Anasayfa / Yargı Kararları / İsteğe Bağlı SSK – Tarım SSK İle İlgili Yargıtay Kararları
  • A A A
  • İsteğe Bağlı SSK – Tarım SSK İle İlgili Yargıtay Kararları

    Sponsorlu Bağlantılar

    YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2011/2985 E.N , 2011/11102 K.N.

    İlgili Kavramlar

    YAŞLILIK AYLIĞI BAĞLANMASI

    İçtihat Metni

    Dava, davacının 01.12.2000-31.12.2004 tarihleri arasında isteğe bağlı sigortalı olduğunun ve bu döneme dair prim borçlarının 5458 sayılı Kanun gereği ödeyebileceğinin tespiti ile yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.

    Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Ebru Pakin Akın tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2-Davalı SGK vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

    01.02.1999 tarihi itibariyle isteğe bağlı sigortalı olan davacının, en son 30.11.2000′de, toplam 600 günlük ödemede bulunduğu, 4958 sayılı Kanunun geçici 1,K fıkrası uyarınca, 2003/Haziran ayı itibariyle 1.754,85 TL isteğe bağlı prim aslı ve 1.774, 04 TL gecikme zammı toplamı 3.528,90 TL borç tahakkuku ile yapılandırma anlaşmasına varıldığı, ancak sözleşmenin şartlarının yerine getirilmediğinden iptal edildiği, bunun üzerine Kurumun yapılan ödemeleri geçmişe mahsup edip, isteğe bağlı sigortalılığı 26.12.2000 tarihi itibariyle sona erdirdiği, 5458 sayılı Kanundan yararlanma talebinin ise, Yasanın kapsamının, 01.5.2003-31.3.2005 dönemi isteğe bağlı sigortalılıkların devam ettiği süre içindeki prim borçları bulunmadığından dikkate alınmadığı anlaşılmıştır.

    Mahkemece, hükme esas aldığı bilirkişi raporundan hareketle, 506 sayılı Kanunun 85. maddesinde 4842 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle; 01.05.2003 tarihinden sonraki döneme ilişkin olarak isteğe bağlı sigorta priminin art arda üç ay ödenmemesi isteğe bağlı sigortalılığı sona erdiren bir neden olarak belirtilmişse de, anılan maddenin 4842 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hükmünde; isteğe bağlı sigorta primlerinin ödenmemesi isteğe bağlı sigortalılığı sona erdiren nedenlerden biri olarak öngörülmemesi sebebiyle, 09.4.2003 tarihine dek isteğe bağlı sigortalılığın aralıksız devam ettiği, 5458 sayılı yasada belirtilen tarih aralığının, öncesinde bir prim borcu bulunmayacağının kabulü ile konmuş olduğu, davacının toplam 2215 gün primi ödenmiş sigortalılığı ile aylığa hak kazanamayacağı gerekçeleriyle yukarıda belirtilen şekilde hüküm kurulmuştur.

    03.6.1945 doğumlu davacının, yaşlılık aylığı talebi hakkında, 01.01.1975-1979 döneminde primi yatırılmış zorunlu sigortalılık süresi ile primi yatırılmış isteğe bağlı sigortalılık süreleri dikkate alınarak yapılan değerlendirmede bir isabetsizlik yoktur.

    506 sayılı Kanunun 85. maddesinde 4842 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle; 01.05.2003 tarihinden sonraki döneme ilişkin olarak isteğe bağlı sigorta priminin art arda üç ay ödenmemesi isteğe bağlı sigortalılığı sona erdiren bir neden olarak belirtilmişse de, anılan maddenin 4842 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hükmünde; isteğe bağlı sigorta primlerinin ödenmemesi isteğe bağlı sigortalılığı sona erdiren nedenlerden biri olarak öngörülmemiştir. Bu yönde; 01.05.2003 tarihinden önce sigortalı olup da bu tarihten sonra ki süreye ilişkin olarak art arda üç ay prim ödemeyenlerin sigortalılıkları da primi ödenmiş son ayın bitimi itibariyle sona erecektir.

    Öte yandan; 4842 sayılı Kanunun 01.05.2003 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 34 maddesiyle 506 sayılı Kanuna eklenen geçici 85. maddenin (c) bendi bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce isteğe bağlı sigortalı olup da Kuruma prim borcu bulunanların, bu borçlarını 01.05.2003 tarihinden itibaren altı ay içinde gecikme zammı ile birlikte ödemeleri halinde sigortalılıklarının devam edeceği, ancak; bu süre içinde borcun ödenmeyen kısmına ait sürelerin sigortalılıktan sayılmayarak sigortalılığın sona ereceği hükmünü içermekte ise de; 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun geçici 1. maddesinin (K) bendi hükmünde; 30.06.2003 tarihi itibariyle Kuruma isteğe bağlı sigortalılık prim ve gecikme zammı borcu bulunmakla birlikte anılan Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen 30 gün içinde Kuruma yazılı müracaat ederek borçlarını yeniden yapılandırma talebinde bulunan ve anılan maddede öngörülen yükümlülükleri yerine getiren sigortalılar hakkında, 506 sayılı Kanunun geçici 85. maddesinin (c) bendi hükmünün uygulanmayarak bu döneme ilişkin isteğe bağlı sigortalılık sürelerine geçerlik tanınmıştır. Bu yönde, aynı bendin 5. fıkrasında; yeniden yapılandırma konusundaki başvuru süresini 30 güne kadar uzatma konusunda verilen yetkiye dayalı olarak da, SSK. Yönetim Kurulunca bu süre; 03.10.2003 tarihine kadar uzatılmıştır (10.02.2004 T. 12-130 sayılı ek genelge).

    Dava konusu olayda da, davacı sigortalı; 01.05.2003 tarihinden önceki isteğe bağlı sigortalılık süresine ait prim ve gecikme zammı borcunu geçici 85. maddenin (c) bendine göre, 01.05.2003 tarihinden itibaren 6 ay içinde Kuruma ödememiş, yeniden yapılandırmadan yararlanarak prim ve gecikme zammı borçlarını ödemek üzere yasal süresi içinde Kuruma başvuruda bulunmuş, ancak 4958 sayılı Kanunun anılan geçici 1. maddesinin (K) bendinin, taksitlendirme sözleşmesi yapılan Kurum borçlularının, tahakkuk edecek cari ay borçlarını veya taksitlendirilmiş borçlarıyla ilgili ödeme yükümlülüklerini; bir takvim yılı içinde art arda üç defa yerine getirmemeleri halinde, yeniden yapılandırma hakkını kaybedeceklerine ilişkin hükmü karşısında, sözleşme iptal edilmiştir.

    5458 sayılı Kanunla ilgili yapılandırma talebine gelince, anılan Kanunun 1. maddesinde, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 85. maddesine göre prim ödeyen isteğe bağlı sigortalıların, 1/5/2003 tarihinden 31/3/2005 tarihine kadar isteğe bağlı sigortalılıklarının devam ettiği süre içerisindeki prim borçlarının, süresinde başvurmak kaydıyla, 1. ve 3. madde hükümlerine göre yeniden yapılandırılacağı öngörülmüştür.

    Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2006/16807 E., 2007/5636 K.

    İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIK

    SİGORTALILIĞIN TESPİTİ

    ZORUNLU SİGORTALILIK

    “ÖZET”

    ÖZET: DAVACININ MUHTAR SEÇİLDİĞİ DÖNEMİ DE KAPSAYACAK ŞEKİLDE İSTEĞE BAĞLI BAĞ-KUR SİGORTALISI OLARAK SOSYAL GÜVENLİK ŞEMSİYESİ ALTINDA BULUNMASI VE PRİMLERİNİ ÖDEMESİ KARŞISINDA 2108 SAYILI YASA’NIN 4. MADDESİ GEREĞİNCE 1479 SAYILI YASA KAPSAMINDA ZORUNLU BAĞ-KUR SİGORTALISI SAYILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR. ÇÜNKÜ, MUHTARLIK DÖNEMİNDE DAVACI İSTEĞE BAĞLI OLARAK SİGORTA KAPSAMINDADIR. 4. MADDE HÜKMÜNÜ, İSTER ZORUNLU İSTERSE İSTEĞE BAĞLI OLSUN, BİR SİGORTA KURUMUNA BAĞLI OLANLARIN MUHTARLIKTAN DOLAYI 1479 SAYILI KANUN KAPSAMINA ALINMAYACAĞI ŞEKLİNDE YORUMLAMAK GEREKİR.

    “İçtihat Metni”

    Davacı, SSK’ya tabi sigortalılığı ile çakışan Bağ-Kur sigortalılığının iptali ile isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    27.03.1994-30.03.2004 döneminde muhtar olarak görev yapan ve söz konusu görevi nedeniyle 2108 sayılı Yasa kapsamında herhangi bir tescili bulunmayan davacı, 15.09.1997-16.03.2004 döneminde diğer zorunlu ve isteğe bağlı sigortalılığı ile çakışan sürelerde muhtarlık görevine dayalı Bağ-Kur sigortalılığının iptaline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtilen sebeplerle davanın reddine karar vermiştir.

    01.03.1984 tarihi itibariyle isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edilen davacı, davalı Kuruma verdiği 31.03.1998 tarihli dilekçe ile 15.09.1997 tarihinde başlayan zorunlu SSK’lı çalışması nedeniyle isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalılığının 14.09.1997 tarihi itibariyle sona erdirilmesini istemiş, davalı Kurum ise bu istek yönünde işlem yaparak sigortalılığın 15.09.1997 tarihinde sona erdirildiğini ve 01.03.1984-15.09.1997 döneminde isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı sayıldığını davacıya 21.09.1998 tarihli yazı ile bildirmiştir.

    Davacının, 15.09.1997-31.03.1998 arası dönemde 506 sayılı Yasa kapsamında 127 gün zorunlu SSK’lı çalışmasının olduğu, 01.04.1998-30.09.2001 arası dönemde ise isteğe bağlı SSK sigortalısı olup 1260 gün prim ödemesinin bulunduğu hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır.

    Davacı tarafından SSK’ya yapılan 16.03.2004 tarihli yaşlılık aylığı tahsis talebi nedeniyle davalı Bağ-Kur’dan istenen hizmet bildirim yazısı üzerine, davalı Bağ-Kur, davacının zorunlu ve isteğe bağlı SSK sigortalılık sürelerini gözetip dışlayarak ancak isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalılığı ile muhtarlık görevinin örtüştüğü sürelerde 2108 sayılı Yasa kapsamındaki zorunlu Bağ-Kur sigortalılığına üstünlük tanıyarak davacıyı 01.03.1984-27.03.1994 döneminde isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı 27.03.1994-14.09.1997 ve 01.10.2001-16.03.2004 döneminde 2108 sayılı Yasa kapsamında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak kabul ettiği anlaşılmaktadır.

    2108 sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasası’nın 4. maddesinde köy ve mahalle muhtarlarından bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmayanların 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu kapsamına alınacağı öngörülmüştür. Somut olayda, davacının 01.03.1984 tarihinden itibaren muhtar olarak seçildiği 27.03.1994 tarihini de kapsayacak şekilde isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı olarak sosyal güvenlik şemsiyesi altında bulunması ve primlerini de ödemesi karşısında 2108 sayılı Yasa’nın 4. maddesi gereğince 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılması mümkün değildir. Çünkü, muhtarlık döneminde davacı isteğe bağlı olarak sigorta kapsamındadır. 4. madde hükmünü, ister zorunlu isterse isteğe bağlı nitelikte olsun, bir sigorta Kurumuna bağlı olanların muhtarlıktan dolayı 1479 sayılı Kanun kapsamına alınmayacağı şeklinde yorumlamak gerekir. Aksi yönde ve yazılı şekilde tesis edilen hüküm usul ve yasaya aykırı görülmüştür.

    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 10.04.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi

    2006/11761 E., 2006/15402 K.

    İçtihat Metni

    Davacı, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 752.129.178 liranın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı SSK vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2-Davacının, 506 sayılı Kanuna göre 01.12.1988-31.03.2000 tarihleri arasında geçen zorunlu sigortalılık süresi bittikten sonra; yani, 01.04.2000 tarihinden itibaren ödenen isteğe bağlı sigortalılık primlerinin davacıya iadesine karar verilemez. Zira, yöntemince ödenmiş ve geçerli bir isteğe bağlı sigortalılık mevcutken; bu sürenin iptalini gerektirecek herhangi bir hukuki neden bulunmadığı halde, isteğe bağlı sigortalılık primlerinin iadesine karar verilmesi, bir bakıma sosyal güvelik hakkından vazgeçme niteliği taşıdığından bu yönde bir uygulamayı Anayasa ve mevcut yasal düzenlemeler karşısında cevaz verilemez. Bu nedenle, 01.04.2000 tarihinden sonraki primlerin iadesine ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklana nedenlerle BOZULMASINA; 27.11.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi

    2005/6774 E., 2005/10189 K.

    SİGORTALILIĞIN BELİRLENMESİ

    YENİDEN YAPILANDIRMA İSTEĞİ

    ÖZET

    DAVACININ YAZILI BAŞVURUSU OLAMASA DA; İSTEĞE BAĞLI SİGORTALI OLMA İRADESİNİ ORTAYA KOYACAK BİÇİMDE, İLK DEFA PRİM ÖDEMEYE BAŞLADIĞI TARİHİ TAKİP EDEN AYBAŞINDAN SONRA İSTEĞE BAĞLI SİGORTALI SAYILMASINDA YASAL ZORUNLULUK BULUNDUĞUNDAN, SÜRESİNDE YAPTIĞI YENİDEN YAPILANDIRMA TALEBİNİN KABULÜ GEREKİR.

    İçtihat Metni

    Davacı, 4958 sayılı Kanunun geçici 1/K maddesi kapsamında yapmış olduğu başvurusunun kabulü ile 1996 yılı Temmuz ayından itibaren başlayan sigortalılığının devamına karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Dava, 4958 sayılı Yasanın geçici 1/K maddesi kapsamında yapılan başvurunun kabulü ile 1996 yılı Temmuz ayından itibaren isteğe bağlı Sosyal Sigortalar Kurumu Sigortalılığının devam ettiğinin tespiti istemine ilişkindir.Mahkeme, yazılı şekilde isteğin reddine karar vermiştir. 1996/2. dönemde ve 01.08.1996 çıkış tarihi itibariyle 506 sayılı Yasa kapsamında 91 gün zorunlu çalışması bulunan davacının, anılan yasanın 85. maddesinde öngörülen biçimde yazlı başvuruda bulunmaksızın ilki 30.09.1996 ikincisi 30.10.1996 tarihli olmak üzere iki defa isteğe bağlı SSK pirimi ödediği anlaşılmaktadır. Davacı, 29.08.2003 tarihinde intikal eden dilekçe ile 30.06.2003 tarihine kadar ödenmeyen isteğe bağlı prim ve gecikme zammına ilişkin borcun ifası yönünde 4958 sayılı Yasanın geçici 1/K maddesine göre taksitlendirme talebinde bulunmuş, Kurum ise isteğe bağlı kayıt ve kabulünün bulunmadığını gerekçe göstererek bahse konu taiep hakkında herhangi bir işlem yapmamıştır.

    506 sayılı Yasanın 85. maddesinin 4842 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki hükmünde; isteğe bağlı sigorta primlerinin ödenmemesi, isteğe bağlı sigortalılığı sona erdiren nedenlerden biri olarak sayılmamışsa da, anılan madde de 4842 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle; 01.05.2003 tarihinden ,sonraki döneme ilişkin olarak isteğe bağlı sigortalı priminin art arda üç ay ödenmemesi isteğe bağlı sigortalılığı sona erdiren bir neden olarak öngörülmüştür. 4842 sayılı Yasanın 01.05.2003 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 34. maddesi ile 506 sayılı Yasaya eklenen geçici 85. maddesinin (c) bendi ise; bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce isteğe bağlı sigortalı olup da kuruma prim borcu bulunanların, bu borçlarını 01.05.2003 tarihinden itibaren 6 ay içinde gecikme zammı ile birlikte ödemeleri halinde sigortalılıklarının devam edeceği, ancak bu süre içinde borcun ödenmeyen kısmına ait sürelerin sigortalılıktan sayılmayarak sigortalılığın sona ereceği hükmünü içermektedir.

    4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Yasasının geçici 1. maddesinin (K) bendi hükmü ile de; 30.06.2003 tarihi itibariyle kuruma isteğe bağlı sigorta prim ve gecikme zammı borcu bulunmakla birlikte, anılan yasanın yayımlandığı tarihi izleyen 30 gün içinde kuruma yazılı müracaat ederek borçlarını yeniden yapılandırma talebinde bulunan ve anılan madde de öngörülen yükümlülükleri yerine getiren sigortalılar hakkında; 506 sayılı Yasanın geçici 85. maddesinin (c) bendi hükmü uygulanmayarak bu döneme ilişkin isteğe bağlı sigortalılık sürelerine geçerlilik tanınmıştır.

    Somut olay, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler kapsamında değerlendirildiğinde; davacının 506 sayılı Yasanın 85. maddesi kapsamında yazılı başvurusu bulunmamakla birlikte isteğe bağlı sigortalı olma iradesini ortaya koyacak biçimde ilk defa prim ödemeye başladığı 30.09.1996 tarihini takip eden aybaşı olan 01.10.1996-30.06.2003 tarihleri arasında isteğe bağlı sigortalı sayılmasında yasal zorunluluk bulunmaktadır. Hal böyle olunca da, davacının süresinde yaptığı başvuruya istinaden 4958 sayılı Yasanın geçici 1/K maddesinde öngörülen yeniden yapılandırma imkânından faydalanması gerektiğinin tespiti yerine yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 11/10/2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi 2006/16587 E., 2007/10028 K.

    İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIK

    YAŞLILIK AYLIĞI

    “İçtihat Metni”

    Davacı, Kurumun işleminin iptaliyle, başvuru tarihinde emekliliğe hak kazandığının tesbitine, ödenmesi gereken emeklilik maaşlarının yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Davacı, Kurumca iptal edilen isteğe bağlı SSK sigortalılığının geçerli olduğunun ve 01.08.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile varılmıştır.

    Davacının 01.07.2001 tarihinde 506 SY’ya tabi isteğe bağlı sigortalılığının başladığı 2003 yılının 5,6,7. ayların isteğe bağlı sigortalılık primlerinin süresinde ödenmediği, bu aylarla ilişkin primlerin aynı yılın 08.09.2003 tarihinde ödendiği çekişmesizdir.

    Sorun süresinde ödenmeyin 5,6 ve 7.aylarda davacının isteğe bağlı sigortalı olup olmayacağı ve daha sonra isteğe bağlı sigortalılığının devam edip etmediği noktasındadır. Çekişmeli dönemde yürürlükte olan 506 sayılı Yasa’nın 4842 sayılı Yasa ile değişik 85/D(c) maddesi hükmüne göre isteğe bağlı sigorta primlerini art arda 3 ay ödemeyenlerin primi ödenmiş son ayın bitiminden itibaren sigortalılığının sona ereceği vurgulanmıştır.Bu durumda davacının isteğe bağlı sigortalılığının primi ödenmiş son ay olan Nisan 2003 ayının bitim tarihinden itibaren sona ereceği açıkça ortadadır. Ne var ki davacının 08.09.2003 tarihinden itibaren isteğe bağlı primlerin düzenli olarak ödemek sureti ile isteğe bağlı sigortalılık iradesini ortaya koyduğu anlaşıldığından mahkemece davacının 01.10. 2003 tarihinden itibaren sigortalılığının isteğe bağlı sigortalı olduğunun kabulü doğrudur. Davacı isteğe bağlı sigortalılık talebi yanında yaşlılık aylığı bağlanmasını da istemiştir. Mahkemece bu konuda bilirkişiden rapor alınmışsa da rapor denetime elverişli olmadığından bu raporla sonuca gidilmesi doğru değildir.

    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilerek davacının yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığının bu konuda uzman başka bir bilirkişiden rapor alınarak değerlendirilmesi gerekirken bu yönün göz ardı edilerek eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalı SSK’nun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.06.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    E. 1994/3326 K. 1994/8217 T. 26.4.1994

    İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIK-ZORUNLU SİGORTALILIK

    SİGORTALILIKLARIN ÇAKIŞMASI

    ÖZET

    İsteğe bağlı sigortalılığın ön koşulu, zorunlu sigortaya tabi olunmamasıdır. Zorunlu sigortalılık niteliği devam eden kişi, isteğe bağlı sigortalılıktan yararlanamayacağı için, vergi kaydının varlığı kendi nam ve hesabına çalışmanın karinesi olduğundan, davacının göstereceği delillerin incelenmesi sonunda, her iki sigortalılığın çatışması durumunda, isteğe bağlı sigorta geçerli sayılamaz. Bağ-Kur zorunlu sigortalılığı geçerlidir.

    (506 s. SSK. m. 85) (1479 s. Bağ-Kur K. m. 24, 25, 26)

    Davacı, kendi nam ve hesabına çalışmasına 30.6.1989 tarihinde son verdiğinden bahisle, 1.7.1989 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun çevresindeki isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2- Davacı; sonuç itibariyle, kendi nam ve hesabına çalışmasına, 30.6.1989 tarihinde son verdiğinden bahisle 1.7.1989 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun çevresindeki isteğe bağlı sigortalılığının geçerliliğinin tesbitini istemiştir.

    506 sayılı Kanun m. 85 çevresinde, isteğe bağlı sigortalılığının ön koşulu zorunlu sigortaya tabi olunmamasıdır. Başka ifade ile sigortalı zorunlu sigortaya tabi işinden ayrılmamış ya da kendi nam ve hesabına çalışmasına son vermemişse yani zorunlu sigortalılık niteliği sürüyorsa isteğe bağlı sigortadan yararlanamaz.

    Dava konusu olayda, davacının Bağ-Kur şahsi dosyası içeriğinde vergikaydı, meslek kuruluşu kaydı ve esnaf ve sanatkarlar sicil kaydına dayanılarak Bağ-Kur zorunlu sigortalılığının sona eriş tarihi 30.6.1989 olarak öngörülmüş ise de, 13.10.1993 tarihli vergi dairesi yazısında, davacının 8.8.1989 tarihinde yeniden marangozluk işine başlayıp halen devam ettiği bildirilmiştir. Vergi kaydının varlığı kendi nam ve hesabına çalışmanın karinesi olup, bu karinenin ispatı davacı tarafa düşmektedir. Bu nedenle, davacının bu konuda delilleri ikame etmesi için önel verilmeli ve gösterdiği deliller toplanarak kendi nam ve hesabına bu sürede çalışması olup olmadığı, varsa hangi tarihte son verdiği yöntemince ve kesin biçimde saptanmalıdır. Yapılacak araştırma sonucuna göre davacının isteğe bağlı sigortalı bulunduğu dönemle çakışan kendi nam ve hesabına çalışması işbu zorunlu sigortalılık dönemine ilişkin olmak üzere isteğe bağlı sigortalılığı geçerli değildir.

    Mahkemece, belirtilen maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden ve 8.8.1989 tarihinden itibaren kendi nam ve hesabına çalışması olup olmadığı yöntemince araştırılmadan ve davalılardan Bağ-Kur hakkındaki dava yönünden davanın konusu kalmadığından bahisle karar ittihazına yer olmadığı yolunda hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, ve hüküm bozulmalıdır.

    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 26.4.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    E. 1993/13387 K. 1994/6844 T. 12.4.1994

    SİGORTALILIKLARIN ÇAKIŞMASI-YAŞLILIK AYLIĞI TAHSİSİ

    ÖZET

    Bağ-Kur sigortalılığı ve isteğe bağlı SSK. sigortalılığının çakışması halinde, zorunlu olan, Bağ-Kur sigortalılığı esastır.

    Davacı şoförün, dernek kaydı silinmişse, bu tarihten sonrası için isteğe bağlı sigortalı sayılır.

    Yaşlılık aylığı bağlayacak Kurum’un hangisi olduğu ve yaşlılık aylığı şartlarının oluşup oluşmadığı da, şahsi dosyadaki belgeler celbedilerek hüküm altına alınmalıdır.

    (506 s. SSK. m. 60, 85) (1479 s. Bağ-Kur K. m. 24, 25, 26) (2829 s. HBK. m. 8)

    Davacı, Bağ-Kur sigortalılığının 31.12.1988 tarihinde sona erdiğinin ve 1.1.1989 tarihinde başlayan Sosyal Sigortalar Kurumu’na tabi isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitiyle, 29.1.1993 talep tarihi itibariyle Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Davacı sonuç olarak, Bağ-Kur sigortalılığının 31.12.1988 tarihi itibariyle sona erdiğinin, 1.1.1989 tarihinde başlayan SSK.na tabi isteğe bağlı sigortalılığının geçerliliği ve 29.1.1993 talep tarihi itibariyle kendisine Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tesbitini istemiştir.

    Davacının 22.2.1965 ve 5.4.1973 tarihleri arasında vergi mükellefi olduğu 4.5.1967 ile 30.5.1989 tarihleri arasında şoförler derneğine kaydı bulunduğu 1.10.1972 ile 31.12.1988 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalılığının nizasız olduğu Bağ-Kur’un 1.1.1989 – 30.5.1989 dönemi için Şoförler ve Otomobilciler Derneği’ne kaydından dolayı zorunlu sigortalı saydığı, 1.1.1989 ile 29.1.1993 tarihleri arasında SSK.na tabi isteğe bağlı sigortalı olduğu, 29.1.1993 tarihinde SS.Kurumu’ndan tahsis talebinde bulunduğu dosya içeriğindeki deliller ve davalı Sosyal Sigortalar Kurumu’nun cevap dilekçesinden anlaşılmaktadır.

    Mahkemece, davacının dernek kaydından dolayı Bağ-Kur zorunlu sigortalısı bulunduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiştir. 1479 sayılı Kanunun 24. maddesi hükmüne göre Kanunla veya Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulu Sosyal Güvenlik Kuruluşları kapsamı dışında kalan herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına bağımsız çalışan esnaf ve sanatkarlar zorunlu Bağ-Kur’lu sayılırlar. Bağ-Kur sigortalılığının koşulu herhangi bir işverene bağlı olmadan kendi nam ve hesabına çalışmadır. Yine, 506 sayılı Kanun m. 85′e göre isteğe bağlı sigortalılığın önkoşulu zorunlu olarak sigortaya tabi olmamadır. Davacı dernek kaydının bulunduğu 1.1.1989 ile 30.5.1989 tarihleri arasında kendi nam ve hesabına çalışmasına son vermişse zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı sona erer. Araştırılması gereken husus, kendi nam ve hesabına çalışma olgusunun hangi tarihler arasında geçtiği ve bu çalışmalarına hangi tarihte son verdiğidir. Bu yönde davacının 1.11.1989 – 30.5.1989 tarihleri arasında kendi nam ve hesabına çalışması olup olmadığı yöntemince araştırılıp saptanarak sonucuna göre kendi nam ve hesabına çalışması bulunan süre ile çakışan isteğe bağlı sigortalılığının iptali ve bu sürede zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğunun kabulü gerekir. Giderek herhalde davacının dernek kaydının 30.5.1989 tarihinde silinmesi karşısında bu tarihten sonra SSK.na tabi isteğe bağlı sigortalılığının geçerliliğine hükmedilmelidir. Davacının, Sosyal Sigortalar Kurumu’nun cevap dilekçesi içeriğinden 29.1.1993 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunduğu anlaşıldığından 2829 sayılı Kanun 8. maddesi çevresinde değerlendirme yukarıda öngörülen araştırma sonucuna göre yapılmalı, giderek, 506 sayılı K. m. 60′da öngörülen koşulların davacı bakımından gerçekleşip gerçekleşmediği şahsi dosyasıda tam belgeleri ile celbedilmek suretiyle araştırılarak sonucuna göre hükmedilmelidir.

    Belirtilen maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.

    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.4.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi 2006/11589 E., 2007/9028 K.

    İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIK

    “ÖZET”

    İSTEĞE BAĞLI SİGORTALI OLABİLMEK İÇİN YAZILI OLARAK SSK’YA BAŞVURMAK GEREKTİĞİ GİBİ, HERHANGİ BİR SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞUNA TABİ ÇALIŞMAMAK DA GEREKİR.

    “İçtihat Metni”

    Davacı, 11 gün zorunlu sigortasının gözükmesi nedeni ile iptal edilen 760 gün isteğe bağlı günlerinin geçerli olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Dava, zorunlu sigortalı çalışmalar dışındaki isteğe bağlı sigortalılık sürelerinin geçerli olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece, yazılı gerekçelerle istemin kabulüne karar verilmiştir.

    Davacının isteğe bağlı sigortalılığının 01.09.1992 tarihinde başladığı, isteğe bağlı sigortalılığın devamı sırasında 06.11.1999-17.11.1994 tarihleri arasında 10 günlük zorunlu 506 sayılı Yasa’ya tabi çalışmasının bulunduğu, isteğe bağlı sigortalılığın başladığı 01.09.1992 tarihinden zorunlu sigortalılığın başladığı 06.11.1994 tarihine kadar olan dönem isteğe bağlı sigorta primlerinin 1992 yılına ait kısmının süresinde ödendiği, 1993-1994 yıllarına ait primlerin ise 4247 sayılı aftan yararlanılmak suretiyle 1997 ve 1998 yılında ödendiği ve 01.09.1992-06.11.1994 tarihleri arasındaki isteğe bağlı sigortalılık dönemi üzerinde uyuşmazlık bulunmadığı, davacının tekrar isteğe bağlı sigortalı olarak kabulünün yapıldığı 01.10.2002 tarihinden sonrası dönemde de sorun bulunmadığı, uyuşmazlığın davacının 06.11.1994-17.11.1994 tarihleri arasındaki zorunlu sigortalı çalışması sonrasında da isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olup olmadığı noktasında toplandığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

    506 sayılı Yasa’nın 85. maddesine göre isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı olarak Kuruma başvuruda bulunmak koşul olduğu gibi, herhangi bir Sosyal Güvenlik Kuruluşuna tabi olarak çalışmamak da gerekir. Somut olayda davacı 01.09.1992 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edilmiş 06.11.1994 tarihinden itibaren de SSK’ya tabi zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başlamış ve hizmetleri Kuruma bildirilmiştir. Davacının zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başladığı 06.11.1994 tarihinde isteğe bağlı sigortalılık koşullarını yitirdiği ortadadır. Davacının, zorunlu sigortalı çalışmasının sona erdiği tarihten itibaren yasanın öngördüğü şekilde yeniden isteğe bağlı sigortalılık için yazılı başvuruda bulunmadığı gibi bu tarihten sonra prim ödemesinde de bulunmamış, başka bir anlatımla düzenli prim ödemek suretiyle isteğe bağlı sigortalılığa devam etme iradesini de ortaya koymamıştır. Davacının isteğe bağlı sigortalılığının yasal olarak sona erdiği ve sigortalılık koşullarını taşımadığı 06.11.1994 tarihinden sonraki dönem için 4247 sayılı ve 4958 sayılı Yasa’lardan yararlanmasının mümkün bulunmadığı, Kurumun hatalı işlemi ile geriye yönelik olarak primleri tahsil etmesinin de sigortalı olmadığı süreler yönünden davacı yararına sigortalılık statüsü oluşturmayacağı ortadadır.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2002/21-1062-1098 sayılı kararında da bu hususlar özellikle belirtilmiştir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA),

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2004/828 2004/3199

    ÖZET

    İsteğe bağlı sigortalılığın koşulları şöyledir; a) isteğe bağlı olarak devam edeceğini belirten bir yazı ile kuruma müracaatta bulunmak, b) müracaat tarihinden önce 506 sayılı Kanuna göre tescil edilmiş olmak c) herhangi bir Sosyal Güvenlik Kuruluşuna tabi olarak çalışmamak ve buralardan kendi çalışmalarından dolayı aylık bağlanmamış olmak d) isteğe bağlı olarak sigortaya devam edeceğini belirten müracaatının kurumca alındığı tarihi takip eden ay başından başlayarak her yıl için 360 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemektir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, 25.12.2000 tarihinden itibaren isteğe bağlı SSK. Sigortalısı olduğunun tesbitiyle, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

    2- Dava, 2925 sayılı Yasa gereğince tarım sigortalılığına son veren davacının 506 Sayılı Yasa’nın 85. maddesi gereğince isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbiti istemine yöneliktir.

    506 sayılı yasanın 85.maddesinde isteğe bağlı sigortalılığın koşulları belirlenmiştir. Bu koşullar, a) isteğe bağlı olarak devam edeceğini belirten bir yazı ile kuruma müracaatta bulunmak, b) müracaat tarihinden önce 506 sayılı Kanuna göre tescil edilmiş olmak c) herhangi bir Sosyal Güvenlik Kuruluşuna tabi olarak çalışmamak ve buralardan kendi çalışmalarından dolayı aylık bağlanmamış olmak d) isteğe bağlı olarak sigortaya devam edeceğini belirten müracaatının kurumca alındığı tarihi takip eden ay başından başlayarak her yıl için 360 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemektir. Somut olayda, davacının 01.01.2001 tarihinden itibaren başlayan isteğe bağlı sigortalılığından önce 506 Sayılı Yasa’ya göre tescili bir başka deyişle 506 Sayılı Yasa’ya tabi çalışması bulunmamaktadır. Öte yandan, 2925 sayılı yasa gereğince sigortalı olanların 506 sayılı yasa gereğince tescil edildiğinin kabulüne imkan yoktur. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2002/21-74 Esas, 2002/46 Karar Sayılı ve 06.02.2002 günlü kararı da aynı doğrultudadır. Bu nedenle, 506 sayılı yasanın 85. maddesinin öngördüğü koşullara sahip bulunmadığından davacının 01.01.2001-20.05.2001 tarihleri arasındaki isteğe bağlı sigortalığının geçerli sayılmamasına ilişkin karar doğrudur. Ancak, davacının sigortalı hizmet cetvelinden 15.05.2001-20.05.2001 tarihleri arasında 5 günlük 506 Sayılı Yasa’ya tabii çalışması olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı, 506 Sayılı Yasa’ya tabii çalışmasının sona erdiği 20.05.2001 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigorta primlerini düzenli ödemek sureti ile isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek iradesini ortaya koyduğundan 21.05.2001 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı kabul etmek gerektiği ortadadır. Yapılacak iş, davacının isteğe bağlı primlerini ödediği tarihlerin ve ödenen primlerin hangi ay ve yıla ait olduğunun Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan sorularak, 506 Sayılı Yasa’ya tabii çalışmasının sona erdiği 20.05.2001 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalılık iradesini devam ettirecek şekilde prim ödemiş ise, 21.05.2001 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı olduğunun tesbitine, aksi takdirde şimdiki gibi karar vermekten ibarettir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 01.04.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/7321 2003/8560

    ÖZET

    506 sayılı yasa kapsamında sigortalıların, bir başka sosyal güvenlik kuruluşu kapsamında bulunmamaları koşuluyla isteğe bağlı sigortalı olabilirler.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, 1.1.1991-30.4.2001 tarihleri arasındaki isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Dava 13.7.1981 tarihli işe giriş bildirgesinin fiili ve gerçek olup olmadığına ve buna dayanarak tesis edilen isteğe bağlı sigortalılığın geçerli olup olamayacağına ilişkindir. Mahkemece, çalışmanın gerçek olduğuna karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.

    Gerçekten, dosyadaki bilgi ve belgelere göre işe giriş bildirgesinin 506 sayılı yasaya göre isteğe bağlı sigortalı olabilmek için tescili amaçlanarak muvazaalı şekilde verildiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki davacı da bozmadan sonra alınan ifadesinde dosyasındaki işe giriş bildirgesinin ve imzanın kendisine ait olmadığını,böyle bir işyerinde çalışmadığını beyan etmiştir.

    Sosyal güvenlik sistemimize göre; çalışanlar muhtelif gruplara ayrılarak işin özelliğine göre değişik sosyal güvenlik kuruluşu kapsamı içine alınmışlardır. Kişiler, gerçek çalışma statü ve koşullarına göre, bu kurumlardan birisinin kapsamına iradelerine bakılmaksızın girerler ve o kurumun sigortalısı olurlar. Nitekim 506 sayılı yasanın ikinci maddesinde kimlerin yasa kapsamında olduğu ortaya konmuş, koşulları belirlenmiştir. Giderek, kimlerin yasa kapsamına giremiyeceği de kapsamlı biçimde üçüncü maddede açıklanmıştır. Öte yandan aynı yasanın 85.maddesinde; isteğe bağlı sigortalılık koşulları belirlenmiş ve 506 sayılı yasa kapsamında sigortalıların, bir başka sosyal güvenlik kuruluşu kapsamında bulunmamaları koşuluyla isteğe bağlı sigortalı olabilecekleri hükme bağlanmıştır. Şu duruma göre 506 sayılı yasa yönünden isteğe bağlı sigortalı olabilmek için öncelikle yasanın öngördüğü sigortalılığın gerçekleşmesi gerekir. Yasanın öngördüğü sigortalılıktan amaç ise; biçimsel olarak ortaya çıkan salt kurum değiştirme amacına yönelik, yasaya karşı hile yoluyla göstermelik bir sigortalılık değil, gerçek anlamda hizmet akdine göre oluşmuş bir sigortalılıktır. Bu tür bir sigortalılığın olup olmadığı ise, hizmet akdinin koşulları ve eylemli çalışmanın varlığının açıkça ortaya konması durumunda mümkündür.

    Her sosyal güvenlik yasası kendi kapsamı ve alanını belirlemiş, sigortalıları kendi bünyesinde tutmak istemiştir. Kuşkusuz, bir sistemden diğerine geçiş mümkün olup, bu geçişin muvazaa veya yapay bir geçişe, dahası yasaya karşı hileyi amaçlayan bir olguya dayanmaması gerekir.

    MK.’nun 2.maddesinde ifadesini bulan evrensel nitelikte dürüstlük kuralları, bu tür bir eyleme engel olduğu gibi Anayasal Sosyal Güvenlik sistemimizi oluşturan sosyal sigorta yasaları da kabul ettikleri temel ilke ve esaslarıyla buna uygun değildir. Açıklananların ışığında 1(bir) günlük tescile ve en önemlisi nitelik ve kapsamı ortaya konmayan kuşkulu ve yaşam deneyimlerine uygun düşmeyen olgulara dayanarak, davacının SSK nezdinde isteğe bağlı sigortalı olmak istemesi kabul edilemez.

    Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ve Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2000 tarih ve 2000/21-1705 E., 2000/750 sayılı kararı dikkate alınarak davanın reddi gerekirken kabulü isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

    O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 28.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/7480 2003/8112

    ÖZET

    506 sayılı Yasa’nın 85. maddesine göre isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı olarak Kuruma başvuruda bulunmak koşul olduğu gibi herhangi bir Sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olarak çalışmamakta gerekir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı davalı Kurum işleminin iptaliyle, 11 günlük zorunlu sigortalılık haricindeki isteğe bağlı sigortalılık süresinin geçerli olduğunun karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Mahkemece davacının SSK’na tabi olarak geçen hizmetleri dışında isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 85. maddesine göre isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı olarak Kuruma başvuruda bulunmak koşul olduğu gibi herhangi bir Sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olarak çalışmamakta gerekir. Somut olayda ise, davacı 1.3.1994 tarihinden geçerli olmak üzere isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edilmiş 1.7.1996 tarihinden itibaren de SSK’na tabi zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başlamış ve hizmetleri Kuruma bildirilmiştir. Davacının zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başladığı 1.7.1996 tarihinde isteğe bağlı sigortalılık koşullarını yitirdiği ortadadır. Davacı zorunlu sigortalılığın sona erdiği tarihten itibaren Yasa’nın öngördüğü şekilde yeniden isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı başvuruda bulunmamıştır. Öte yandan, davacı isteğe bağlı sigortalı olduğu 1.3.1994 tarihinden itibaren 4.9.2000 tarihine kadar prim ödemesinde bulunmamış başka bir anlatımla düzenli prim ödemek suretiyle de isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek iradesini de ortaya koymamıştır. Davanın isteğe bağlı sigortalılığının yasal olarak sona erdiği ve sigortalılık koşulları taşımadığı 1.7.1996 tarihinden sonraki dönem için geriye yönelik prim ödemesi mümkün bulunmadığı gibi Kurum’un hatalı olarak geriye yönelik olarak primleri tahsil etmesinin de sigortalı olmadığı süreler yönünden davacı yararına kazanılmış hak yaratmayacağı ortadadır. Dairemizin ve Y.H.G.K’nun yerleşmiş uygulaması da bu yöndedir.Alınan primler ancak ödeme tarihi olan 4.9.2000 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı olarak değerlendirilebilir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/11279 2003/10901

    ÖZET

    İsteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı olarak Kuruma başvuruda bulunmak koşul olduğu gibi herhangi bir Sosyal güvenlik kuruluşuna tabii olarak çalışmamak da gerekir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı zorunlu SSK sigortalılık süresi hariç, Kurum tarafından iptal edilen isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Davacı, zorunlu Sosyal Sigortalar Kurumu’na tabi zorunlu sigortalılığı ile çakışan süreler haricinde isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitini istemiştir. Davacı, 1.9.2001-24.7.2002 tarihleri arasındaki isteğe bağlı sigorta primlerini düzenli olarak ödemek suretiyle isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek iradesini ortaya koyduğundan, davacının 1.9.2001-24.7.2002 tarihleri arasındaki isteğe bağlı sigortalılığının geçerli sayılmasına karar verilmesi doğru ise de, davacının 30.9.1998-1.9.2001 tarihleri arasındaki (Sosyal Sigortalar Kurumu’na tabi zorunlu sigortalı geçen hizmetleri dışındaki) isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine ilişkin verilen karar usul ve yasaya uygun değildir. Gerçekten, davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 85. maddesine göre isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı olarak Kuruma başvuruda bulunmak koşul olduğu gibi herhangi bir Sosyal güvenlik kuruluşuna tabii olarak çalışmamakta gerekir. Somut olayda ise davacı 1.1.1998 tarihinden geçerli olmak üzere isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edilmiş, 30.9.1998 tarihinden itibaren de Sosyal Sigortalar Kurumu’na tabi zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başlamış ve hizmetleri Kuruma bildirilmiştir. Davacının zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başladığı 30.9.1998 tarihinde isteğe bağlı sigortalılık koşullarını yitirdiği ortadadır. Davacı zorunlu sigortalı çalışmasının sona erdiği 10.11.1998 tarihinden itibaren Yasa’nın öngördüğü şekilde yeniden isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı başvuruda bulunmamış, ayrıca, 24.7.2002 tarihinden itibaren tekrar zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başlamıştır. Öte yandan, davacı 10.11.1998-1.9.2001 tarihleri arasında isteğe bağlı sigorta primlerini ödememiş, başka bir anlatımla, düzenli prim ödemek suretiyle de isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek iradesine ortaya koymamıştır.

    Davacının isteğe bağlı sigortalılığının yasal olarak sona erdiği ve sigortalılık koşulları taşımadığı 30.9.1998- 1.9.2001 tarihleri arasındaki dönem için Kurum’un hatalı işlemi ile geriye yönelik olarak primleri tahsil etmesinin de sigortalı olmadığı süreler yönünden davacı yararına kazanılmış hak yaratmayacağı ortadadır. (Kaldı ki, dosya içerisinde geçmişe yönelik prim ödemesi de görülmemektedir.) Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.12.2002 gün ve E: 2002/1062, K: 2002/1098 sayılı kararı da bu doğrultudadır.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/10085 2003/9124

    ÖZET

    Birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan Kurumca kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, Bağ-Kur ve SSK’na yatırdığı primlerin ve isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitiyle, yaşlılık aylığına hak kazandığının karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Davada sonuç olarak, hizmet birleştirilmesi yolu ile Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığına hak kazandığının tesbiti ve Kurum sataşmasının giderilmesi istenmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun görülmemiştir.

    Davacının 31.1.1977 ila 31.12.1994 tarihleri arasında Bağ-kur’a tabi olarak çalıştığı ve 17 yıl, 11 ay prim ödediği,17.10.1989 tarihinde ise Sosyal Sigortalar Kurumundan isteğe bağlı sigortalı olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Zorunlu sigortalılık niteliğindeki Bağ-kur sigortalılığı ile 1989-1994 yılları arasında çakışan 506 Sayılı Yasaya tabi isteğe bağlı sigortalılığının geçersiz olduğu açıktır. Davacının 1.1.1995 tarihinden itibaren ise 1080 günlük isteğe bağlı sigortalı primlerini ödediği ve 5.8.1999 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu SSK şahsi dosyasından anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık aylık bağlayacak Kurumun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 2829 Sayılı Yasanın 8.maddesidir. Anılan maddeye göre birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan Kurumca kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir. Maddede öngörülen yedi yıllık fiili hizmet süresinin tesbitinde; “takvim yılı” değil çalışılan ve primi ödenmiş fiili hizmet yılının esas alınacağı tartışmasızdır.

    Somut olayda davacının son yedi yıllık fiili hizmet süresinin toplamı olan 2520 günün içinde fiili hizmet süresi fazla olan Kurumun Bağ-kur olduğu başka bir anlatımla davacının aylık bağlanmasını istediği 5.8.1999 tarihinden geriye doğru yedi yıllık fiili hizmet süresi toplamı olan 2520 günün içinde fiili hizmet süresi 1260 günden fazla olan sürenin Bağ-kur’a tabi olarak geçtiği,son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde SSK’ya tabi olarak geçen sürenin ise, 1080 gün olduğu açık-seçiktir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 11.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/7303 2003/8374

    ÖZET

    Davacının isteğe bağlı sigortalılığının yasal olarak sona erdiği ve sigortalılık koşulları taşımadığı 1.5.1996 tarihinden sonraki dönem için Kurumun hatalı işlemi ile geriye yönelik olarak primleri tahsil etmesinin de sigortalı olmadığı süreler yönünden davacı yararına kazanılmış hak oluşturmaz.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, davalı Kurum işleminin iptaliyle, 1.6.2001 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına ve hakettiği aylıkların faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Davacının Sosyal Sigortalar Kanununa tabi zorunlu sigortalı olarak geçen hizmetleri dışında isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 85. maddesine göre isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı olarak Kuruma başvuruda bulunmak koşul olduğu gibi herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olarak çalışmamak da gerekir. Somut olayda ise davacı 1.2.1996 tarihinden geçerli olmak üzere isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edilmiş, 1.5.1996 tarihinden itibaren ve Sosyal Sigortalar Kanununa tabi zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başlamış ve hizmetleri Kuruma bildirilmiştir. Davacının zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başladığı 1.5.1996 tarihinde isteğe bağlı sigortalılık koşullarını yitirdiği ortadadır. Davacı zorunlu sigortalı çalışmasının sona erdiği tarihten itibaren yasanın öngördüğü şekilde yeniden isteğe bağlı sigortalı olmak için yazılı başvuruda bulunmamıştır. Öte yandan, davacı 1996 yılının 2.ayından 1998 yılının 5.ayına kadar olan isteğe bağlı sigorta primlerini 29.6.1999 tarihinde ödemiş, daha sonraki sürelerle ilgili isteğe bağlı sigorta primlerini de süresinde ödememiş, başka bir anlatımla, düzenli prim ödemek suretiyle de isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek iradesini de ortaya koymamıştır. Davacının isteğe bağlı sigortalılığının yasal olarak sona erdiği ve sigortalılık koşulları taşımadığı 1.5.1996 tarihinden sonraki dönem için Kurumun hatalı işlemi ile geriye yönelik olarak primleri tahsil etmesinin de sigortalı olmadığı süreler yönünden davacı yararına kazanılmış hak yaratmayacağı ortadadır. Nitekim, HGK.’nun 25.12.2002 gün ve 2002/1062-1098 sayılı kararı da bu doğrultudadır.

    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/8127 2003/8997

    ÖZET

    Somut olayda, davalı işveren, davacının işyerinde çalışmadığını kabul etmiş ise de, bu tür davalarda davada taraf olan işverenin kabulü hukuki sonuç doğurmaz.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, SSK. kayıtlarında 1.10.1994 tarihinden itibaren davalı işveren yanında bir ay kadar gösterilen çalışma günlerinin iptaline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Dava, davacının 1.10.1994 – 31.10.1994 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak çalışmadığının tesbiti istemine ilişkindir.

    Davacının 1.6.1994 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edildiği, ancak, 1.10.1994 – 31.10.1994 tarihleri arasında zorunlu sigortalılığı bulunduğu tesbit edildiğinden, isteğe bağlı sigortalılığının iptal edildiği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık 1.10.1994 – 31.10.1994 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak geçen hizmetlerin gerçek olup olmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir. Gerçekten, hizmet tesbiti davaları gibi menfi hizmet tesbiti davalarının da Kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icabettiği Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadı gereğidir. Yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 79/10.maddesi olan bu tür davalarda, hakim görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını, davacının davalıya ait işyerinde fiilen çalışıp çalışmadığını belirlemelidir.

    Somut olayda, davalı işveren, davacının işyerinde çalışmadığını kabul etmiş ise de, bu tür davalarda davada taraf olan işverenin kabul hukuki sonuç doğurmaz. Ayrıca, mahkemece, davalı işverenin oğlu olan ve 1994 yılı 3.dönem bordrosunda ismi geçen bir tanık dinlenmiş olup, bu tanığın da anlatımları yeterli ve hükme dayanak alınacak nitelikte değildir. Öte yandan, davalıya ait işyerinin inşaat işyeri olduğu, davacının da önceki çalışmalarının inşaat işyerlerinde geçtiği dosya içeriğinden anlaşılmakta olup istemin doğruluğu konusunda kuşku yaratmaktadır.

    Yapılacak iş, öncelikle gerek Sosyal Sigortalar Kurumu, gerekse işveren yanında bulunan davacının imzası ile fotoğrafını içeren işe giriş bildirgeleri yanında ücret tediye bordroları gibi diğer belgeler celbedilip, imzanın ve fotoğrafın davacıya ait olup olmadığı konusunda Güzel Sanatlar Akademisinden seçilecek bilirkişi heyeti ya da Adli Tıp ilgili ihtisas dairesi vasıtasıyla benzerlik incelemesi yaptırılmak, SSK. dönem bordrolarında gösterilen diğer kişileri tanık olarak dinlemek, gerektiğinde, komşu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişilerin bilgilerine başvurulmak ve sonucunda davacının fiilen çalışmadığı somut ve inandırıcı delillerle kanıtlandığında, yazılı olduğu şekilde davanın kabulüne karar vermektedir. Aksi takdirde, yani davacının fiilen çalışmamış olduğu kanıtlanamaz ise, davanın zorunlu sigortalılığını iptal ettirmek istemesindeki asıl amacının, isteğe bağlı sigortalılığına geçerlilik kazandırmak olduğu gözönünde tutularak, isteğe bağlı prim ödemelerine ilişkin belgeler Kurumdan celbedilmek, zorunlu sigortalı çalışmasının sona erdiği tarihten itibaren düzenli prim ödemek suretiyle isteğe bağlı sigortalılığa devam etmek iradesini ortaya koyup koymadığı araştırılmak ve sonucuna göre karar vermek gerekmektedir.

    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 6.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı

    Esas Karar :1996/4172 1996/4236

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde sigortalı olarak 1.7.1991 tarihinden itibaren 30 gün çalıştığının tesbiti ile isteğe bağlı sigortalılığının geçerli sayılmasına karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Bülent Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Dava, hukuki nitelikçe 1.7.1991 tarihinde 506 Sayılı Kanuna göre, tescil edilmiş olduğunun ve 1.9.1991 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı bulunduğunun saptanması ile, isteğe bağlı sigortalılığının iptaline yönelik Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Davacının, 1.7.1991 tarihinde işyerine girdiğine ilişkin sigortalı işe giriş bildirgesinin, işveren tarafından yöntemince Kuruma verildiği ve 2.8.1991 tarihinde isteğe bağlı sigortalı olmak için Kuruma başvurduğu, isteği Kurumca kabul edilerek 1.9.1991 tarihinde isteğe bağlı sigortalı kabul edilerek, primlerini ödediği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davacının müracaat tarihinden önce 506 sayılı Kanuna göre tescil edilmiş olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 85. maddesine göre, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına isteğe bağlı olarak devam edebilmek için A)-a) isteğe bağlı olarak devam edeceğini belirten bir yazı ile Kuruma müracaatta bulunmak, b) müracaat tarihinden önce 506 sayılı Kanuna göre tescil edilmiş olmak, c) herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışmamak ve buralarda kendi çalışmalarından dolayı aylık bağlanmamış olmak, d) her yıl için 360 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemek şarttır.

    Somut olayda, davacının 85. maddesinin (b) bendinde öngörülen koşul hariç diğer koşula da sahip olduğu tartışmasızdır. Uyuşmazlık 1.7.1991 tarihli işe giriş bildirgesinin, tescil niteliğinde sayılıp sayılmayacağı giderek, davacının (b) bendinde öngörülen koşula sahip olup olmadığı noktasındadır. Bilindiği gibi, sigortalılar eylemli olarak işyerinde çalışmaya başladıkları andan itibaren sigortalı sayılır ve işveren tarafından Kuruma verilen işe giriş bildirgesi ile sigortalılıkları tescil edilmiş olur. Öte yandan, sigortalı işe giriş bildirgesi, tanık beyanları olmasa dahi sigortalının işyerinde eylemli olarak bir gün çalıştığının karinesidir. Davacı için müracaat tarihinden önce, işveren tarafından süresinde yöntemince Kuruma 1.7.1991 tarihli sigortalı işe giriş bildirgesi verildiğine göre, davacının (b) bendinde öngörülen koşullara sahip olduğu açık-seçiktir. Bundan başka, yargılama aşamasında dinlenen tanıklar da, davacının 1.7.1991 tarihinde işyerinde çalıştığını da açıkca belirtmişlerdir.

    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 11.7.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi

    Esas Karar :1995/5586 1996/5686

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.12.1991 – 31.12.1991 tarihleri arasında görünen çalışmalarının iptali ile 1.12.1991 tarihinde başlayan isteğe bağlı sigortalılığının geçerli sayılmasına, S.S.K. kararının iptaline ve 4.8.1994 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Filiz Ekizoğlu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    KARAR

    Dava, 1.12.1991 ila 31.5.1994 tarihleri arasında isteğe bağlı sigortalı olarak geçen sürelerin iptali işleminin iptali ile 4.8.1994 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tesbiti ve Kurum sataşmasının giderilmesi istemine ilişkindir. Davacının 1.12.1991 ila 31.12.1991 tarihleri arasında zorunlu sigortalı olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Öte yandan, zorunlu sigortalı bulunulduğu dönemde, bir kimsenin isteğe bağlı sigortalı olamayacağı 506 sayılı Yasanın 85. maddesinin açık hükmü gereğidir. Somut olayda, davacının 1.12.1991 tarihinden 31.5.1994 tarihine kadar isteğe bağlı sigortalı olduğu anlaşıldığına ve zorunlu sigortalılığın da 31.12.1991 tarihinde sona erdiğine göre, 1.1.1992 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı olarak kabulü zorunludur. Zira, anılan tarihten itibaren sigorta primlerini ödediğine göre, bu tarihten itibaren isteğe bağlı sigortalı olma iradesini açıklamış ve Kurumda, primleri almak suretiyle, davacının bu isteği kabul etmiştir. Hal böyle olunca, zorunlu sigortalıkla, isteğe bağlı sigortalılığın çakıştığı 1.12.1991 ila 31.12.1991 tarihleri arasındaki isteğe bağlı sigortalılığın iptali gerektiği açık – seçiktir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle 1.1.1992 ile 31.5.1994 dönemine ilişkin Kurum işleminin iptaline ve buna göre, davacının yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı yönünden 506 sayılı Yasanın 60. maddesinin öngördüğü koşullara sahip olup olmadığının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.10.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi

    Esas Karar :1995/4831 1995/4752

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, davalı Kurumun isteğe bağlı sigortalılığını iptal eden işlemin iptali ile isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mesut Balcı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    KARAR

    Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 85. maddesine göre, isteğe bağlı sigortalı olabilmek için talepte bulunan kişinin bu başvurusundan önce sözü edilen yasa hükümlerine göre Kuruma tescil edilmiş olması zorunludur. Böyle bir şartı taşımayan sigortalının yasanın aradığı diğer şartlara bakılmaksızın istemi kabul edilemez. Davacının başvuru tarihinden önce Kuruma tescil edilmiş bulunan sigortalılığının bulunmaması karşısında Kurumun kendisini isteğe bağlı sigortalı kabul etmemesi doğrudur. Mahkemenin aksine düşünce ile ve dayanaklarını göstermeksizin istemi kabul etmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.9.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi

    Esas Karar

    1995/5586 1996/5686

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.12.1991 – 31.12.1991 tarihleri arasında görünen çalışmalarının iptali ile 1.12.1991 tarihinde başlayan isteğe bağlı sigortalılığının geçerli sayılmasına, S.S.K. kararının iptaline ve 4.8.1994 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Filiz Ekizoğlu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    KARAR

    Dava, 1.12.1991 ila 31.5.1994 tarihleri arasında isteğe bağlı sigortalı olarak geçen sürelerin iptali işleminin iptali ile 4.8.1994 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tesbiti ve Kurum sataşmasının giderilmesi istemine ilişkindir. Davacının 1.12.1991 ila 31.12.1991 tarihleri arasında zorunlu sigortalı olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Öte yandan, zorunlu sigortalı bulunulduğu dönemde, bir kimsenin isteğe bağlı sigortalı olamayacağı 506 sayılı Yasanın 85. maddesinin açık hükmü gereğidir. Somut olayda, davacının 1.12.1991 tarihinden 31.5.1994 tarihine kadar isteğe bağlı sigortalı olduğu anlaşıldığına ve zorunlu sigortalılığın da 31.12.1991 tarihinde sona erdiğine göre, 1.1.1992 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı olarak kabulü zorunludur. Zira, anılan tarihten itibaren sigorta primlerini ödediğine göre, bu tarihten itibaren isteğe bağlı sigortalı olma iradesini açıklamış ve Kurumda, primleri almak suretiyle, davacının bu isteği kabul etmiştir. Hal böyle olunca, zorunlu sigortalıkla, isteğe bağlı sigortalılığın çakıştığı 1.12.1991 ila 31.12.1991 tarihleri arasındaki isteğe bağlı sigortalılığın iptali gerektiği açık – seçiktir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle 1.1.1992 ile 31.5.1994 dönemine ilişkin Kurum işleminin iptaline ve buna göre, davacının yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı yönünden 506 sayılı Yasanın 60. maddesinin öngördüğü koşullara sahip olup olmadığının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.10.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2007/10-24 E.N , 2007/33 K.N.

    İlgili Kavramlar

    İSTEĞE BAĞLI SİGORTA

    SİGORTALILIĞIN TESPİTİ

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “iptal-tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin 1.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.07.2005 gün ve 237-713 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 02.02.2006 gün ve 12423-659 sayılı ilamı ile; (“…Dava; davacının, 2925 sayılı Yasaya tabi tescilinin esas alınmak suretiyle, 23.03.1998 tarihli talebine istinaden kurum tarafından isteğe bağlı sigortalılığının kabul edilmesi nedeniyle, 01.04.1998-01.12.2003 dönemindeki isteğe bağlı prim ödemelerinin geçerli olduğunun tespiti ile aksine kurum işleminin iptali istemine ilişkin olup; mahkemece, primlerin süresinde kuruma yatırılmış olması nedeniyle isteğin kabulüne karar verilmiştir.

    2925 sayılı Yasanın 2.maddesine göre süreksiz olarak tarım işlerinde hizmet akdiyle çalışanlar, istekte bulunmaları kaydıyla bu Kanuna göre sigortalı sayıldıklarından, esasen kendileri (bizatihi) özde bir nevi isteğe bağlı sigortalı niteliği taşımaktadırlar. 0 nedenle de anılan yasada ayrıca 506 sayılı Yasanın 85.maddesine benzer bir siğortalılık sistemi bulunmadığı gibi, her bir yasanın kapsamı, kendi içinde sınırlı olup, birbirine atıfta bulunmadıkça diğer yasadaki hükümlerin o yasa çerçevesinde uygulanma olanağı bulunmadığı açıktır.

    Nitekim 2925 sayılı Yasanın 39.maddesi de, bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, 506 sayılı Yasanın uygulanması olası maddelerini sayarken, çekişme konusu isteğe bağlı siğortalılığı hüküm altına alan 85.maddeye temas etmedıği görülmektedir. 0 nedenledir ki olayda 506 sayılı Yasanın 85.maddesinin uygulanma yeri yoktur. Belirtmek gerekirse, Dairemizce de benimsenen Hukuk Genel Kurulu’nun 10.11.2004 tarih ve 2004/21-516 Esas ve 2004/593 sayılı kararı içeriği de bu doğrultudadır.

    506 sayılı Kanunun 85.maddesinin 4842 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki yürürlükte bulunan hükmüne göre; malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalılığına isteğe bağlı olarak devam edilebilmesi için gerekli yasal koşullardan biri de müracaat tarihinden önce 506 sayılı Kanuna göre tescil edilmiş olmaktır. Anılan maddenin açık hükmü karşısında 2925 sayılı Yasaya göre yapılan ve davaya konu edilen tescil, 506 sayılı Kanuna göre tescil edilmiş olmak şartını gerçekleştirmedığinden, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    0 halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazlan kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Davacının, 1995-1996 yılları arasında 2925 sayılı Kanun kapsamında Tarım sigortalısı olduğu, 506 sayılı Kanuna göre tescili yapılmadan, 01.04.1998 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalılığa kabul edildiği uyuşmazlık konusu değildir.

    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında sigortalı olup, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa göre tescili bulunmayan davacının, anılan Kanunun 85.maddesi kapsamında isteğe bağlı sigortalılığına geçerlilik tanınıp tanınamayacağı noktasında toplanmaktadır.

    Bilindiği üzere Ülkemizde çalışanlar, sosyal güvenlikleri yönünden çeşitli Sosyal Güvenlik Kuruluşları kapsamına alınmış ve her güvenlik kuruluşu, kapsam ve koşullarını belirlemiştir. Sosyal güvenliğin sağlanması yönünden, iradi sistem değil, belli koşulların oluşumuna bağlı olarak zorunlu sistem öngörülmüştür.

    Bunun sonucu, kamusal statüde, kamuda çalışanlar, temelde T.C.Emekli Sandığı bünyesinde yer alırken; bağımsız olarak, tarımsal faaliyet dışı kendi adına kazanç sağlayan işte çalışanlar Bağ-Kur, hizmet akdine tabi çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu, tarımsal alanda kendi adlarına çalışanlar Bağ-Kur kapsamında yer almışlardır.

    Kapsamda bulunan sigortalıların zorunlu sigortalılıkları yanında, isteğe bağlı sigortalılıkları öngörülmüş ve tüm sigortalılar kendi tabi oldukları Kanun çerçevesinde korunma altına alınmışlardır.

    Nitekim, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 2.maddesinde, kimlerin Kanun kapsamında olduğu açıkça ortaya konulmuş; buna göre, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar, sigortalı sayılmışlardır.

    Öte yandan, davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 85.maddesinde; bir kimsenin malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına isteğe bağlı devam edebilmesi için, diğer koşulların yanında, başvuru tarihinden önce 506 sayılı Kanuna göre Sosyal Sigortalar Kurumuna zorunlu sigortalı olarak tescili öngörülmüştür.

    Bu noktada tescilden amaç, az yukarıda açıklanan, 506 sayılı Kanunun 2.maddesinde belirtildiği biçimde zorunlu sigortalılık statüsünün önceden gerçekleşmiş bulunmasıdır. Zorunlu sigortalılığın oluşabilmesi için, Kanunun gerekli gördüğü biçimde bir sigortalılık statüsünün meydana gelmiş olması gereklidir.

    Şu hale göre, 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi sigortalılar ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa tabi sigortalılar, kendi tabi oldukları Kanun çerçevesinde korunma altına alındıklarından; 2925 sayılı Kanuna göre tescil edilme işleminin, 506 sayılı Kanun açısından da, aynı tür tescil işlemi olarak kabul edilmesine olanak bulunmamaktadır.

    Esasen, 2925 sayılı Kanunun 39.maddesinde, anılan Kanunda hüküm bulunmayan hallerde uygulanacak 506 sayılı Kanunun maddeleri arasında, isteğe bağlı sigortalılığın koşullarını düzenleyen 85.maddesi gösterilmemiştir.

    Bu itibarla, 2925 sayılı Kanun gereğince sigortalı olanların, 506 sayılı Kanunun 85.maddesinin öngördüğü koşullara sahip bulunmadığı açıktır.

    Nitekim, Hukuk Genel Kurulu’nun 10.11.2004 gün, E:2004/21-516, K:593, 08.06.2005 gün, E:2005/21-323, K:374, 31.5.2006 gün, E:2006/10-287, K:336 ve 27.09.2006 gün, E:2006/10-554, K:202 sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.

    Tüm açıklamalar çerçevesinde somut durum değerlendirildiğinde; isteğe bağlı sigortalılık öncesinde 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında sigortalı olan davacının, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa göre tescili bulunmadığı anlaşıldığından, anılan Kanunun 85.maddesi kapsamında isteğe bağlı sigortalı olarak kabulüne olanak yoktur.

    Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Ozel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

    S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itiraz!arının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.01.2007 gününde, oybirliği ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2006/18637 E., 2007/5835 K.

    HİZMET AKDİNİN VARLIĞI

    TARIM SİGORTALILIĞI

    “İçtihat Metni”

    Davacı, tarım sigortalılığının geçerli olduğunun ve yaşlılık sigortasından emekliliğe hak kazandığının tespitine ve ödenen fazla prim var ise bu ödemelerin yasal faiziyle iadesine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu.

    Temyiz konusu hükme ilişkin dava Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Dava ; davacının 01.01.1990-31.12.1997 tarihleri arasındaki 2925 Sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığın müfettiş raporuna dayalı olarak iptali sebebiyle davacının tahsis isteminin reddi üzerine , kurum işleminin iptaliyle davacının tahsise hak kazandığının tespiti ve hak edilen aylıkların yasal faizi ile birlikte tahsili istemine ilişkin olup ; mahkemece,müfettiş tutanağının aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğundan hareketle davanın reddine karar verilmiştir.

    Davaya konu olan somut olayda ; davacının,talebi üzerine 01.01.1990 tarihinde 2925 Sayılı Yasa kapsamında sigortalılığın başladığı, ibraz edilen prim ödeme makbuzları ve kurum yazışmalarından anlaşıldığı üzere 01.01.1990-31.12.1997 tarihleri arasındaki primlerin ödendiği, ancak, 11.05.2005 tarihli kurum yazısıyla davacının bu sigortalılığının 24.12.1996 tarihli müfettişlik raporuna dayalı olarak iptal edildiğinin bildirildiği; iptale dayanak olan müfettiş raporu ve ekindeki imzadan imtina edilmiş davacı ifadesini içeren 20.12.1996 tarihli tutanak kapsamında,davacının şehirde ikamet ettiği,ev kadını olduğu ve ücret mukabilinde herhangi bir işverene ait tarım arazisinde çalışmasının olmadığının bildirildiği; davacı tarafından kuruma verilen 15.07.1996 tarihli kurum yazısı üzerine şerh düşülmüş muhtarlık yazısı ile ekindeki tarihsiz ikametgah ve ilmuhaber belgesine göre,davacının köyde tarım işi ile uğraştığı ve köyde ikamet ettiği, keza mahkemece yaptırılan 28.03.2006 tarihli zabıta tahkikatına göre de,davacının 1990-1997 tarihleri arasında köyde ikamet ettiği, tarım işlerinde günlük yevmiyecilik yaparak geçimini sağladığı bildirilmiştir.

    Mahkemece , müfettiş tutanağının aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğundan bahisle davanın reddi yönüne gidilmiş ise de, red kararı eksik inceleme ve araştırmaya dayanmaktadır. Yukarıda da bahsedildiği üzere, sigorta müfettişinin raporuna esas olan tutanak ile zabıta marifetiyle yapılan tahkikat arasında açıkça çelişki bulunmakta olup, bu çelişkinin giderilmesi gerektiği gibi ayrıca ; 2925 Sayılı Yasanın; amacını belirleyen 1.maddesi “Bu kanunun amacı,tarım işlerinde hizmet aktiyle süreksiz olarak çalışanların bu kanunda yazılı şartlarla sosyal güvenliğinin sağlanmasıdır.” hükmünü, kapsamını belirleyen 2.maddesi ise, “….süreksiz olarak tarım işlerinde hizmet aktiyle çalışanlar istekte bulunmaları kaydıyla bu kanununa göre sigortalı sayılırlar.” hükmünü içermekte olup,anılan maddelerden de anlaşılacağı üzere, her ne kadar, 2925 Sayılı Yasa, isteğe bağlı olarak sigortalılık bahşediyor ise de, bu kanuna göre tarım sigortalısı sayılabilmek için, yasanın 1.,2. ve 3.maddeleri uyarınca bir hizmet aktinin varlığına ihtiyaç olup, bu kapsamda davacının hangi işverene/işverenlere bağlı olarak nasıl ve ne şekilde çalıştığı hususu üzerinde durularak usulüne uygun araştırma yapılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.

    Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular üzerinde durulmadan yazılı gerekçeler ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,12.04.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Scroll To Top