlanabilecek kişilerden bir takım şartların yerine getirilmesi istenilmektedir.

A- 5510 SAYILI SSGSS KANUNUNA GÖRE 4/1-a (SSK) VE 4/1-b (BAĞ-KUR) KAPSAMINDAKİ SİGORTALILAR İÇİN EMZİRME ÖDENEĞİ

Emzirme ödeneği, 5510 sayılı SSGSS Kanununun ‘‘İş Kazası, Meslek Hastalığı, Hastalık ve Analık Sigortasından Sağlanan Haklar’’ başlıklı 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer almakta ve Kanunun ilgili maddesinde ‘‘Analık sigortasından sigortalı kadına veya sigortalı olmayan karısının doğum yapması nedeniyle sigortalı erkeğe, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılardan; kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alan kadına ya da gelir veya aylık alan erkeğin sigortalı olmayan eşine, her çocuk için yaşaması şartıyla doğum tarihinde geçerli olan ve Kurum Yönetim Kurulunca belirlenip Bakan tarafından onaylanan tarife üzerinden emzirme ödeneği verilir.

Sigortalı kadına veya sigortalı olmayan eşinin doğum yapması nedeniyle sigortalı erkeğe emzirme ödeneği verilebilmesi için, Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının;

a) (a) bendi kapsamında olanlar için doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 gün kısa vadeli sigorta kolları primi bildirilmiş olması,

b) (b) bendi kapsamında olanlar için doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 gün kısa vadeli sigorta kolları primi yatırılmış ve genel sağlık sigortası primi dahil prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması

şarttır.

Emzirme ödeneğine hak kazanan sigortalılardan 9 uncu maddeye göre sigortalılığı sona erenlerin, bu tarihten başlamak üzere üçyüz gün içinde çocukları doğarsa, sigortalı kadın veya eşi analık sigortası haklarından yararlanacak sigortalı erkek, doğum tarihinden önceki onbeş ay içinde en az 120 gün prim ödenmiş olması şartıyla emzirme ödeneğinden yararlandırılır.’’ denilmektedir.

Buna göre emzirme ödeneği, hizmet akdi ve kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma kapsamındaki sigortalılardan;

– Sigortalı kadına veya sigortalı olmayan karısının doğum yapması nedeniyle sigortalı erkeğe,

– Kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alan kadına ya da gelir veya aylık alan erkeğin sigortalı olmayan eşine verilmektedir. Ancak emzirme ödeneğinin verilebilmesi için birtakım şartlar da mevcut olduğundan söz etmiştik. Şöyle ki:

Sigortalı kadına veya sigortalı olmayan eşinin doğum yapması nedeniyle sigortalı erkeğe emzirme ödeneği verilebilmesi için:

– Hizmet akdi  kapsamında olanlar (4/1-a) için doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 gün kısa vadeli sigorta kolları primi bildirilmiş olması,

– Kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma kapsamında olanlar (4/1-b) için doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 gün kısa vadeli sigorta kolları primi yatırılmış ve genel sağlık sigortası primi dahil prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması,

– Doğan çocuğun yaşaması şarttır.

Öte yandan, emzirme ödeneğine hak kazanan sigortalılardan sigortalılığı sona erenlerin, bu tarihten başlamak üzere üçyüz gün içinde çocukları doğarsa, sigortalı kadın veya eşi analık sigortası haklarından yararlanacak sigortalı erkek, doğum tarihinden önceki onbeş ay içinde en az 120 gün prim ödenmiş olması şartıyla emzirme ödeneğinden yararlandırılır. Burada, 4/1-a (SSK) sigortalılığı sona eren kişiler için de bahsedilen primin ödenmiş olması şartının gözden kaçmaması gerekir.

Açıklamadan da anlaşılacağı gibi SSK’lı bir hak sahibi emzirme ödeneği almak isterse doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 günlük priminin bildirilmiş olması yeterliyken, BAĞ-KUR’lunun bu haktan yararlanması için Genel Sağlık Sigortası primi dahil prim ve prime ilişkin bütün borçlarının ödenmiş olması gerekmektedir. Ayrıca, her iki sigorta kolunda da doğacak her çocuk için  -çocuğun yaşaması şartı ile- emzirme ödeneği verildiğini unutmamak gerek. Bu durum, tek gebelikte birden fazla doğan (ikiz,üçüz çocuk gibi) ve yaşayan çocuklar için de geçerlidir.

Emzirme ödeneğine hak kazanan sigortalılar, bulundukları yerdeki Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne ya da Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğüne Emzirme Ödeneği Talep Dilekçesi ile birlikte doğum raporu veya Kimlik Paylaşım Sistemi’nden (KPD) alınan bilgiler ile birlikte başvurmaları gerekmektedir. Başvuru işlemleri SGK tarafından iki gün içinde sonuçlandırılarak hak sahiplerine PTT aracılığı ile ödeme yapılmaktadır.

Doğum tarihinde geçerli olan ve Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulunca belirlenip Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından onaylanan tarife üzerinden verilen emzirme ödeneği miktarlarına gelince bunlar 2010 yılı için 75 TL, 2011 yılı için 80 TL, 2012 yılı için 89 TL ve 2013 yılı için ise 95 TL’dir.

Son olarak emzirme ödeneğinin hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde talep edilmemesi halinde düşeceğini ve bir daha talep edilemeyeceğini söyleyelim.

B- MEMURLAR İÇİN DOĞUM YARDIMI ÖDENEĞİ

Memurların emzirme ödeneğinden, SSK (4/1-a) ve BAĞ-KUR’lu (4/1-b) sigortalılardan farklı olarak 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun ([2]) 207 nci maddesinde ‘‘Doğum Yardımı Ödeneği’’ başlığıyla bahsedilmiştir. Kanunun ilgili maddesinde: ‘‘Devlet memurlarından çocuğu dünyaya gelenlere 2500 gösterge rakamının aylık katsayısı ile çarpılması sonucu elde edilecek miktarda doğum yardımı ödeneği verilir.

Ana ve babanın her ikisi de Devlet memuru iseler ödenek yalnız babaya verilir. Eşlerden birine iş akdi veya toplu sözleşme gereği yapılan doğum yardımı ödeneği daha yüksek ise, memur olan eşe ayrıca doğum yardımı ödeneği ödenmez, daha düşük ise yalnız aradaki fark ödenir.

Mahkemelerce verilen ayrılık süresi içinde doğan çocuklar için bu yardım anaya verilir.

Doğum yardımı ödeneği hiçbir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ve ödeme emri aranmaksızın saymanlarca derhal ödenir. Bu yardım borç için haczedilemez.’’ denilmektedir.

Kanun maddesine göre, 2013 yılı için memur aylık katsayısının 0,073837 olarak belirlendiği dikkate alındığında, memurlar için doğum yardımı ödeneğinin 2500×0,073837=184,59 TL olduğu görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında memurların emzirme yardımının 4/1-a’lı (SSK) ve 4/1-b’li (BAĞ-KUR) sigortalılardan daha yüksektir.

IV- GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK ÖDENEĞİ

Geçici iş göremezlik ödeneği, sigortalıya, iş kazası geçirmesi, meslek hastalığına tutulması, hastalanması ya da analık sebebiyle iş göremediği sürelerde (istirahatli olduğu sürelerde) verilen ödeneğe denilmektedir. Geçici iş göremezlik ödeneğine hak kazanabilmek için, Sosyal Güvenlik Kurumunca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması gerekmektedir. Bu ödenekten faydalanmak için üç farklı durum söz konusu olsa da biz, çalışmamızın konusu olan kadın sigortalıları ilgilendiren analık nedeniyle verilen geçici iş göremezlik ödeneğinden bahsetmeye çalışacağız.

Geçici iş göremezlik ödeneği, 5510 sayılı SSGSS Kanununun ‘‘İş Kazası, Meslek Hastalığı, Hastalık ve Analık Sigortasından Sağlanan Haklar’’ başlıklı 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer almakta ve Kanunun ilgili maddesinde: ‘‘Hastalık ve analık sigortasından sigortalıya hastalık veya analık hallerine bağlı olarak ortaya çıkan iş göremezlik süresince, günlük geçici iş göremezlik ödeneği verilir.’’ denilirken,

Aynı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde  “4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile (b) bendinde belirtilen muhtarlar ile aynı bendin (1), (2) ve (4) numaralı alt bentleri kapsamındaki sigortalı kadının analığı halinde, doğumdan önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması şartıyla, doğumdan önceki ve sonraki sekizer haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise doğumdan önceki sekiz haftalık süreye iki haftalık süre ilâve edilerek çalışmadığı her gün için,

4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile (b) bendinde belirtilen muhtarlar ile aynı bendin (1), (2) ve (4) numaralı alt bentleri kapsamındaki sigortalı kadının, erken doğum yapması halinde doğumdan önce kullanamadığı çalıştırılamayacak süreler ile isteği ve hekimin onayıyla doğuma üç hafta kalıncaya kadar çalışması halinde, doğum sonrası istirahat süresine eklenen süreler için,

… geçici iş göremezlik ödeneği verilir.” denilmektedir.

Buna göre, analık nedeniyle 4/1-a’lı (SSK) kadın ile şirket ortakları dışında kalan 4/1-b’li (BAĞ-KUR) ve tarımsal faaliyette bulunan kadın ile muhtarlara, doğumdan önceki ve sonraki sekizer haftalık sürede (çoğul gebelik halinde ise doğumdan önceki sekiz haftalık süreye iki haftalık süre ilâve edilerek) çalış(a)madığı her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilmektedir.

Öte yandan sigortalı kadının, erken doğum yapması nedeniyle doğumdan önce kullanamadığı çalıştırılamayacak süreler ile kadının kendi isteği ve hekimin onayıyla birlikte doğuma üç hafta kalana kadar çalışması halinde, söz konusu geçici iş göremezlik ödenekleri doğum sonrası istirahat süresine eklenen süreler için verilmektedir.

Yine 5510 sayılı SSGSS Kanununun 18 inci maddesinin altıncı fıkrasında “Geçici iş göremezlik ödenekleri, toplu iş sözleşmesi yapılan işyerleri ile kamu idarelerinin işverenleri tarafından Kurumca belirlenen usûl ve esaslara göre Kurum adına sigortalılara ödenerek, daha sonra Kurum ile mahsuplaşmak suretiyle tahsil edilebilir.” denilmektedir. Dolayısıyla, toplu iş sözleşmesi yapılan işyerleri ile kamu idarelerinde, analık halinde geçici iş göremezlik ödeneği almaya hak kazanan sigortalılara, geçici iş göremezlik ödeneğinin söz konusu işyerleri ile kamu idarelerinin işverenleri tarafından Kurumca belirlenen usule göre verilebilmekte ve ilgili işveren ile Kurum yapılan ödemeye ilişkin mahsuplaşabilmektedir.

Son olarak 5510 sayılı SSGSS Kanunun 97 nci maddesinde ‘‘Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazası, meslek hastalığı vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmı zamanaşımına uğrar.

Kuruma müracaat etmemenin haklı bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında, yukarıdaki hükümler uygulanmaz.’’ denilmektedir. Kanunun ilgili maddesiyle kısa vadeli sigorta kollarından ve ölüm sigortasından kazanılan diğer haklar (geçici iş göremezlik ödeneği, evlenme ve cenaze ödenekleri ile ölüm toptan ödemeleri gibi) konusunda genel bir hükme yer verilerek, söz konusu sigorta kollarından kazanılan hakların doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde talep edilmemesi halinde düşeceğinden bahsedilmiştir. Burada, ‘‘hak düşürücü süre’’ işleyeceğinden, söz konusu haklar beş yıl içinde istenilmezse, bir daha ödenmemektedir. Ancak, Kuruma müracaat etmemenin haklı bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında beş yıl hükmü uygulanmamaktadır.

V- DOĞUM VE SÜT İZNİ

A-DOĞUM VE SÜT İZNİ

Doğum ve süt izni çalışma hayatında yer alan anneler için bir hak olup kanuni düzenleme ile hüküm altına alınmış ve işverenlerin inisiyatifine bırakılmamış bir izindir.

Doğum izni ve süt izni ile ilgili kanuni düzenleme 4857 sayılı İş Kanunun ([3])  “Analık Halinde Çalışma ve Süt İzni” başlıklı 74 üncü maddesinde ayrıntısıyla yer almakta ve Kanunun ilgili maddesinde “Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir. (Ek cümle: 13/02/2011-6111 S.K 76. mad.) Kadın işçinin erken doğum yapması halinde ise doğumdan önce kullanamadığı çalıştırılmayacak süreler, doğum sonrası sürelere eklenmek suretiyle kullandırılır.

Yukarıda öngörülen süreler işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabilir. Bu süreler hekim raporu ile belirtilir.

Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilir.

Hekim raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, hamile kadın işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. Bu halde işçinin ücretinde bir indirim yapılmaz.

İsteği halinde kadın işçiye, onaltı haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde onsekiz haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilir. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz.

Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam birbuçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.” denilmektedir.

Buna göre, hamile kadın işçinin doğumdan önce sekiz hafta, doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı hafta izin kullanma hakkı bulunmaktadır. Kadın, doktor raporu ile doğumuna 3 hafta kalıncaya kadar çalışabilir ve bunu kullanmayarak çalıştığı izni doğum sonrası izin süresine ekletebilir. Eğer hamilelik şartları elverişli ise anne/anne adayları bu haklarının ilk sekiz haftasını doğum sonrası döneme kaydırabilirler. Ancak her halükarda doğum öncesinde üç haftalık izinin kullanımı mecburidir. Öte yandan erken doğum yapan sigortalı kadın işçinin doğum öncesi kullanmadığı izinler, doğum sonrası iznine eklenebilmektedir. Örneğin; doğum öncesi 8 hafta izni olan kadın işçi, iznin dördüncü haftasında erken doğum yapması halinde kalan 4 hafta iznini, doğum sonrası 8 hafta olan iznine ekletebilmekte dolayısıyla doğum sonrası toplam 12 hafta izin kullanabilmektedir.

Hamilelik süresince hamile kadın işçinin düzenli hekim kontrollerinin yapması gerektiğinden, gün içinde izin alabilmektedir. İzinli olduğu bu gün veya saatler içinde ücretinde herhangi bir kesintisi de yapılamaz.

Doğum yapan kadınlar, doğum izninden sonra isterlerse altı aya kadar ücretsiz izin alabilirler. Burada işverenin takdir hakkı bulunmayıp kadın sigortalı izin isterse işveren de bu izni vermek zorundadır.

Çalışan kadının çocuğu olduğu takdirde, işveren bir yıl boyunca günde bir buçuk saat süt izni vermek zorundadır. Süt izni 657 sayılı Devlet Memurları Kanuna tabi kadın memur için verilen süre açısından biraz farklı uygulanmaktadır. Kanunun bu konuyla ilgili “Mazeret İzni” başlıklı 104 üncü maddesi (C) bendinde ‘‘Kadın memura, çocuğunu emzirmesi için doğum sonrası analık izni süresinin bitim tarihinden itibaren ilk altı ayda günde üç saat, ikinci altı ayda günde birbuçuk saat süt izni verilir. Süt izninin hangi saatler arasında ve günde kaç kez kullanılacağı hususunda, kadın memurun tercihi esastır.’’ denilmektedir.

Öte yandan, hamile veya yeni doğum yapmış, ya da çocuk emziren kadın işçi, günde yedi buçuk saatten fazla çalıştırılamazlar. Hekim raporu ile belgelenmesi halinde kadın işçi, sağlık durumuna daha uygun bir işe geçirilebilir. Sağlık durumuna daha uygun bir işe geçiş yapıp burada çalışmasından dolayı da ücretinde herhangi bir indirim yapılmaz.

B- DOĞUM İZNİNDE TAZMİNAT HAKKI

4857 sayılı İş Kanunun ‘‘Eşit Davranma İlkesi’’ başlıklı 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında “İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz.’’ denilirken, aynı maddenin altıncı fıkrasında ‘‘İş ilişkisinde veya sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı haklarını da talep edebilir.” denilmektedir.

Buna göre, işveren işçiyi doğum yapmasından veya gebe kalmasından dolayı işten çıkarmış ise işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki tazminat (eşit davranmama tazminatı) ile birlikte, çalışma süresi bir yıl ve üzerinde olması halinde kendisine kıdem tazminatı ödenmesini de isteyebilir. Nitekim Yargıtay’ın da bir içtihat kararında ([4]) “… Davacı işçi, hamile olduğu ve doğum yaptığı için iş sözleşmesi feshedildiğine göre, kötüniyet tazminatına hükmedilmelidir.” denilmekte ve sigortalı kadın çalışanın salt hamilelik ve/veya doğum nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilemeyeceği belirtilmektedir.

C- KADIN VEYA ERKEK MEMURA 24 AYA KADAR AYLIKSIZ İZİN

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ‘‘Aylıksız İzin’’ başlıklı 108 inci maddesi (B) bendinde ‘‘Doğum yapan memura, 104 üncü madde uyarınca verilen doğum sonrası analık izni süresinin bitiminden; eşi doğum yapan memura ise, doğum tarihinden itibaren istekleri üzerine yirmidört aya kadar aylıksız izin verilir.’’ denilirken, aynı maddenin (A) bendinde de ‘‘Memura, eşinin doğum yapması hâlinde, isteği üzerine on gün babalık izni; kendisinin veya çocuğunun evlenmesi ya da eşinin, çocuğunun, kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşinin ölümü hâllerinde isteği üzerine yedi gün izin verilir.’’ Denilmiştir.

Buna göre doğum yapan memur, doğum sonrası analık izni süresinin bitiminden; eşi doğum yapan memur ise, doğum tarihinden itibaren isterlerse yirmidört aya kadar aylıksız izin kullanabilmektedirler. Öte yandan eşi doğum yapan memura da on günlük ‘‘babalık izni’’ verilmektedir.

VI- EVLENME ÖDENEĞİ (ÇEYİZ PARASI)

Halk dilinde çeyiz parası olarak da bilinen evlenme ödeneği, yetim aylığı almakta olan ve evlenmeleri nedeniyle gelir veya aylıklarının kesilmesi gereken kız çocuklarının evlenmeleri ve talepte bulunmaları halinde bir defaya mahsus olmak üzere kendilerine yapılan peşin ödemeye denilmektedir.

5510 sayılı Sosyal Güvenlik Reform Yasası’nın bütün hükümleriyle birlikte yürürlük tarihi olan 1 Ekim 2008’den önce çeyiz parasını BAĞ-KUR’lular (4/1-b) hiç alamazken, SSK (4/1-a) ve Emekli Sandığı’ndaki (4/1-c) çeyiz parası uygulamaları da birbirinden farklıydı ([5]).

Söz konusu sosyal güvenlik yardımını alma şartları, 1 Ekim 2008’den itibaren 5510 sayılı SSGSS Kanununa göre yürütülmeye başlanmıştır. Dolayısıyla çalışmamızın bu başlığında 1 Ekim 2008 tarihinden sonraki dönem için evlenme ödeneği almaya hak kazanacak kadın sigortalılardan bahsedeceğiz. Zira 1 Ekim 2008 öncesi Sosyal Güvenlik Kanunlarından herhangi birine tabi olarak evlenme ödeneği alabilecek hak sahibi/hak sahipleri ile 1 Ekim 2008 sonrası 5510 sayılı SSGSS Kanununa tabi olarak evlenme ödeneği alabilecek hak sahibi/hak sahiplerine birbirlerinden farklı hüküm uygulanmaktadır. Bahsettiğimiz farklı uygulanma hükümleri konusu başka çalışmayı gerektirmektedir.

Evlenme ödeneği konusu, 5510 sayılı SSGSS Kanunun ‘‘Evlenme ve Cenaze Ödeneği’’ başlıklı 37 nci maddesinde yer almaktadır. Kanunun ilgili maddesinde “Evlenmeleri nedeniyle, gelir veya aylıklarının kesilmesi gereken kız çocuklarına evlenmeleri ve talepte bulunmaları halinde almakta oldukları aylık veya gelirlerinin iki yıllık tutarı bir defaya mahsus olmak üzere evlenme ödeneği olarak peşin ödenir. Evlenme ödeneği alan hak sahibinin aylığının kesildiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde yeniden hak sahibi olması halinde, iki yıllık sürenin sonuna kadar gelir veya aylık bağlanmaz, bu durumda olanlar 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (f) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılır.

Evlenme ödeneği verilmesi halinde, diğer hak sahiplerinin aylık veya gelirleri evlenme ödeneği verilen sürenin bitimini takip eden ödeme döneminden itibaren 34 üncü maddeye göre yeniden belirlenir” denilmektedir.

Buna göre Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan gelir veya aylık alan yetim kızlar, evlendikleri takdirde, almakta oldukları maaşın ( yetim aylığının ) 24 katını bir defaya mahsus olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan alabilmektedirler.

Evlendiği için aylığı kesilen ve evlenme ödeneği alan kız çocuğunun aylığının kesildiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde boşanması ve yeniden ölüm aylığına hak kazanması halinde ise bu kişiye iki yıllık sürenin sonuna kadar gelir veya aylık bağlanmaz. Yani çeyiz parası alan kız çocuğu, iki yıl içinde boşanırsa tekrar yetim aylığına hak kazanması için bu iki yıllık sürenin dolması gerekmektedir. Ancak bu durumda olanlar söz konusu dönemde genel sağlık sigortalısı sayılır ve sağlık yardımlarından yararlanmaya devam ederler. Diğer yandan, evlenip çeyiz parasını alan kız çocuğu, örneğin evlendikten üç yıl sonra boşanıp tekrar ölüm aylığı almak isterse tekrar Sosyal Güvenlik Kurumu’na yazılı talepte bulunması gerekmektedir.

Evlenme ödeneği bir defaya mahsus olmak üzere verildiğinden söz konusu ödeneğini aldıktan sonra, boşanma ya da dul kalma gibi nedenlerle yeniden ölüm geliri ve/veya yetim aylığı bağlanan kız çocuklarına sonraki evliliklerinde evlenme ödeneği verilmez. Ayrıca evlenme ödeneğinin ilk evlilikte alınması şartı da yoktur. Evlenme ödeneğini ilk evliliğinde talep etmeyenler, ikinci evliliğinde eşinden ayrıldıktan sonra tekrar ölüm aylığı alırken yeniden evlenmeleri halinde alabilirler.

Evlenme ödeneği verilen kız çocuklarının gelir ve aylıkları, evlenme tarihini izleyen ödeme dönemi başından itibaren durdurulur ve bu tarihten iki sene sonra da kesilir. Diğer hak sahiplerinin gelir ve aylıkları da gelir ve aylığın kesildiği tarihten itibaren yani evlenme tarihini izleyen ödeme tarihinden itibaren yükseltilir. Yani örneğin, sigortalı vefat edince, vefat eden sigortalının eşine, iki bekâr kızına ve varsa lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 18 yaşını doldurmamış, yükseköğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmamış erkek çocuğa aylık bağlandığını varsayalım. Eğer, ölüm aylığı almakta iken kızlardan biri evlenip evlenme ödeneği alırsa dul eşin, diğer bekâr kızın ve şartları sağlayan erkek çocuğun maaşı evlenen kızın evlenme tarihini izleyen ödeme tarihinden itibaren yükseltilir.

Evlenme ödeneği almaya hak kazanan hak sahibi,

-Hizmet akdiyle ve kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma  kapsamındakiler, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü Sigortalı Emeklilik İşlemleri Daire Başkanlığına veya bulundukları yer il müdürlüğüne/Sosyal Güvenlik Merkezine, Kurumca belirlenen Tahsis Talep ve Beyan Taahhüt Belgesi ile,

-Kamu görevlisi kapsamındakiler ise, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Kamu Görevlileri Emeklilik işlemleri Daire Başkanlığına, herhangi bir görevde çalışmadığına dair beyan örneği ile başvurmaları gerekmektedir.

Son olarak ölüm sigortasından kazanılan bir hak olan evlenme ödeneği, yukarıda geçici iş göremezlik ödeneği başlığında da bahsettiğimiz süre gibi alınmaya hak kazanıldığı tarihten itibaren 5 yıl içerisinde talep edilmezse kaybedilmektedir.

VII- EVLENEN KADIN ÇALIŞAN İÇİN KIDEM TAZMİNATI

Kıdem tazminatı, işçinin çeşitli sebeplerle işyerinden ayrılırken işveren tarafından iş kanunu gereğince işçiye vermiş olduğu bir tazminat şeklidir.

Kıdem tazminatından 4857 sayılı İş Kanununun Geçici 6 ncı maddesinde bahsedilmiştir. Söz konusu geçici maddede “Kıdem tazminatı için bir kıdem tazminatı fonu kurulur. Kıdem tazminatı fonuna ilişkin Kanunun yürürlüğe gireceği tarihe kadar işçilerin kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı hakları saklıdır.” denilip, yine sadece 14. maddesi ile yürülükte bulunan 1475 sayılı İş Kanununun “Kıdem Tazminatı” başlıklı bahsi geçen maddesinde “Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin………….feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir.” denilmektedir.

Buna göre kadın işçi, evlilik nedeni ile işten ayrılması durumunda, çalışma süresine göre (en az bir yılın dolması şartıyla) evlendikten (yani resmi nikâhtan) sonra bir yıl içerisinde işverene yazılı olarak başvurur ve evlilik nedeniyle işten ayrılmak istediğini açıkça belirtirse kıdem tazminatı alarak iş akdini sonlandırabilir. Öte yandan kadının evlilik nedeniyle işten ayrılması başka bir yerde işe girerek çalışmasına da herhangi bir engel teşkil etmemektedir.

VIII-KADIN İŞÇİLERİN GECE POSTALARINDA ÇALIŞTIRILMA KOŞULLARI

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılan “Kadın İşçilerin Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmelik” ([6])  gece vardiyalarında çalıştırılacak kadın çalışanlar için hukuki düzenlemeler içermektedir. Söz konusu yönetmeliğin;

“Kadın İşçilerin Gece Postasında Çalıştırılma Süresi” başlıklı 5 inci maddesinde: ‘‘Kadın işçiler her ne şekilde olursa olsun gece postasında yedibuçuk saatten fazla çalıştırılamaz.’’

“İşyerine Götürüp Getirme” başlıklı 6 ncı maddesinde: “Belediye sınırları dışındaki her türlü işyeri işverenleri ile belediye sınırları içinde olmakla beraber, posta değişim saatlerinde alışılmış araçlarla gidip gelme zorluğu bulunan işyeri işverenleri, gece postalarında çalıştıracakları kadın işçileri, sağlayacakları uygun araçlarla ikametgâhlarına en yakın merkezden işyerine götürüp getirmekle yükümlüdür.”

“Gebelik ve Analık Durumunda Çalıştırılma Yasağı” başlıklı 9 uncu maddesinde de: “Kadın işçiler, gebe olduklarının doktor raporuyla tespitinden itibaren doğuma kadar, emziren kadın işçiler ise doğum tarihinden başlamak üzere altı ay süre ile gece postalarında çalıştırılamazlar. Emziren kadın işçilerde bu süre, ana ve çocuğun sağlığı açısından gerekli olduğunun işyeri hekimi, işyeri ortak sağlık birimi, işçi sağlığı dispanserleri, bunların bulunmadığı yerlerde sırasıyla en yakın Sosyal Sigortalar Kurumu, sağlık ocağı, Hükümet veya belediye doktoru raporuyla belgelenmesi halinde, bir yıla kadar uzatılır.” denilmektedir.

Yönetmeliğin bahsi geçen maddelerine baktığımızda;

Gece vardiyalarında çalıştırılacak kadınların hiçbir şekilde yedi buçuk saatten fazla çalıştırılamayacağı kesin hüküm altına alınmıştır.

Gece vardiyalarında kadın işçi çalıştıran işverenlere, çalıştırdıkları kadın işçileri sağlayacakları uygun araçlar ile ikametgâhlarına en yakın yerden işyerine getirip götürme yükümlüğü verilmiştir.

Yine gebeliği doktor raporuyla belgelenen kadın işçilerin doğum tarihine kadar, emziren kadın işçilerin ise doğum tarihinden itibaren altı ay süreyle gece vardiyalarında çalıştırılamayacağı belirtilmiştir. Ancak emziren kadın için söz konusu altı aylık süre doktor raporuyla bir yıla kadar uzatılabilmektedir.

IX- YER VE SU ALTINDA ÇALIŞTIRMA YASAĞI

Kadın çalışanların sağlık ve güvenliklerinin korunması, iş ve sosyal güvenlik hukukunun  önemli alanlarından birini oluşturmaktadır. Zira çalışanlar içindeki kadınlar, özel olarak korunan riskli gruplardan birini oluşturmaktadırlar.

4857 sayılı İş Kanunu, kadınların genel olarak ağır ve tehlikeli işlerde, yer altı ve su altı işlerinde  çalışamayacaklarını hükme bağlamıştır. Söz konusu Kanununun “Yer ve Su Altında Çalıştırma Yasağı” başlıklı 72 nci maddesinde: “Maden ocakları ile kablo döşemesi, kanalizasyon ve tünel inşaatı gibi yer altında veya su altında çalışılacak işlerde onsekiz yaşını doldurmamış erkek ve her yaştaki kadınların çalıştırılması yasaktır.” denilerek maden ocağı, kanalizasyon, tünel inşaatı gibi ağır çalışma şartları bulunan yeraltı ve su altı işlerinde onsekiz yaşını doldurmayan erkeklerin ve yaşları ne olursa olsun kadınların çalıştırılmasının yasak olduğu hüküm altına alınmıştır

Ancak ağır ve tehlikeli işlerden olmakla birlikte söz konusu işlerin bazılarında kadın işçilerin ve 16 yaşını doldurmuş genç işçilerin çalışabilmesine izin verilmiştir. Nitekim bu  işler, hükümleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yürütülen Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği’nde ([7]) karşılarına (K) veya (Gİ) kısaltma işaretleri konularak tek tek belirlenmiştir. Ağır ve tehlikeli işlerden olmasına karşılık (K) işaretli olanlarda kadınlar, (Gİ) işaretli olanlarda ise, genç işçiler çalışabileceklerdir. Gelişen teknoloji ve giderek önem kazanan cinsiyet ayırımcılığının engellenmesi çalışmaları karşısında kadın işçilere koruyuculuk altında getirilen söz konusu yasaklamaların kadın işçiyi koruyucu niteliği tartışma konusudur.

KADINLARIN SOSYAL GÜVENLİK YÖNÜYLE HAKLARI – (II)

Bir önceki sayımızda “Kadınların Sosyal Güvenlik Yönüyle Hakları” konusuna giriş yapmış ve çalışma hayatında yer alan kadın sigortalıların iş ve sosyal güvenlik hukuku alanında sahip oldukları haklardan bahsetmeye çalışmıştık. Bu yazımızda da aynı konuya devam edeceğiz.

I- ÖLÜM SİGORTASI

A-ÖLÜM SİGORTASI ve YARARLANMA ŞARTLARI

Ölüm sigortası, sigortalının ölümü durumunda, hak sahiplerine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenmesi gereken aylık ödemeye denilmektedir. Ancak ölüm sigortasından yararlanmak için birtakım şartlar bulunmaktadır.  Ölüm sigortası ile ilgili yasal düzenleme 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Ölüm Sigortasından Sağlanan Haklar Ve Yararlanma Şartları” başlıklı 32 nci maddesinde yer almaktadır. Kanunun ilgili maddesinde “Ölüm sigortasından sağlanan haklar şunlardır:

a) Ölüm aylığı bağlanması.

b) Ölüm toptan ödemesi yapılması.

c) Aylık almakta olan kız çocuklarına evlenme ödeneği verilmesi.

d) Cenaze ödeneği verilmesi.

Ölüm aylığı;

a) En az 1800 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş veya 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için, her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş,

b) 47 nci maddede yazılı sebeplerle kazaya uğramış, malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı almakta iken veya malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olup henüz işlemi tamamlanmamış,

c) Bağlanmış bulunan malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı, sigortalı olarak çalışmaya başlamaları sebebiyle kesilmiş,

durumda iken ölen sigortalının hak sahiplerine, yazılı istekte bulunmaları halinde bağlanır. Ancak, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre sigortalı sayılanların hak sahiplerine aylık bağlanabilmesi için ölen sigortalının genel sağlık sigortası primi dahil kendi sigortalılığından dolayı prim ve prime ilişkin her türlü borcunun olmaması veya ödenmesi şarttır.” denilmektedir.

Buna göre, kanunda sayılan hallerde sigortalının ölümü hallerinden ölüm sigortasından yararlanmak için,

1-Sosyal Güvenlik Kurumu’na en az 1800 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri bildirilmiş veya 4/1-a (SSK) kapsamında sigortalı sayılanlar için, her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı olup, toplamda da 900 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri bildirilmiş olması gerekir.

2-Sigortalıların vazifelerini yaptıkları sırada veya vazifeleri dışında idarelerince görevlendirildikleri herhangi bir kamu idaresine ait başka işleri yaparken bu işlerden veya kurumlarının menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken ya da idarelerince sağlanan bir taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında veya işyerinde meydana gelen kaza sonucu malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı almakta iken ölen yahut söz konusu aylıklardan birinin bağlanmasına hak kazanmış olup henüz işlemi tamamlanmamış olan sigortalıların hak sahiplerinin talepte bulunmaları gerekmektedir.

3-Bağlanmış bulunan malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı, sigortalı olarak çalışmaya başlamaları sebebiyle kesilmiş olan sigortalıların ölümü halinde de yine hak sahiplerinin talepte bulunmaları gerekmektedir.

Gerekli koşulların sağlanması halinde hak sahibi eş ve kız/erkek evlat Sosyal Güvenlik Kurumu’na (Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’ne ya da ilçelerde Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlükleri’ne) yazılı başvuruda bulunarak ölüm aylığı alabilmektedirler. Ancak, 4/1-b (BAĞ-KUR) kapsamında sigortalı sayılanların hak sahiplerine aylık bağlanabilmesi için ölen sigortalının genel sağlık sigortası primi dahil kendi sigortalılığından dolayı prim ve prime ilişkin her türlü borcunun olmaması veya ödenmesi gerekmektedir.

B-ÖLÜM SİGORTASININ HAK SAHİPLERİNE PAYLAŞTIRILMASI

Sigortalının ölümü halinde yukarıda da bahsettiğimiz gibi hak sahibi eş ve/veya çocuklara aylık bağlanmaktadır. Bağlanacak aylık belli oranlarda hak sahiplerine paylaştırılır. Nitekim 5510 sayılı SSGSS Kanununun 34 üncü maddesinde yer alan “Ölüm Aylığının Hak Sahiplerine Paylaştırılması” başlıklı maddesinde: “Ölen sigortalının 33 üncü madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının;

a) Dul eşine % 50’si; aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde % 75’i,

b) Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;

1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayanların veya,

2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malûl olduğu anlaşılanların veya,

3) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının,

her birine % 25’i,

c) (b) bendinde belirtilen çocuklardan sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya sonradan bu duruma düşenlerle, ana ve babaları arasında evlilik bağı bulunmayan veya sigortalının ölümü tarihinde evlilik bağı bulunmakla beraber ana veya babaları sonradan evlenenler ile kendisinden başka aylık alan hak sahibi bulunmayanların her birine % 50’si,

 d) (Değişik bend: 17/04/2008-5754 S.K./21.mad) Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25’i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25’i,

oranında aylık bağlanır.

Sigortalı tarafından evlât edinilmiş, tanınmış veya soy bağı düzeltilmiş veya babalığı hükme bağlanmış çocukları ile sigortalının ölümünden sonra doğan çocukları, bağlanacak aylıktan yukarıda belirtilen esaslara göre yararlanır.

Hak sahiplerine bağlanacak aylıkların toplamı sigortalıya ait aylığın tutarını geçemez. Bu sınırın aşılmaması için gerekirse hak sahiplerinin aylıklarından orantılı olarak indirimler yapılır.” denilmektedir.

Buna göre, ölen sigortalının kanunun ilgili maddesine göre hesaplanan gelirin, dul eşine % 50’si,

Aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise (5510 sayılı SSGSS Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç 5510 sayılı SSGSS Kanunu kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde) % 75’i,

5510 sayılı Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;

– Erkek ya da kız çocuklara 18 yaşını doldurana kadar, lise ve dengi öğrenim görmeleri halinde 20 yaşını doldurana kadar, yükseköğrenim görmeleri halinde ise 25 yaşını doldurana kadar,

– Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az %60 oranında yitirip malûl olduğu anlaşılanlara (kız erkek fark etmez) veya

– Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kız evlatların, her birine % 25’i “aylık” olarak verilmektedir.

Ölüm aylığı veya ölüm geliri almaya hak kazandığı halde aylık talebinde bulunmayan kız çocukları sağlık yardımlarından yararlanabilmesi için ölüm aylığı veya ölüm geliri alıyor olmaları gerekmektedir. Eğer almıyorlar/almak istemiyorlarsa (hak sahibi koşullarını taşımaları halinde) gelir testine tabi tutulmaları gerekmektedir.

Son olarak ölüm sigortasından kazanılan bir hak olan ölüm aylığı, alınmaya hak kazanıldığı tarihten itibaren 5 yıl içerisinde talep edilmezse kaybedilmektedir.

II- MALUL ÇOCUĞU BULUNAN KADIN SİGORTALIYA SAĞLANAN HAKLAR

Malul çocuğu bulunan sigortalı kadına 5510 sayılı SSGSS Kanunu ile daha erken yaşta emekli olma imkânı sağlamaktadır.

5510 sayılı SSGSS Kanunun 28 inci maddesinin sekizinci fıkrasında “Emeklilik veya yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunan kadın sigortalılardan başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malûl çocuğu bulunanların, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen prim ödeme gün sayılarının dörtte biri, prim ödeme gün sayıları toplamına eklenir ve eklenen bu süreler emeklilik yaş hadlerinden de indirilir.”

Kanunla getirilen yeni düzenlemeye göre başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul çocuğu olan sigortalı kadınların, 1 Ekim 2008 tarihinden sonra geçen prim ödeme gün sayılarının dörtte biri (%25), prim ödeme gün sayıları toplamına eklenmektedir. Eklenen bu süreler emeklilik yaş hadlerinden de ayrıca indirilerek bu durumda olan kadın sigortalılara daha erken yaşta emekli olma imkânı sağlanmaktadır. Kısaca 1 Ekim 2008 tarihinden sonra sigortalı olarak çalışan ve aynı zamanda engelli veya malul çocuğu bulunan kadınlar daha az süre prim ödeyerek daha erken emekli olabilmektedir.

III- KADINLARIN YURTDIŞI BORÇLANMASI YAPABİLMESİ

Erkeklerin yurtdışında geçen süreleri borçlanarak emekli olabilmesi için hizmet akdi veya şirket ortağı kapsamında vergi ödeyerek fiilen bir işte çalışması ve bunu belgelendirmesi gerekirken; kadınlar için böyle bir şart bulunmamaktadır.

3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun (8) gereği kadınlar, yurtdışında herhangi bir sigorta koluna tabi olmayıp ev kadını olarak geçen sürelerini borçlanabilmektedirler. Söz konusu Kanunun “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1 inci maddesinde “Türk vatandaşlarının yurt dışında 18 yaşını doldurduktan sonra, Türk vatandaşı iken geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri halinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” denilmektedir.

Buna göre, kadınlar 18 yaşını doldurduktan sonra yurtdışında geçen sürelerin tamamını veya diledikleri kadarını herhangi bir şart aranmaksızın sigortalılık süresi olarak borçlanabilmektedirler. Bu süre içinde kadınların evli olma şartı da bulunmamaktadır. Bu durumda olan kadın, yurtdışı borçlanması yapmak isterse 01/01/2013-30/06/2013 tarihleri için günlük 10,44 TL, aylık 313,20 TL, ve nihayet yıllık 3.758,40 TL borçlanması gerekmektedir. Bu tutarlar 01/07/2013-31/12/2013 dönemi için ise günlük 10,90 TL, aylık ise 327,00 TL, ve nihayetinde yıllık 3.924,00 TL’dir.

IV- KADIN MEMURUN GECE NÖBETİ

657 sayılı Devlet Memurları Kanununa(9) tabi olarak özellikle hastanelerde çalışan kadın sağlık personeli için gece nöbeti belli dönemlerde zorunlu tutulmamaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun “Günün 24 Saatinde Devamlılık Gösteren Hizmetlerde Çalışma Saat Ve Usulünün Tesbiti” başlıklı 101 inci maddesinin ikinci fıkrasında “Ancak, kadın memurlara; tabip raporunda belirtilmesi hâlinde hamileliğin yirmi dördüncü haftasından önce ve her hâlde hamileliğin yirmi dördüncü haftasından itibaren ve doğumdan sonraki bir yıl süreyle gece nöbeti ve gece vardiyası görevi verilemez. Engelli memurlara da isteği dışında gece nöbeti ve gece vardiyası görevi verilemez.” denilmektedir.

Buna göre, kadın memurlara; tabip raporunda belirtilmesi hâlinde hamileliğin yirmi dördüncü haftasından önce (yani altıncı ayından önce) ve her hâlde hamileliğin yirmi dördüncü haftasından itibaren (yani altıncı ayından itibaren) ve doğumdan sonraki bir yıl süreyle gece nöbeti ve gece vardiyası görevi verilemez. Ayrıca bu süre hekim raporu ile uzatılabilir.

V- YARDIMCI ÜREME YÖNTEMİ (TÜP BEBEK UYGULAMASI)

Halk dilinde tüp bebek, tıp literatüründe ve hâlihazırdaki Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği’nde(10) ise ‘‘İnvitro fertilizasyon (IVF)’’ olarak adlandırılan “Tüp Bebek” uygulaması; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 63 üncü maddesinde “Yardımcı Üreme Yöntemi” olarak bahsedilmiştir. Çocuk sahibi olmak isteyip de olamayan çiftler için alternatif bir yol olan tüp bebek uygulaması pahalı bir tedavi yöntemdir. Ancak yapılan yeni düzenlemelerle söz konusu tedavi masraflarının büyük kısmı Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmakta ve çocuk sahibi olmak isteyip de olamayanlar için tüp bebek tedavisi alternatif bir yol haline getirilmiştir.

5510 sayılı SSGSS Kanununun “Finansmanı Sağlanan Sağlık Hizmetleri ve Süresi” başlıklı 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde:

“Evli olmakla birlikte çocuk sahibi olmayan genel sağlık sigortalısı kadın ise kendisinin, erkek ise karısının;

1) Yapılan tıbbî tedavileri sonrasında normal tıbbî yöntemlerle çocuk sahibi olamadığının ve ancak yardımcı üreme yöntemi ile çocuk sahibi olabileceğinin Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları sağlık kurulları tarafından tıbben mümkün görülmesi,

2) 23 yaşından büyük, 39 yaşından küçük olması,

3) Son üç yıl içinde diğer tedavi yöntemlerinden sonuç alınamamış olduğunun Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları sağlık kurulları tarafından belgelenmesi,

4) Uygulamanın yapıldığı tıbbî merkezin Kurum ile sözleşme yapmış olması,

5) En az beş yıldır genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olunan kişi olup, 900 gün genel sağlık sigortası prim gün sayısının olması,

şartlarının birlikte gerçekleşmesi halinde en fazla iki deneme ile sınırlı olmak üzere yardımcı üreme yöntemi tedavileri ile bir hastalığın tedavisinin başka tıbbî bir yöntemle mümkün olmaması ve Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları sağlık kurulları tarafından tıbben zorunlu görülmesi halinde yardımcı üreme yöntemi tedavileri.” denilerek, yardımcı üreme yöntemi olan tüp bebek uygulamasının Sosyal Güvenlik Kurumu’nca (belli oranda) finanse edileceği hüküm altına alınmıştır.

Buna göre, resmi evli olmakla birlikte eşlerden herhangi birinin evlat edinilmiş çocukları hariç soy bağı kurulmuş sağ çocuğunun olmaması koşuluyla; genel sağlık sigortalısı kadın ise kendisine, erkek ise bakmakla yükümlü olduğu karısına, en fazla iki deneme (siklus) ile sınırlı olmak üzere uygulanan tüp bebek tedavilerine ilişkin giderler, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmaktadır. Ancak, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun gerekli sağlık yardımlarını karşılayabilmesi için bazı şartların yerine getirilmiş olması gerekir. Buna göre; aşağıda belirtilen şartların birlikte gerçekleşmesi halinde tedaviye ilişkin giderler Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır.

– Yapılan tıbbî tedavileri sonrasında normal tıbbî yöntemlerle çocuk sahibi olamadığının ve ancak yardımcı üreme yöntemi ile çocuk sahibi olabileceğine dair sağlık kurulu raporunun düzenlenmiş olması,

– Tüp bebek tedavisi görecek olan sigortalı kadının 23 yaşını doldurmuş, 40 yaşından gün almamış olması,

– Tüp bebek tedavisinin yapılacak sağlık merkezin Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmeli olması,

– En az 5 yıldan beri genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olunan kişi olup, 900 gün genel sağlık sigortası prim gün sayısının olması, ( Bu sürelerin oluşması için yapılacak askerlik, doğum vs. borçlanmaları da sürelerin hesaplamasında dikkate alınır. )

– Son üç yıl içinde diğer tedavi yöntemlerinden sonuç alınamamış olduğunun Sosyal Güvenlik Kurumuyla sözleşmeli sağlık hizmeti sunucusu sağlık kurulları tarafından belgelenmesi gerekir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi saydığımız bu şartların birlikte gerçekleşmesi şarttır.

Öte yandan, tüp bebek tedavisine başlanan kadının deneme öncesi 40 yaşından gün almış olması halinde, tüp bebek tedavisine ait bedeller, tedaviye daha önce başlanmış olsa dahi Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmamaktadır.

Tüp bebek tedavisi, Sağlık Uygulama Tebliği eki EK-2/C Listesinde belirtilen bedel esas alınarak Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ilgili sağlık sunucusuna ödenmektedir. (Fiyata; tüp bebek tedavisi kapsamında yapılan ovulasyon indüksiyonu, oosit aspirasyonu, sperm-oosit hazırlanması ve inkübasyonu, embriyo transferi, ICSI (mikro enjeksiyon), invaziv sperm elde etme yöntemleri, tüp bebek işlemi öncesi kadın ve erkeğe yapılan tetkik ve tahlil bedelleri ile kullanılan her türlü sarf malzemesi dahildir.)

Yardımcı üreme yöntemi tedavilerinde birinci denemede yüzde 30, ikinci denemede yüzde 25 olmak üzere bu tedaviler için belirlenen bedeller (katılım payı olarak) tedavinin yapıldığı hastanelerce tedavi gören kişilerden tahsil edilir. Buna göre, yapılan son düzenlemeye göre; Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bir tüp bebek için önerdiği ücret 2.091,06 TL olduğuna göre, bu değerin %30’u olan 627,318 TL’sı sağlık sunucularına sigortalılar tarafından katılım payı olarak ödenir. (İkinci deneme için bu rakam 522,765 TL olacaktır). Bununla birlikte; tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçlarla ilgili katılım payı da sigortalı tarafından ödenmektedir.

VI- EVLERİNDE EL İŞİ YAPAN KADINLARIN SİGORTALILIĞI

Bu başlıkta da kendi evlerinde, herhangi bir işveren ya da kuruma bağlı kalmadan, el emeği göz nuru dedikleri el sanatları ile uğraşan kadınların sigortalılıklarından bahsedeceğiz. Sosyal güvenlik kapsamına alınan el sanatları ile uğraşan ev kadınları, bahsedeceğimiz sigortalılık statüsüyle sağlık imkânlarından yararlanabileceği gibi emeklilik hakkına da sahip olabilmektedirler.

5510 sayılı SSGSS Kanununun “Kendi Adına Ve Hesabına Tarımsal Faaliyette Bulunan Sigortalılar İle Esnaf Muaflığından Yararlanan Kadın Sigortalılara İlişkin Geçiş Hükümleri” başlıklı Geçici 16 ncı maddesinde “31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinde belirtilen işleri, hizmet akdiyle herhangi bir işverene tabi olmaksızın sürekli ve kazanç getirici nitelikte yaptıkları Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirlenen usul ve esaslara göre tespit edilen kadın isteğe bağlı sigortalılar; bu maddenin yürürlüğe girdiği yıl için 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının onbeş katı üzerinden başlanılarak, takip eden her yıl için bir puan arttırılmak suretiyle otuz katını geçmemek üzere malullük, yaşlılık, ve ölüm sigortaları ile genel sağlık sigortası primi öderler.” denilmektedir.

5510 sayılı SSGSS Kanununun Geçici 16 ncı maddesine göre hizmet akdiyle herhangi bir işverene tabi olmaksızın sürekli ve kazanç getirici nitelikte evde el sanatları ile uğraşan ev kadınlarının daha az prim ödeyerek isteğe bağlı sigortalılık yoluyla emeklilik hakkını elde etme ve sağlık yardımlarından yararlanma hakları bulunmaktadır.

Sürekli ve kazanç getirici nitelikteki el sanatları ve gelir vergisinden muaf olunacak kişilere baktığımızda ise bu kişiler 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun(11) 9 uncu maddesinin (6) numaralı bendinde sayılmıştır. Buna göre evlerde kullanılan dikiş, nakış, mutfak robotu, ütü ve benzeri makine ve aletler hariç olmak üzere, dışarıdan işçi almamak şartıyla; oturdukları evlerde imal ettikleri havlu, örtü, çarşaf, çorap, halı, kilim, dokuma mamûlleri, kırpıntı deriden üretilen mamûller, örgü, dantel, her nevi nakış işleri ve turistik eşya, hasır, sepet, süpürge, paspas, fırça, yapma çiçek, pul, payet, boncuk işleme, tığ örgü işleri, ip ve urganları, tarhana, erişte, mantı gibi ürünleri işyeri açmaksızın satan kişiler, bunun yanında bu ürünleri, pazar takibi suretiyle satılması ile ticarî, ziraî veya meslekî faaliyetleri dolayısıyla (gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olanların düzenledikleri hariç olmak üzere) düzenlenen kermes, festival, panayır ile kamu kurum ve kuruluşlarınca geçici olarak belirlenen yerlerde satan kişiler de söz konusu vergi muafiyetinden yararlanabilmektedir.

Yukarıda saydığımız işleri yapan ve bahsettiğimiz vergi muafiyeti kapsamına giren kadınların (gelir vergisinden muaf olacak basit işler yaparak geçimlerini temin eden kadınlar) sigortalı olmak istemeleri halinde vergi dairelerinden evde el sanatları ile uğraştıklarına dair belgeyi alıp Sosyal Güvenlik Kurumu’na (Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ya da Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğü’ne) ibraz etmeleri ve primlerini de her ay ödemeleri gerekmektedir. Bu belgeyi alan ev kadınları her ay 30 gün prim ödemek yerine 2012 yılı için 19 gün, 2013 yılı için 20 gün, 2014 yılı için 21 gün, 2015 yılı için 22 gün, 2016 yılı için 23 gün, 2017 yılı için 24 gün, 2018 yılı için 25 gün, 2019 yılı için 26 gün, 2020 yılı için 27 gün, 2021 yılı için 28 gün, 2022 yılı için 29 gün, 2023 ve sonraki yıllar için 30 gün prim ödeyerek her ay 30 gün sigortalılık hizmeti kazanabilmektedirler.

İsteğe bağlı sigortalılıkta Sosyal Güvenlik Kurumu’na normalde 30 gün sigortalılık hizmeti için, 30 gün üzerinden prim ödenmesi gerekmektedir. Oysa evde el sanatları ile uğraşan ev kadınları için getirilmiş olan “isteğe bağlı” sigortalılıkta 2023 yılına kadar daha az miktarda prim ödenerek, emeklilik için her ay 30 gün sigortalılık  hizmeti kazandırılmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında, içerisinde bulunduğumuz 2013 yılı için evde el sanatları ile uğraştığını belgeleyen kadınlar isteğe bağlı sigortalılık kapsamında yirmi günlük prim ödeyebilirler. 2013 yılı için ödenen prim gün sayısı yirmi gün olsa da sigortalılık hizmeti otuz gün olarak değerlendirilir. Bu şekilde prim ödemeye başlayan kadın sigortalı daha az prim ödeyerek emekli olabilme ve sağlık imkânlarından yararlanma hakkını da elde edebilmektedir.

VII- KENDİSİNE ŞİDDET UYGULANAN KADINA SAĞLIK HİZMETİ SUNULMASI

Kadına yönelik şiddet, ister kamusal alanda ister özel yaşamda meydana gelsin, kadının fiziksel, ruhsal, sosyal, cinsel ve ekonomik açıdan zarar görmesine, acı çekmesine, onurunun zedelenmesine, kadının özgüvenini yitirmesine ve kadınlara karşı ayrımcılığın sürmesine yol açan bir eylemdir.(12) Kadına yönelik şiddet olaylarına işyerinde, sokakta, okulda, gözaltında ve savaşlarda rastlanmaktadır. Ancak, kadınlar en korunduğu yer diye düşünülen “aile içinde” yani kendi evlerinde sevgi, saygı beklediği insan(lar) tarafından daha yaygın bir şekilde şiddete maruz kalmaktadırlar.(13)

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun(14) “Sağlık Giderleri” başlıklı 19uncu maddesinde “Bu Kanun hükümlerine göre hakkında koruyucu tedbir kararı verilen kişilerden genel sağlık sigortalısı olmayan ve genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi kapsamına da girmeyen veya genel sağlık sigortası prim borcu sebebiyle fiilen genel sağlık sigortasından yararlanamayan ya da diğer mevzuat hükümleri gereğince tedavi yardımından yararlanma hakkı bulunmayanlar; bu hâllerin devamı süresince, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında, gelir testine tabi tutulmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılır.” denilmektedir. Söz konusu hüküm 5510 sayılı SSGSS Kanununda da benzer şekilde yer almaktadır.

Buna göre yukarıda bahsettiğimiz ailevi şiddetlere maruz kalan kadınlar için 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna göre hakkında koruyucu tedbir kararı verilen kadınlar 5510 sayılı SSGSS Kanunun ilgili maddesine göre genel sağlık sigortası kapsamına alınmıştır. Yani bu kişiler gelir testine tabi tutulmaksızın GSS’li sayılmakta dolayısıyla sağlık imkânlarından yararlanabilmektedir.

VIII-EŞİ VEFAT ETMİŞ KADINLARA YÖNELİK DÜZENLİ NAKİT YARDIMI

Eşi vefat etmiş kadınlara yönelik düzenli nakit yardımı programı T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından çıkarılan 2012/6 ve 2012/10 sayılı genelgelerle ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Düzenli nakdi yardım programının hedef kitlesi; eşi vefat etmiş, muhtaç durumda bulunan, kanunla kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olmayan ve bu kuruluşlardan aylık ve gelir almayan kadınlar olarak belirlenmiştir.

A- EŞİ VEFAT ETMİŞ KADINLARA DÜZENLİ SOSYAL YARDIM VERİLMESİNE İLİŞKİN SÜREÇ

Genelgeye göre eşi vefat etmiş ve herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayan, muhtaçlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Mütevelli Heyeti kararıyla onaylanan kadınlara muhtaçlıkları devam ettiği süre içerisinde aylık 250 TL tutarında ve 2 aylık periyotlarla düzenli nakit sosyal yardım verilmektedir. Yardım programından faydalanabilmek için her şeyden önce kadının resmi nikâhlı eşinin vefat etmiş olması gerekmektedir.

Düzenli nakdi yardımın verilme sürecine baktığımızda,

– Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nde kayıtlı olan kadınlar il/ilçe sınırları içinde bulunan (Valilik ya da Kaymakamlık bünyesinde bulunan) Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına başvurması gerekir.

– Başvuru sahibinin muhtaçlığı ve düzenli sosyal yardım verilmesinin uygunluğuna ilişkin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Mütevelli Heyeti tarafından karar verilmesiyle nakdi yardımlar iki ayda bir hak sahibi olan kadınlar adına bankaya yatırılır.

B- DÜZENLİ SOSYAL YARDIMIN FESHEDİLMESİ

Bakanlığın genelgesine göre düzenli sosyal yardım aşağıda belirtilen durumların gerçekleşmesi halinde yine Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Mütevelli Heyeti kararı ile feshedilir.

1- Eşi vefat etmiş olan kadının tekrar evlenmesi,

2- Sistem üzerinden aylık yapılan sorgulamalarda hak sahibinin muhtaçlık durumunun ortadan kalktığının tespit edilmesi,

3- Sosyal İnceleme Raporu doğrultusunda muhtaçlık durumunun değiştiğinin tespit edilmesi,

4- Resmi evlilik bağı olmaksızın fiili olarak birlikte yaşamanın tespit edilmesi.

Öte yandan, eşi vefat etmiş ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu(15) kapsamında olan kadınların ihtiyaçları olması durumunda Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından verilen diğer yardım programlarından yararlanmaları sağlanmaktadır. Bu doğrultuda; hanede yaşayan kadın ve çocukların durumu değerlendirilerek şartlı eğitim ve sağlık yardımları, eğitim materyali yardımı, yakacak ve gıda yardımlarından yararlanmaları için gerekli işlemler yapılmaktadır.

C-3294 SAYILI KANUN(16) İLE 2022 SAYILI KANUN(17) KAPSAMINA GİREN KADINLARIN DURUMU            

2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz Ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında  “65 yaşını doldurmuş, kendisine kanunen bakmakla mükellef kimsesi bulunmayan, sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birisinden her ne nam altında olursa olsun bir gelir veya aylık hakkından yararlanmayan, nafaka bağlanmamış veya bağlanması mümkün olmayan, mahkeme kararıyla veya doğrudan doğruya kanunla bağlanmış herhangi bir devamlı gelire sahip bulunmayan ve muhtaçlığını İl veya İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarından alacakları belgelerle kanıtlayan Türk Vatandaşlarına hayatta bulundukları sürece, 300 gösterge rakamının her yıl bütçe kanunu ile tespit edilecek katsayı ile çarpımından bulunacak tutarda aylık bağlanır.’’ denilirken aynı maddenin üçüncü fıkrasında da ‘‘Herhangi bir şekilde bu maddede yazılı miktardan fazla devamlı gelir sağlayan veya sağlaması mümkün olan kimselerin geçim kaynağı var sayılır ve kendilerine aylık bağlanmaz” denilmektedir.

Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yaşlı ve özürlü maaşı hak sahipliğinin tespitinde ‘‘Herhangi bir şekilde bu maddede yazılı miktardan fazla devamlı gelir sağlayan veya sağlaması mümkün olan kimselerin geçim kaynağı var sayılır ve kendilerine aylık bağlanmaz” hükmü bulunmaktadır. 2022 sayılı Kanuna göre tutar 2013 yılı temmuz-aralık dönemi için yaklaşık olarak 130 TL’ye tekabül etmekte ve yardım programı kapsamında ödenen 250 TL’lık tutarın 2022 sayılı Kanuna göre verilen tutardan yüksek olması nedeniyle, Eşi Vefat Eden Kadınlara Yönelik Yardım Programından faydalanmak için başvuru yapan kişinin aynı zamanda 2022 sayılı Kanuna göre yaşlı veya özürlü maaşı alması durumunda, kişi iki yardım programından sadece birini tercih edebilmektedir. Bu durumda başvuru yapan kadın yardım programı kapsamında ödenen miktarı tercih ettiğinde, 2022 sayılı Kanun kapsamında aldığı aylıktan feragat etmeyi kabul ettiğini gösterir dilekçeyi imzalaması ve muhtara onaylatması gerekmektedir.

Burada akıllara 2022 sayılı Kanuna göre aldıkları aylıktan vazgeçen kadınların 2022 sayılı Kanuna tabi olma durumlarının iptal olması halinde sağlık güvenceleri de geçersiz olacağından, genel sağlık sigortasına başvuruları ne zaman alınmalıdır sorusu gelebilir. Yardım programı başvurusu kabul edilerek 2022 sayılı Kanuna tabi olma durumları iptal edilenlerin iptal tarihi itibariyle GSS’ye başvuruları alınması gerekmektedir.

Yukarıda bahsettiğimiz ve T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 2012/10 sayılı Genelgesine göre ayrıca,

1-Eşi vefat eden kadınlara yönelik yardım programından faydalanmak için başvuru yapan kişinin aynı zamanda evde bakım aylığı uygulaması kapsamında “özürlüye bakan kişi olarak (bakıcı)” hak sahibi olması durumunda, bu kişilerin asgari ücret düzeyinde bir geliri olduğundan, Eşi Vefat Eden Kadınlara Yönelik Yardım Programından faydalandırılmaz.

2- Eşi Vefat Eden Kadınlara Yönelik Yardım Programından faydalanmak için başvuru yapan kişinin aynı zamanda ‘‘Evde Bakım Aylığı Uygulaması’’ kapsamında ‘‘bakılan kişi   (özürlü)’’olarak hak sahibi olması durumunda Eşi Vefat Eden Kadınlara Yönelik Yardım Programından faydalandırılması sağlanmaktadır.

3- Eşi Vefat Eden Kadınlara Yönelik Yardım Programından faydalanmak için başvuru yapan kişinin aynı hanede birlikte yaşadığı çocuklarının sosyal güvenlik kapsamında olması durumunda, 3294 sayılı Kanuna göre muhtaçlık tespitinin hane yaklaşımı göz önünde bulundurularak yapılması nedeniyle, bu kişi Eşi Vefat Eden Kadınlara Yönelik Yardım Programından faydalandırılmaz. Bu noktada da Yardım programına başvuran kadının hanede çocukları ile değil de torunu, babası, kardeşi vb. ile yaşıyor olması halinde aynı durum geçerli olacak mıdır diye akıllara bir başka soru da gelebilir. 3294 sayılı Kanuna göre muhtaçlık tespiti hane yaklaşımı göz önünde bulundurularak yapıldığından, hanede kadının beraberinde yaşadığı kişiler ile yakınlık derecesi dikkate alınmamakta ve bu durumda olan kadınlar söz konusu yardım programından faydalanamamaktadır.

4- Eşi Vefat Eden Kadınlara Yönelik Yardım Programından faydalanmak için başvuru yapan kişinin çocuklarından ayrı yaşaması ve sadece onların sağlık güvencelerinden yararlanması durumunda bu kişi Eşi Vefat Eden Kadınlara Yönelik Yardım Programından 3294 sayılı Kanun kapsamında olması şartıyla faydalandırılır.

IX-SONUÇ

Kadınlar; her toplumsal gelişmede ve insanlığın ileriye atılmış her adımında önemli role sahip olmuştur. Başlangıçta eve ve çocuğa bakmakla sorumluluğu sınırlı olan kadın, zaman içinde öncelikle ekonomik nedenlerle ve ekonomik özgürlüğün de kendisine kazandırdığı kimlik ile çalışma hayatında yer almaya başlamıştır. Bugün birçok ülkede ve Türkiye’de de olduğu gibi, kadınlara çalışma hayatında pozitif ayrımcılık yapılarak kendilerine hukuksal boyutta eşitlik tanınmaya çalışılmaktadır. Pozitif ayrımcılık çerçevesinde kadınlara tanınan en önemli sosyal güvenlik hakkı erkeklere nazaran daha erken emekli olma hakkıdır. Özel sektör ve kamu sektöründe çalışmakta olan kadınlara yönelik İş ve Sosyal Güvenlik mevzuatlarında çeşitli düzenlemeler yapılmış ve yapılmaktadır. Kadın çalışanların sağlık ve güvenliklerinin korunması, iş ve sosyal güvenlik hukukunun  önemli alanlarından birini oluşturmaktadır. Zira çalışanlar içindeki kadınlar, özel olarak korunan riskli gruplardan birini oluşturmaktadırlar. İki sayı halinde sunduğumuz çalışmamızda söz konusu hukuksal düzenlemelerde,

Hak sahibi kadın sigortalıların çalışırken kullandıkları ücretsiz doğum ya da analık izin sürelerini emeklilik hesaplanmaları için ‘‘doğum borçlanması’’ adı altında borçlanabileceklerinden,

Hak sahibi kişilere yeni doğan çocuklarını emzirmelerinden dolayı ‘‘emzirme ödeneği’’ adı altında maddi destek verileceğinden,

Kadına analık sebebiyle iş göremediği sürelerde (istirahatli olduğu sürelerde) ‘‘geçici iş göremezlik’’ ödeneği adı altında ödeme yapılacağından,

Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık  (çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir) süre için çalıştırılamayacaklarından, bu sürelerin işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabileceğinden,

Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilmesi gerektiğinden,

Hekim raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, hamile kadın işçinin sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılarak, bu şekilde çalıştırılan kadın işçinin ücretinde de herhangi bir indirim yapılamayacağından,

İsteği halinde kadın işçiye, onaltı haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde onsekiz haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilebileceğinden,

Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verileceğinden ve bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağının kadın işçinin kendisinin belirleyeceğinden (Bu sürenin kadın memur için, doğum sonrası analık izni süresinin bitim tarihinden itibaren ilk altı ayda günde üç saat, ikinci altı ayda günde bir buçuk saat olarak uygulanacağından),

Kadın işçinin, doğum yapmasından veya gebe kalmasından dolayı işten çıkarılması halinde, dört aya kadar ücreti tutarındaki tazminat (eşit davranmama tazminatı) ile birlikte, çalışma süresi bir yıl ve üzerinde olması halinde kendisine kıdem tazminatı ödenmesini talep edebileceğinden,

Doğum yapan memurun, doğum sonrası analık izni süresinin bitiminden; eşi doğum yapan memurun ise, doğum tarihinden itibaren istekte bulunulması halinde kendilerine yirmi dört aya kadar aylıksız izin verilebileceğinden,

Eşi doğum yapan memura on günlük ‘‘babalık izni’’ verileceğinden,

Evlenmeleri nedeniyle, gelir veya aylıklarının kesilmesi gereken kız çocuklarına evlenmeleri ve talepte bulunmaları halinde almakta oldukları aylık veya gelirlerinin iki yıllık tutarının bir defaya mahsus olmak üzere ‘’evlenme ödeneği’’ adı altında peşin olarak ödenebileceğinden,

Kadın işçinin, evlilik nedeni ile işten ayrılması durumunda, çalışma süresine göre (en az bir yılın dolması şartıyla) evlendikten sonra bir yıl içerisinde işverene yazılı olarak başvurup, “evlilik nedeniyle” işten ayrılmak istediğini açıkça belirtmesi halinde kıdem tazminatı alarak iş akdini sonlandırabileceğinden,

Gece vardiyalarında çalıştırılacak kadınların hiçbir şekilde yedi buçuk saatten fazla çalıştırılamayacağının yanı sıra bu işçileri çalıştıran işverenlerin, çalıştırdıkları kadın işçileri sağlayacakları uygun araçlar ile ikametgâhlarına en yakın yerden işyerine getirip götürmekle yükümlü tutulduklarından,

Gebeliği doktor raporuyla belgelenen kadın işçilerin doğum olana kadar, emziren kadın işçilerin ise doğumdan itibaren altı ay süreyle gece vardiyalarında çalıştırılamayacağından,

Maden ocağı, kanalizasyon, tünel inşaatı gibi ağır çalışma şartları bulunan yeraltı ve su altı işlerinde on sekiz yaşını doldurmayan erkeklerin ve yaşları ne olursa olsun kadınların çalıştırılamayacağından,

Gerekli kanuni şartların sağlanması halinde hak sahibi eş, kız ve erkek çocuğa yazılı başvuruda bulunulması halinde ölüm aylığı bağlanabileceğinden,

1 Ekim 2008 tarihinden sonra sigortalı olarak çalışan ve aynı zamanda engelli veya malul çocuğu bulunan kadınların daha az süre prim ödeyerek daha erken emekli olabileceğinden,

18 yaşını dolduran kadınların yurtdışında geçen sürelerin tamamını veya diledikleri kısmını herhangi bir şart aranmaksızın sigortalılık süresi olarak borçlanabileceklerinden,

Kadın memurlara; tabip raporunda belirtilmesi hâlinde hamileliğin altıncı ayından önce ve her hâlde hamileliğin altıncı ayından itibaren ve doğumdan sonraki bir yıl süreyle gece nöbeti ya da gece vardiyası görevi verilemeyeceğinden, (Bu sürenin hekim raporu ile uzatılabileceğinden)

Çocuk sahibi olmak isteyip de olamayan çiftler için alternatif bir yol olan tüp bebek uygulamasının gerekli koşulların yerine getirilmiş olması halinde tedavi masraflarının bir kısmının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağından,

Evde el sanatları ile uğraştığını belgeleyen kadınların talepte bulunmaları halinde isteğe bağlı sigortalılık kapsamında daha az prim ödeyerek emekli olabilme ve sağlık imkânlarından yararlanma hakkını elde edebileceğinden,

Şiddete maruz kalan kadınların gelir testine tabi tutulmaksızın Genel Sağlık Sigortalısı sayılabileceğinden dolayısıyla sağlık imkânlarından yararlanabileceğinden

Eşi vefat etmiş ve herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayan, muhtaçlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Mütevelli Heyeti kararıyla onaylanan kadınlara muhtaçlıkları devam ettiği süre içerisinde aylık 250 TL tutarında ve 2 aylık
periyotlarla düzenli nakit sosyal yardım verileceğinden bahsetmeye çalıştık.

Görülmektedir ki, çalışma hayatında kadınlar için kanunlarla birtakım koruyucu hükümler düzenlenmiştir. Çalışan kadınlara, yasalar çerçevesinde hamile kadınlara ve annelere tanınan haklar pek fazla bilinmediği için bu kişiler kendilerine tanınan hakları talep etmemekte ya da edememektedirler. Tüm bunların yanında da boş yere geleceklerine dair endişe duyabilmektedirler. Çalışan kadınlar iş ve sosyal güvenlik mevzuatı kapsamında hangi haklara sahip olduklarını bildiği sürece olası mağduriyetlerin önüne geçilebilecektir.

Bu makale Mahalli İdareler Dergisi’nin Eylül ve Ekim sayılarından alınmıştır.

Emin EDİYAM*

————–

* Müfettiş, Sosyal Güvenlik Kurumu

Dipnotlar:

(1) 16/06/2006 tarih ve 26200 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

(2) 23/07/1965 tarih ve 12056 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

(3) 10/06/2003 tarih ve 25134 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

(4) YARGITAY 9. Hukuk Dairesi 2007/29103 E.N , 2007/26743 K.N.

(5) Derda AKCAN – ‘‘Çeyiz Parasıyla İlgili Bilinmesi Gereken Önemli Ayrıntılar’’, Yaklaşım, Ekim 2009, Sayı:202

(6) 09/08/2004 tarih ve 25548 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

(7) 16/06/2004 tarih ve 25494 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

(8) 22/05/1985 tarih ve 18761 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

(9) 23/07/1965 tarih ve 12056 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

(10) 24/03/2013 tarih ve 28597 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

(11) 06/01/1961 tarih ve 10700 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

(12) Tanım için bkz. 1993 tarihli BM Kadına Yönelik Şiddete Karşı Bildirge, md.1

(13) MOROĞLU Nazan; Kadına Yönelik Şiddet; Aile Mahkemeleri Yasal Çerçevesi ve Uygulama Sorunları, İstanbul Barosu Dergisi, Özel Sayı 2: Aile Hukuku, 2007, s.91 vd; güncelleştirilmiş şekli TÜBAKKOM, 2009; Türkiye Barolar Birliği yayını.

(14) 20/03/2012tarih ve 28239 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

(15) 14/06/1986 tarih ve 19134 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

(16) 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu

(17) 10/07/1976 tarih ve 15642 sayılı Resmi Gazete ’de yayınlanmıştır.

Yorum yaz

E posta adresiniz yorumda görünmeyecek. Hakaret ve küfür içeren yorumlar yayımlanmayacaktır. YORUMLAR ONAYA TABİ OLUP, ONAYLANDIKTAN SONRA SAYFADA GÖRÜNECEKTİR. Zorunlu alanlar işaretlenmiştir. *

*