Sosyal Medyada Bizi Takip Edin, Gelişmelerden Anında Haberdar Olun.
facebook twitter in rss
Anasayfa / Yargı Kararları / Prim Borçları İle İlgili Yargıtay Kararları-1

Prim Borçları İle İlgili Yargıtay Kararları-1

Sponsorlu Bağlantılar

T.C.

YARGITAY

Onuncu Hukuk Dairesi

E:2012/2294

K:2012/13670

T:10.07.2012

ÇALIŞMANIN TESPİTİ

506 s. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU (1) (2) (4)(5) [Ek Madde 5]

506 s. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU (1) (2) (4)(5) [Ek Madde 6]

506 s. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU (1) (2) (4)(5) [Ek Madde 7]

506 s. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU (1) (2) (4)(5) [Madde 39]

Dava, davalı işyerindeki çalışmaların 506 sayılı Yasanın Ek-5, 6, 7 ve 39. maddeleri kapsamında geçtiğinin tespiti ile fark primlerin geçmişe etkili olarak gecikme tazminatı ile birlikte tahsili, ayrıca tespit edilen sürelerin Yasada belirtilen yaş hadlerinden indirilerek, emeklilik işlemleri sırasında dikkate alınması istemine ilişkindir.

Mahkemece, yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Mustafa Taş tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

Somut olayda, iş güvenliği uzmanı olup olmadıkları anlaşılamayan kimya yüksek mühendisi, makine yüksek mühendisi ve uzman tıp doktorundan oluşan bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılıp işyeri bölümlerinin niteliklerine ilişkin gözlemler keşif zaptına yansıtılmış ise de, bilirkişi heyetinden makine yüksek mühendisi tarafından muhalefet şerhli olarak düzenlenen raporda; işyerinde sadece bir bölümde baskı işi yapıldığı, diğer dokuz bölümde basım işinin yapılmadığı ve sektörel boyutta matbaa anlamını taşıyan baskı işinin davalı işyerinde bulunmadığı, rotosel mikser bölümü hariç diğer tüm noktalarda günlük maruziyet ölçüm değerleri altında ölçüm sonuçlarının elde edildiği, dolayısıyla, baskı bölümünde davacının yaptığı baskı boya taşıma işinin 2098 sayılı Yasa ile 506 sayılı Yasaya eklenen ve 3395 sayılı Yasa ile değiştirilen Ek.5/II. madde kapsamına girmediği belirtilmiş, uzman doktor ve kimya yüksek mühendisi diğer iki bilirkişi tarafından düzenlenen raporda ise; işyerinde “esnek gıda ambalaj üretimi ve bu ambalaj malzemesi üzerine yapılan renkli basım ve kaplama” işi yapıldığı, üretim profili genel olarak göz önüne alındığında, sadece baskı makinelerinin bulunduğu bölümün basım işi kapsamında değerlendirilmesinin yerinde olmadığı, dolayısıyla tüm bölümlerin basım işi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve davacı tarafından yapılan işin 2098 sayılı Yasa ile 506 sayılı Yasaya eklenen ve 3395 sayılı Yasa ile değiştirilen Ek.5/II. maddenin ( a ) ve ( d ) bentlerine girdiği ve itibari hizmetten yararlanması gerektiği belirtilmiş, mahkeme de, bu rapora göre yazılı biçimde davanın kabulüne karar vermiştir.

Basım ve gazetecilik işyerindeki çalışma koşulları nedeniyle itibari hizmet süresinden yararlanabilmek için, yasada öngörülen iki koşulun birlikte gerçekleştiğinin belirlenmesi gereklidir. Bunlardan birinci koşul, sigortalının basım ve gazetecilik işyerinde çalışmış olmasıdır. Ancak bu koşulun araştırılıp saptanmasında; işyeri, dar anlamda muhakkak ve sadece gazete basımıyla uğraşan bir basımevi olarak düşünülmeyip, yasanın açık amacı göz önünde bulundurularak söze değil öze üstünlük tanıyan bir yaklaşımla basım işinin nitelikleri yönünden gerekli inceleme yapılarak sonuca varılmalıdır. İkinci koşul ise, yine aynı maddenin II. Alt Bendinin ( a-f ) işaretli alt bentlerinde yazılı fiziksel dış etkenlerden birinin çalışma koşulları kapsamında ayrıca gerçekleşmiş bulunmasıdır.

Davacının, davalı işverene ait işyerindeki çalışmalarının itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektirir koşullarda geçip geçmediğinin tespiti amacıyla bilirkişi kurulunun katılımıyla yapılan keşifte, işyerine ilişkin gözlemler keşif tutanağına yansıtılmış ise de; hükme dayanak alınan bilirkişi raporu, konuya ilişkin mevzuatın irdelenmesi ve işyeri ortamında bulunduğu belirtilen sağlığa zararlı maddelere ilişkin soyut bilgilere yer veren içerikle düzenlenmiştir. Anılan rapor, yukarıda sayılan iki koşulun varlığını ortaya koyabilmek açısından, işyerinin kapsamı, çalışma düzeni ve koşulları; bölümleri ve bu bölümlerin taşıdıkları özellikler, hangi bölümlerdeki çalışmalarda anılan yasada sayılan fiziksel dış etkenlere maruz kalındığı ve buna bağlı olarak itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektirir işlerden olup olmadığı yönlerini, işyeri üretim planına dayalı şekilde ayrı ayrı inceleyip bireyselleştirme işlemini içermediği gibi;davacının çalışma koşulları ile yasanın aradığı etkenlere maruziyeti konusunda da somut irdeleme içermemektedir.

İşyeri bildirgesinin, işyerinde yapılan işin mahiyeti hanesinde, “çeşitli plastik filmler, alüminyum, selofan, opp, kağıt vb malzeme üzerine tifdruk baskı işleri, laminasyon-parafin işleri-tifdruk mürekkebi imali-pvc film imali” olarak belirtilmiş; TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen analiz raporunda ise, “200.000 M2’lik tesis alanında, gıda sektörü için film, baskılı malzeme üretimi ve laminasyon işleminin 18.000 ton/yıl üretim kapasitesi ile” yapıldığı belirtilmiştir. İşyeri, baskı öncesi hazırlık, baskı, rotosel, laminasyon parafin metalize, kesme, boyahane, alış depo, kazan dairesi, bakım ve sevkiyat bölümlerinden oluşmaktadır. Sıralanan bilgiler gözetildiğinde, öncelikle, işyerinin tümüyle mi yoksa belirli bölümleri itibariyle mi basım ve gazeticilik işyeri olarak niteleneceği; maruz kalınan etkenlerin oluşturduğu hastalıklar anlamında uzman tıp doktoru, matbaacılık işinden anlayan kimya yüksek mühendisi ve makine yüksek mühendisi iş güvenliği uzmanlarından oluşacak bilirkişi kurulu marifetiyle, işyerindeki keşiften elde edilen bulgulara dayalı olarak ortaya konulmalıdır.

Baskı bölümünde çalışan davacının işyeri özlük dosyasında yer alan bilgiler tüm içeriği ile dosyaya katıldıktan sonra; hazırlık, baskı, depo gibi tüm bölümleri gözetilerek; işyeri ve yapılan işin niteliği, özellikleri ve buna bağlı olarak hangi olumsuz dış etkenlere maruz kalındığı, çalışmanın itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektirir.

İşyerinde geçip geçmediği; gürültü ve ihtizaz yapıcı makine ve aletlerdeki çalışma düzeni ile, çalışmanın gerçekleştiği saatler, gürültü düzeyi ve kullanılan maddelerin insan sağlığı için tehlike sınırı ve ölçümleme yönteminin yargısal denetime elverir biçimde, dosyaya sunulan analiz raporuyla varılan sonuçlardan ayrılma gerekçeleriyle birlikte ortaya konulması gereği üzerinde durulmaksızın; basım ve gazetecilik işyerinde çalışma nedeniyle itibari hizmet süresinden yararlanmaya ilişkin koşullar konusunda yeterli irdeleme içermeyen ve birbiriyle çelişen bilirkişi raporları dayanak alınarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Anayasa’nın 153/5. maddesinde yer alan, “İptal kararları geriye yürümez.” İlkesi yanında; Anayasa Mahkemesi’nin, 02.05.1989 tarihli, 1988/51 E., 1989/18 K. Sayılı kararında yer alan, “Anayasa Mahkemesi’nden, ancak Anayasa’ya aykırı olan bir yasa hükmünün uygulama alanından kaldırılmasını sağlamak için iptal kararı istenebileceğine, özde Anayasa’ya aykırı düşmeyen bir kural, uygulama alanının genişletilmesi amacıyla iptal edilemeyeceğine göre; bir kısım sigortalılara hak tanıyan itiraz konusu hükmün, öteki kesimlere de aynı hakkı tanıyan tamamlayıcı yasama işlemleriyle düzeltilmesi, düzenleme eksikliklerinin bu yöntemle giderilmesi Anayasa’ya uygun ve tutarlı bir tasarruf olacaktır.” Gerekçesi de gözetilerek; Anayasa Mahkemesi iptal kararı sonrasında, geçmiş dönemde itibari hizmet süresinden yararlanma olanağı bulunmayan sigortalıların, geçmişe dönük olarak bu haktan yararlanabilecekleri sonucuna varılması olanağının bulunmadığı da gözetilmelidir.

Mahkemece yapılacak iş, maruz kalınan etkenlerin oluşturduğu hastalıklar alanında uzman tıp doktoru ile iş güvenliği uzmanı olan ve matbaacılık işinden anlayan kimya yüksek mühendisi ve makine yüksek mühendisinden oluşacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde yeniden keşif yapılıp, bozma ilamı içeriğine uygun değerlendirme ve irdelemeleri içeren rapor düzenletmek suretiyle ve mevcut raporlar arasındaki çelişkilerin de giderilmesi sağlanarak, ayrıca koşulları varsa primi ödenmiş itibari hizmete esas çalışma süreleri de belirlenerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.

Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı biçimde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde; davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 10.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

————————————————–

YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2010/8330 E.N , 2012/2871 K.N.

İlgili Kavramlar

BORÇ YAPILANDIRMASI

TARIM BAĞKUR SİGORTASI

İçtihat Metni

Davacı, 5510 sayılı Kanuna eklenen 25. maddeye göre borçlarını yapılandırılmasına ve aksi yöndeki kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M…. K…. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava, davacının 23.8.2008 tarihinde Kurum’a yapmış olduğu müracaatın geçerli sayılarak, 5797 sayılı Kanun’la 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici 25. maddeye göre, prim borcu nedeniyle yapılandırmadan yararlandırılmasına karar verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

19.8.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5797 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici 25. madde gereğince “5510 sayılı Kanun’un geçici 24. maddesi kapsamına giren borçları anılan madde hükümlerine göre yapılandırılmamış olan işveren ve sigortalıların, bu maddenin yürürlüğe girdiği 19.8.2008 tarihinden itibaren yirmi gün içinde yani 8.9.2008 tarihine kadar yazılı olarak Kurum’a başvurmaları kaydıyla, söz konusu madde kapsamına giren borçları bu maddede belirtilen şartlarla yeniden yapılandırılabileceği belirtilerek yeniden yapılandırmadan yararlanma süresi 8.9.2008 tarihi olarak belirlenmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 23.8.2008 tarihinde davalı Kurum’a müracaat ederek prim kesintilerinden dolayı Tarım Bağ-Kur’lu sayılması ve prim borçları yönünden 5510 sayılı Kanun ile getirilen yapılandırmadan yararlandırılmasını talep ettiği, Kurum’un davacıyı 1.5.1994 tarihinden itibaren Tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil ettiği ancak bu geriye dönük tescil nedeniyle davacının prim borcunu hesaplayıp davacıya bildirmediği, davalı Kurum vekilinin cevap dilekçesinde “davacının, 5510 sayılı Kanun’un geçici 25. maddesi uyarınca imzalaması gereken Talep Formu ve Taahhütnameyi imzalamadığını” belirttiği görülmüştür.

Buna göre davacının 5797 sayılı Kanun’a göre prim borçlarının yeniden yapılandırılması için yasal süre içinde Kurum’a başvurduğu, ancak davalı Kurum’un borcu hesaplayıp davacıya bildirmediği anlaşılmıştır.

Mahkemece yapılacak iş; davacının dava konusu yaptığı 1.5.1994 tarihinden sonraki prim borçlarının yeniden yapılandırılması istemi ile ilgili talebinin süresinde olduğu gözetilerek bu talep ile ilgili olarak davalı Kurum’ca “5797 sayılı Kanun’a uygun şekilde davacının borcunun hesaplanıp hesaplanmadığı, davacıya tebliğ edilip edilmediği” hususunu araştırıp sonuca göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın eksik araştırma ve inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz davacıya iadesine, 05/03/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

————————————————–

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2011/21-632 E.N , 2011/784 K.N.

İlgili Kavramlar

KURUM İŞLEMİNİN İPTALİ

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “kurum işleminin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Denizli 2. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22.05.2009 gün ve 2006/894 E., 2009/310K sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesi’nin 14.12.2009 gün, 2008/8456 E.,2009/12893 sayılı ilamı ile;

( “…Dava nitelikçe, üç sigortalının günlerinin eksik bildirildiği gerekçeleriyle Kurum tarafından resen yapılan ek prim tahakkuku işleminin iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu durumda, günlerinin eksik bildirildiği iddia edilen sigortalıların da davada taraf olmasında hukuki yararları olduğu anlaşıldığından, davanın sadece Sosyal Güvenlik Kurumu hakkında yürütülüp sonuçlandırılması isabetsizdir.

Hal böyle olunca, dava sonucunda verilecek karar, günlerinin eksik bildirildiği iddia edilen sigortalıların da hak alanını ilgilendirdiğinden, davacı tarafa harcı da yatırılmak suretiyle yöntemince söz konusu sigortalıların davaya dahil edilmesi (davanın teşmil edilmesi) için süre verilmesi, anılan sigortalıların gösterdiği deliller de toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece, belirtilen eksiklikler giderilmeden ve pasif ehliyet yönü halledilmeden yargılamanın sürdürülmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…)

gerekçesiyle hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre davalı Kurumun diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilerek dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle somut olayın özelliğine göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3″ atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 14.12.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

————————————————–

YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2010/11282 E.N , 2011/50420 K.N.

İlgili Kavramlar

ZAMANAŞIMI

İçtihat Metni

Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.

Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacının avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi M…… A….. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki belgeler okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanunî gerektirici sebeplere ve özellikle; 506 sayılı Kanunun 80. maddesinde 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Bu durumda zamanaşımı süresi bakımından, 3917 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 08.12.1993 tarihinden önceye ilişkin prim ve gecikme zamları yönünden Kurumun alacak hakkı, Borçlar Kanununun 125. maddesinde öngörülen on yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, zamanaşımının başlangıç tarihi, anılan Kanunun 128. maddesi hükmü gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir ve zamanaşımının kesilmesi ile durmasına ilişkin 132. ve ardından gelen maddelerindeki düzenlemeler de burada uygulama alanı bulmaktadır. 08.12.1993 tarihi ve sonrasına ilişkin prim ve gecikme zammı borcu yönünden ise, 6183 sayılı Kanunun “Tahsil zamanaşımı” başlığını taşıyan 102. ve ardından gelen maddeleri uygulanacaktır. Anılan madde hükmüne göre zamanaşımı süresi beş yıl olup, zamanaşımı süresinin başlangıcı da, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yıl başı olarak belirlenmiştir. 06.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5198 sayılı Kanun ile bu konuda yeniden bir düzenleme yapılarak 506 sayılı Kanunun 80. maddesinin beşinci fıkrasında değişiklik yapılıp, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun 51. maddesiyle birlikte 102. maddesinin de uygulanmayacağı hükme bağlanarak 3917 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki duruma dönülmüştür.

Sosyal güvenlik, niteliği gereği kamu hukuku alanına girmekte olup, hayatın çeşitli sosyal riskleri karşısında topluma, insan onuruna yaraşır asgari yaşam düzeyi sağlamayı amaçladığından, ücretler ile sigortalıların ve ölümleri durumunda hak sahiplerinin sosyal sigorta haklarının dokunulmaz olması sağlanarak, ücret ve sosyal sigorta yardımlarının olanaklı olduğu ölçüde, anılan kişilerin ellerine geçmesi ve kendileri ile geçimini sağlamak zorunda olduklarının gereksinimlerini sağlamaları için kanun koyucu tarafından bazı hükümleri dışında 2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe sokulan 5510 sayılı Kanunun; Devir, temlik, haciz ve Kurum alacaklarında zamanaşımı başlığını taşıyan 93. maddesinin 2. fıkrasıyla, ” Kurumun prim ve diğer alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tâbidir. Kurumun prim ve diğer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır. ” düzenlemesi getirilmiştir.

Bu kapsamda uyuşmazlığın çözümü, kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kuralların incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Kanunlar, metinlerinde belirtilen tarihte yürürlüğe girer ve buna bağlı olarak hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkileyip etkilemeyecekleri, yani, geçmişe etkili olup olmadıkları ile ilgili mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, “toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh: 73).”

Hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. “Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür. (Yargıtay HGK; 09.03.1988 tarih ve 1987/2-860 E. 1988/232 K; 13.10.2004 tarih ve 2004/10-528 E. 2004/533 K; 06.04.2005 tarih ve 2005/10-183 E. 2005/241 K; 14.03.2007 tarih ve 2007/3-121 E. 2007/128 K. sayılı kararları)” Kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnaları arasında; kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydıyla kanunun yargılama hukukunu düzenlemesi, kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin olması ve beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar bulunmaktadır. Tamamlanmış hukuki durumları yeni kanun veya düzenleyici kuralın etkilememesi ve onlar üzerinde hukuki sonuç doğurmaması ise, kazanılmış hakları saklı tutma amacı gütmektedir.

Anılan istisnalardan olmayan 5510 sayılı Kanunun 93. maddesinin 2. fıkrasının geriye yürüyeceğine ilişkin bir düzenlemede yoktur. Ancak, davalı Kurumun, davacıdan tahsil için icra takibi yürüttüğü 1994 yılı 9. ay ile 2002 yılı 2. aylar arası prim ve işsizlik sigorta primi alacağının doğduğu mahkeme kararının Yargıtay onamasıyla kesinleştiği 02.04.2009 tarihinde yürürlükte olduğundan anılan düzenlemenin uygulanması gerekip, buna göre, başladığı 02.04.2009 tarihinden ödeme emrinin davacıya tebliğ edildiği 15.03.2010 tarihi itibariyle davaya konu Kurum alacaklarına ilişkin olarak 10 yıllık zamanaşımının geçmediğinin belirgin olmasına ve hüküm gerekçesinde davaya konu Kurum alacağının ihtirazi kayıtla ödendiği belirtilmiş olmasına karşın, buna ilişkin ödeme makbuzu dosyada bulunmadığından, davacı borcunu ödemiş ise, bunun hükmün infazında gözetilmesinin mümkün olmasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıdan alınmasına, 11.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

————————————————–

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2010/10-297 E.N , 2010/341 K.N.

İlgili Kavramlar

GECİKME ZAMMI

İŞSİZLİK SİGORTASI PRİMİ

ÖDEME EMRİNİN İPTALİ

PRİMLERİN ÖDENMESİ

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “ödeme emrinin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 2. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.11.2007 gün ve 2005/564 E., 2007/840 K. sayılı kararın incelenmesinin taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 29.06.2009 gün ve 2008/7321 E., 2009/11786 K. sayılı ilamı ile;

“…1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacıların tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davalı Kurumun temyiz itirazlarına gelince,

Yapılan incelemede, dava konusu ödeme emrinin başlık kısmında borçlu olarak, Ş…-Yer Otel Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve davacıların her üçünün de adının bulunduğu ancak ödeme emrinin davacılardan sadece H… T… G…’a tebliğ edildiği görülmektedir. Bu konuda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Bu durumda, H… T… G…dışındaki davacılar yönünden tahakkuk ettirilen bir borcun bulunduğundan bahsedilmesi mümkün değildir. Hal böyle olunca, davacı H… Ş… ile M… Y…’ınaçmış olduğu davanın, hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesis olunması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

2-Davacı H… T… G…yönünden;

Davacı H… T… G…’un borçlu Ltd.Şti.’nin, 23.05.2003 tarihinden itibaren müdürü olduğu anlaşılmakta olup, 506 sayılı Kanunun 80/11. maddesi uyarınca ertesi ayın sonuna kadar primlerin ödenmesi gerektiğinden, davacının 01.04.2003 ile takibe konu primin sona erdiği tarih olan 2004 yılı 7. ayı sonuna kadar olan 4.256,15 YTL’lik işsizlik sigortası primi ile 1.880,62 YTL’lik gecikme zammından sorumlu olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken, mahkemece hesap hatası bulunan bilirkişi raporuna itiraz edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacılardan H… T… G… yönünden davanın kısmen kabulüne, diğer davacılar yönünden ödeme emrinden isimlerinin çıkarılmasına dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda belirtilen gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece, bozma ilamının H… T… G…’a ait kısmına; Özel Dairece yapılan hesaplamanın hatalı olduğu gerekçesiyle kısmen direnilmesine, diğer davacılar yönünden ise bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkemenin kısmen direnmeye ilişkin kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

I-Davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin direnmeye ilişkin bölümü yönünden;

Özel Dairece temyiz itirazlarının reddine karar verilerek haklarında hüküm kesinleşmiş olan davacıların direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmadığından direnmeye yönelik temyiz istemlerinin reddi gerekir.

II-Davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinin direnmeye ilişkin bölümü yönünden;

Uyuşmazlık, davacılardan H… T… G…’un sorumlu olduğu prim ve gecikme zammı borcu miktarının tespiti noktasında toplanmaktadır.

Dava konusu ödeme emrinin dava dışı şirketin prim ve gecikme zammı borcuna ilişkin olarak düzenlendiği, yerel mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda da davacı H… T… G…’un sorumlu olduğu 2003 yılı Nisan ayı ila 2004 yılı Temmuz ayları arası dönem prim borcu aslı ve gecikme zammının doğru olarak hesaplandığı dosya kapsamı ile belirgindir.

Bozma ilamında yer alan, “4.256,15 YTL’lik işsizlik sigortası primi ile 1.880,62 YTL’lik gecikme zammından” şeklindeki ibare ödeme emrinde yer alan miktarlarla uyumlu olmadığı gibi ödeme emri prim borcuna ilişkin olarak düzenlenmesine rağmen “işsizlik sigortası prim borcu aslı ve gecikme zammının” bozmaya konu edilmiş olması da dosya içeriğine uygun düşmemektedir.

Durum bu olunca, usul ve yasaya uygun bulunan kısmi direnme kararının onanması gerekir.

III-Taraf vekillerinin kararın uyulan kısmına ilişkin temyiz itirazlarına gelince;

Bozma ilamında “.. Davacı H… Ş… ile M… Y…’ınaçmış olduğu davanın, hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi” gereğine işaret eden bozma nedenine mahkemece uyularak bozma doğrultusunda hüküm oluşturulmakla bu yeni hükmün temyiz inceleme mercii Hukuk Genel Kurulu olmayıp Özel Dairedir.

Açıklanan nedenle bu yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

SONUÇ: 1- (I).bentte yer alan nedenlerle, tüm davacılar vekilinin direnmeyi temyize ilişkin taleplerinin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,

2-Davalı Kurum vekilinin direnmeye ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda (II).bentte açıklanan nedenlerle ONANMASINA, davalı Kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

3-(III).bentte yer alan nedenlerle, taraf vekillerinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 10. HUKUK DAİRESİNE Gönderilmesine,

23.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

————————————————–