Anasayfa / Yargı Kararları / Sigortalılık Hallerinin Birleşmesi – Çakışması – Çifte Sigortalılıkla İlgili Yargıtay Kararları
  • A A A
  • Sigortalılık Hallerinin Birleşmesi – Çakışması – Çifte Sigortalılıkla İlgili Yargıtay Kararları

    Sponsorlu Bağlantılar

    YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi 2009/6969 E.N , 2010/5256 K.N.

    İlgili Kavramlar

    ÇAKIŞAN SİGORTALILIK SÜRESİNİN İPTALİ

    Özet

    SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİMİZDE ÇİFTE SİGORTALILIK MÜMKÜN OLMAYIP, ÇAKIŞAN SİGORTALILIK OLARAK ADLANDIRILAN DURUMLARDA, ZORUNLU SİGORTALILIKLARIN ÇAKIŞMASI HALİNDE SORUN ÖNCEDEN BAŞLAYIP DEVAM EDEN ZORUNLU SİGORTALILIĞA GEÇERLİK TANINARAK ÇÖZÜMLENMELİDİR.

    İçtihat Metni

    Davacı, 26.12.1996-21.02.2005 tarihleri arası SSK sigortalılık süreleri ile çakışan Bağ-Kur sigortalılık sürelerinin iptali ile çakışmayan sürelerin geçerliliğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı SGK’nun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2-Dava, davacının 26.12.1996-21.02.2005 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa’ya tabi çalışmaları ile çakışan 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı çalışmalarının iptali ile 506 sayılı Yasa’ya tabi çalışmalarının geçerli olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece, davacının 26.12.1996 – 25.02.2005 tarihleri arasında (02.06.1997 – 03.10.1997 arası 121 gün, 15.06.1998 – 01.11.1998 arası 120 gün, 01.07.1999 – 01.11.1999 arası 121 gün, 15.08.2000 – 14.09.2000 arası 30 gün, 01.07.2001 – 01.10.2001 arası 90 gün, 01.08.2002 – 01.11.2002 arası 91 gün, 03.06.2003 – 01.11.2003 arası 120 gün, 01.06.2004 – 30.09.2004 arası 120 gün) toplam 813 gün 506 sayılı Yasaya tabi hizmetleri ile çakışan Bağ-Kur sigortalılık sürelerinin iptaline, çakışma dışı kalan Bağ-Kur sigortalılık sürelerinin geçerli olduğunun tespitine karar verilmiştir.

    Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 06.01.1985 tarihli işe giriş bildirgesi ile vergi kaydından dolayı 19.06.1985 tarihinde 1479 sayılı Yasa’ya tabi Esnaf Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edildiği, ilk prim ödemesini 25.11.1988 tarihinde yaptığı, 5458 sayılı Yapılandırma Yasasından yararlanarak borcunu bitirdiği ve 25.04.2006 tarihinde toplu olarak 15.500,00 TL ödemede bulunduğu, davacının 29.08.1978-29.05.1981, 06.01.1986-30.12.1988 ve 26.12.1996-21.02.2005 tarihleri arasında vergi kaydının, 01.01.1979-27.12.1984,19.06.1985-01.08.1991 ve 26.12.1996-28.02.2005 tarihleri arasında Esnaf ve Sanatkarlar Odası kaydının, 27.12.1996-25.02.2005 tarihleri arasında da Esnaf Sicil kaydının bulunduğu, davalı Kurumca 19.06.1985- 01.08.1992 ve 26.12.1996-21.02.2005 tarihleri arasında sigortalı olarak kabul edildiği, ilk kez 506 sayılı Yasaya tabi çalışmasının 03.04.1981 tarihinde başladığı ve 11.10.1982, 11.02.1985, 05.07.1993, 02.08.1994, 15.06.1995, 01.06.1996, 01.01.1996, 02.06.1997, 15.06.1998, 01.07.1999, 15.08.2000, 01.07.2001, 01.08.2002, 03.06.2003, 01.09.2003 tarihlerinde tekrar işe giriş bildirgelerinin verildiği, sigortalı hizmet cetvelinde 11.02.1985-23.02.1985 arası 82 gün, 1993 yılında 130 gün, 1994 yılında 90 gün, 1995 yılında 124 gün, 1996 yılında 203 gün, 1997 yılında 121 gün, 1998 yılında 120 gün, 1999 yılında 121 gün, 2000 yılında 30 gün, 2001 yılında 90 gün, 2002 yılında 91 gün 2003 yılında 120 gün, 2004 yılında 120 gün, 01.06.2005-30.09.2005 arası 120 gün, 2006 yılında 194 gün zorunlu çalışmalarının bulunduğu görülmektedir.

    Sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün olmayıp çakışan sigortalılık olarak adlandırılan böyle durumlarda zorunlu sigortalılıkların çakışması halinde sorun önceden başlayıp devam eden zorunlu sigortalılığa geçerlilik tanınarak çözümlenmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2001/21-627 Esas, 2001/659 Karar ve 03.10.2001 günlü kararı ile, 2005/21-389 Esas, 2005/430 Karar ve 29.06.2005 günlü kararlarında önceden başlayan sigortalılığın asıl sigortalılık olduğu özellikle belirtilmiştir.

    Somut olayda davacının 01.11.1996 tarihinde 506 sayılı Yasaya tabi çalışması sona ermiş ve 26.12.1996 tarihinden 21.02.2005 tarihine kadar minibüs işletmeciliğinden dolayı vergi kaydı bulunmaktadır. Davacının 26.12.1996 tarihinden itibaren vergi kaydı ile başlayan 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığı arasında, 506 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı çalışmaları mevcut ise de; önceden başlayan sigortalılığı esnaf Bağ-Kur sigortalılığı olup çifte sigortalılık mümkün olmadığından, davacının 26.12.1996-21.02.2005 tarihleri arasında kalan 506 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığının iptal edilmesi gerekmektedir.

    Yapılacak iş, davacının 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılığı ile çakışan 506 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığını iptal etmek ve çıkacak sonuca göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar vermekten ibarettir.

    Mahkemece bu hususlar göz önünde bulundurulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalı kurumun temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 04.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2001/10-268 E.N , 2001/251 K.N.

    İlgili Kavramlar

    İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIK

    KURUM KARARININ İPTALİ

    SİGORTA PRİMLERİ

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki “Kurum kararının iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Amasya Asliye 1.Hukuk (İş) Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 3.12.1999 gün ve 1999/237-361 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesi’nin 6.4.2000 gün ve 2000/2051 E. 2000/2173 K. sayılı ilamiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN : Davalılar vekilleri

    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Dava, kurum kararının iptali isteğine ilişkindir.

    Davacı vekili;müvekkilinin 1.5.1981 tarihinde bakkallık mesleği nedeniyle Bağ-Kur’lu olduğunu, ancak daha sonra bu mesleği terk etmesine karşın kaydının silinmediğini, 11.8.1992 tarihine kadar Bağ-Kur’lu gözüktüğünü, cezalı duruma düşmemek için primleri ödediğini, bu arada 1.6.1992- 31.7.1992 tarihleri arasında zorunlu SSK sigortasına bağlı olarak çalıştığını, isteğe bağlı sigortalılık başvurusunun da kabul edilerek 1.9.1992 tarihinde isteğe bağlı sigortalılığının başlatıldığını,emekli olmak için başvurduğunda SSK.nun 1.6.1992- 31.7.1992 tarihleri arasındaki Bağ-Kurluluğu nedeniyle sigortasının tümünü iptal ettiğini, kurum işleminin iptalini istemiştir.

    Davalı kurum davanın reddini savunmuştur.

    Yerel mahkeme;davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.

    Özel Daire; davalı kurum vekilinin temyizi üzerine “davacının vergi mükellefi olduğu dönemlerde vergi dairesine verdiği muhtasar beyannamelerdeki kazancı ile sigortalı bulunduğu sürede elde ettiği kazancının karşılanarak ekonomik yönden baskın ve etkin çalışmanın nerede geçtiğinin belirlenmesi gerektiği, eksik inceleme yapıldığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.

    Bozmadan sonra yapılan yargılama sırasında 7.7.2000 günlü ilk celsede davacı vekili bozma ilamına karşı eksikleri yerine getirdiklerini, bozmaya uyulmamasını beyan etmiş, Amasya Vergi Dairesince düzenlenen 14.12.1992 tarihli düzeltme fişini ve SSK.na verilen ve 1.920.000 TL. kazanç elde ettiğine ilişkin 1992 yılı ikinci dönem 4 aylık sigorta primleri bordrosunu ibraz etmiştir. Mahkemece aynı celse bu belgelerde esas alınarak önceki kararda direnildiği yönünde hüküm kurulmuş ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Yine gerekçeli kararda da bu belgelere delil olarak dayanılmış,bozmadan esinlenilerek ve yeni delillere dayanılarak hüküm oluşturulmuştur.

    Bu durumda ortada varlığından söz edilebilecek bir direnme kararı mevcut olmayıp, bozmadan önce verilen kararda dayanılmayan ve bozmadan sonra ibraz edilen delillerin ve bozmada yer alan hususların gerekçe yapıldığı yeni bir hükmün bulunduğunun kabulü gerekir.

    Bu nedenle dosya, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmelidir.

    SONUÇ : Yukarıda açıklandığı üzere, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 10.HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine, 14.3.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Hukuk Genel Kurulu 2006/21-647 E.N , 2006/676 K.N.

    İlgili Kavramlar

    ÇAKIŞAN SİGORTALILIK

    TESPİT DAVASI

    İçtihat Metni

    Taraflar arasındaki ” tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adıyaman Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 21.06.2005 gün ve 2004/80 E- 2005/932 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesi’nin 06.01.2006 gün ve 2005/8398-2006/703 sayılı ilamıyla;

    (…Davacı; 506 sayılı Yasaya bağlı sigortalılığının 30.12.1992 yılında başlayıp, 07.07.1999 tarihine kadar Karayolları Genel Müdürlüğünde kadrolu işçi olarak kesintisiz devam ettiğini, bu çalışmaların sürekli olduğunu, Bağ-Kur’a ise üzerinde kayıtlı araç olması nedeniyle habersiz olarak 15.01.1987 tarihi itibarıyla tescil edildiğini ve hiç prim ödemediğini, yasanın çifte sigortalılığa izin vermediği ileri sürerek, Bağ-Kur sigortalılığının SSK’na tabi çalıştığı dönem için iptalini istemiştir.

    Gerçekten, davanın hukuksal dayanaklarından birisini oluşturan 506 sayılı yasanın 3/I – (f) -(k) bendlerinde; kanunla kurulu Sosyal Güvenlik kurumlarına bağlı bulunanlar veya herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışan kimsenin Sosyal Sigortalar Kanuna tâbi sigortalı sayılamayacakları hükme bağlanmıştır. Bunun karşıtı olan 1479 sayılı yasanın 24/II-c bendine göre; bir Sosyal Güvenlik Kuruluşuna tabi olanların Bağ-Kur anlamında sigortalı olamayacakları benimsenmiştir. Bunun sonucu denilebilir ki, Sosyal Güvenlik Sistemimiz, çifte sigortalılığı kabul etmemektedir. Ne var ki, bir kimsenin aynı anda birden fazla Sosyal Güvenlik Kuruluşuna tabi işlerde çalışması durumunda uyuşmazlık, önceden başlayıp devam edegelen sigortalılık durumuna göre çözümlenir.H.G.K.’nun 03.10.2001 gün ve Esas 2001/21-627, Karar:2001/659 sayılı Kararı da bu yöndedir. Aynı anda çalışmaların başlaması ve kapsam durumunun oluşması halinde ise ekonomik yönden baskın çalışmalar dikkate alınır.

    Dava konusu olayda, davacının Bağ-Kur nezdindeki sigortalılığının 1987 yılında başladığı ve kesintisiz devam ettiği anlaşılmaktadır.

    Bu durumda önceden başlayıp devam edegelen Bağ-Kur nezdindeki sigortalılığına ağırlık tanıyarak sonuca gidilmesi ve davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

    Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Dava, 30.12.1992 tarihinden itibaren Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalısı olarak çalıştığının ve 07.07.1999 tarihine kadar Bağ-Kur’a prim borcu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

    Yerel mahkemece; belirtilen tarihler arasında baskın sigortalılığın Sosyal Sigortalar Kurumunda geçmiş olduğu belirtilerek istemin kabulüne dair verilen karar, Yüksek Özel Dairesince, yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuş, yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    Davacının, 1.10.1981-31.12.1981 tarihleri arasında ve 30.12.1992 tarihinden başlayıp devam etmekte olan -zorunlu- SSK, 1997 yılında resen yapılan, 15.01.1987 tarihli meslek oda kaydı nedeniyle anılan tarihten başlatılan Bağ-Kur sigortalılığının bulunduğu görülmektedir.

    Davacının, SSK zorunlu sigortalısı olduğu devrede, Bağ-Kur sigortalılığının da bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir.

    Sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığa yer verilmemiş olması nedeniyle “çakışan sigortalılık” olarak da adlandırılan, bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olması hali, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 3/I-(F) ve (K), 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununun 24/2-c madde hükümleri dikkate alınarak, sadece birine değer verilerek çözüme kavuşturulmaktadır.

    Ne var ki, 1479 Sayılı Bağ-Kur Kanununun 22.02.2006 gün ve 5458 sayılı Kanunu 13.maddesi ile değişik Ek 19.maddesindeki, “Bu Kanun ve 2926 sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere ilişkin prim borçlarının Kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödemesi bulunmayan sigortalının ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulur. Prim borcunun ait olduğu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez.

    Ancak, sigortalı veya hak sahipleri daha sonra sigortalının en son bulunduğu basamağın başvuru tarihindeki değeri üzerinden hesaplanacak borç tutarlarını tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir…” yönündeki hükmü ve davacının Bağ-Kur prim ödemelerine ilişkin beyanı dikkate alındığında, davacının Bağ-Kur sigortalılığının tescil tarihi ile durdurulmuş sayılmasının gerekmesi karşısında, kayda geçmiş zorunlu Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalılığına geçerlik tanınmasında yasal zorunluluk bulunmaktadır.

    Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular gözetildiğinde, yerel mahkemenin Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalılığına değer veren kararında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

    SONUÇ : Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, 18.10.2006 gününde oybirliği ile değişik gerekçeyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    HUKUK GENEL KURULU

    E. 1994/l0-583 K. 1994/854 T. 14.12.1994

    ÖZET

    Davacı sigortalının, uyuşmazlık konusu dönemden önce başlayıp devam edegelen Bağ-Kur’luluk statüsünün mevcut bulunduğu ve bu kişinin kamyon taşımacılığı ve nakliyat işletmeciliğinden dolayı, gerek uyuşmazlık konusu dönem öncesi ve gerekse dönem içersinde kendi adına kazanç sağladığı ve bu kazançların, Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamında sayılabilecek çalışma ve kazançlarının çok üzerinde bulunduğu, kişinin ekonomik yaşamında, serbest kazançlarının kıyaslanmayacak derecede baskın olduğu, gelir vergisi yükümlülüğünü devam ettirdiği, dosyadaki resmi bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Yani, l479 sayılı Bağ-Kur Yasasının 24,25 ve 26. maddelerinde öngörülen biçimde davacının Bağ-Kur’luluk ilkesi mevcutttur. Hal böyle iken ve 506 sayılı Yasanın 3. maddesinin (F) ve (K) bentleri dikkate alınmadan davacı, Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamına alınamaz.

    Taraflar arasındaki “tesbit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Kütahya İş Mahkemesi)nce davanın kabulüne dair verilen 28.7.l993 gün ve 36-l90 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesi’nin 2.3.l994 gün ve 9273-380l sayılı ilamı ile; (… Davacı, Bağ-Kur sigortalılığının, Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalılığının l.9.l986 tarihinde sona erdiğinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Davacı, l.2.l985-l.9.l986 döneminde Bağ-Kur’ludur. Bunu kendisi de kabul etmektedir. Sadece l.9.l986-29.l2.l989 arasında Bağ-Kur’lu olmadığı ve prim borcu bulunmadığını ileri sürmektedir. Bu dönemde davalı, dernek kaydı, vergi kaydı ve muhtasar vergi beyannameleri, kazanç bildirimi ve vergi ödemesi mevcuttur. Ayrıca, bu dönemde, l4.9.l987′ye kadar tek başına ve daha sonra da ortağıyla birlikte l4.9.l987-29.l2.l989 arasında, kamyon çalıştırdığı belgelenmektedir. O halde bu sÜrede Bağ-Kur Kanunu m. 24/c gereğince Bağ-Kur’lu sayılması zorunludur. 506 sayılı Kanunun m. 3/K uyarınca Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalısı sayılmaz. Kütahya Garp Linyitleri Tunçbilek İşletmesi’ndeki çalışmaları, sigortalı çalışma kabul edilemez.

    O halde, l.9.l986-29.l2.l989 dönemi için, Bağ-Kur’lu sayılmalı ve bu döneme ilişkin primleri de ödemelidir. İşbu fiili ve hukuki gerçekler gözönünde tutularak davanın reddi gerekirken, kabulü isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    Temyiz eden: Davalı Bağ-Kur Genel Müdürlüğü vekili.

    Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, davacı sigortalının, l.9.l986-29.l2.l989 tarihleri arasında hangi sosyal güvenlik kurumu kapsamında olduğunun saptanması noktasında toplanmaktadır. Mahkeme, davacı sigortalının anılan dönem içerisinde Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamında bulunduğunu kabul etmiş, Özel Daire ise, Bağ-Kur’lu olması gerektiğini belirtmiştir.

    Gerçekten, uygulamada açıkça görüldüğü üzere, bir kimsenin aynı zamanda, birden çok sosyal güvenlik kurumu kapsamına girecek biçimde çalışmalarını sürdürmesi mümkündür. “Çatışan sigortalılık” olarak tanımlayabileceğimiz bu durumda da sigortalının hangi sosyal güvenlik kurumu kapsamında olacağı sorunu ile karşılaşılması kaçınılmazdır. Belirtmek gerekirse, Sosyal Güvenlik Sistemimizde önceleri “sosyal güvenliğin” birden çok sosyal güvenlik kurumunca yerine getirilmesi, yani “çokluk ilkesi” kabul edilmişken daha sonra sigortalının aynı anda bunlardan yalnız birisine tabi olacağı, yani “teklik ilkesi” benimsenmiştir.

    Çatışan sigortalılık sorunu ise, kimi durumlarda yasalarca açıkça çözüme bağlanmış, kimi durumlarda ise, uygulamada kabul edilen esaslara göre çözümlenmiştir. Görülmekte olan davaya ilişkin olarak; gerek 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, gerekse l479 sayılı Bağ-Kur Kanunu birbirlerine paralel düzenlemelerle bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik Kurumuna tabi olmasını yasaklamışlar ve sigortalının önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığına geçerlik tanımışlardır. 506 sayılı Yasa sistemine göre, bir kişinin Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamına girebilmesi için, hizmet akdine tabi bir işte çalışması yanında, başkaca bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması zorunluluğu vardır. Anılan Yasanın 2. maddesi ve 3. maddesi, I (F) ve (K) bendleri bu durumu açıkça ortaya koymuştur, keza l479 sayılı Yasanın 24. madde I ve II. fıkralarında da bir kimsenin Bağ-Kur kapsamına girebilmesi için; kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında, başkaca sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmama koşulu öngörülmüştür. Bu durumda bir kimsenin belirtilen sosyal güvenlik kurumlarından birinin kapsamında çalışmalarını sürdürmekte iken, diğer bir sosyal güvenlik kurumu kapsamına girecek biçimde çalışmaya başlaması önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığını hemen sona erdirmez ve kişiyi yeni çalışmalarına göre yeni güvenlik kurumu kapsamına sokamaz. Kişinin önceki sigortalılığı ile ekonomik yaşamı da gözetilerek sonuca ulaşılır. Başka bir anlatımla, kişinin ekonomik yaşamında baskın ve etken olan çalışma düzeni de dikkate alınarak hangi sosyal güvenlik kurumu kapsamında olacağının belirlenmesi yönünden, kişi irade veya tercihinin de rolü bulunmamaktadır. Sosyal güvenlik sistemimiz, “sosyal güvenliği” kişiye bağlı, vazgeçilmez ve devredilmez bir anayasal sosyal hak olarak kabul etmiş ve yasanın gösterdiği koşulların oluşmasıyla sigortalılık ilişki ve statüsünün kendiliğinden meydana gelmesini öngörmüştür. Nitekim Anayasamızın 60., 506 sayılı Yasanın 6. ve l479 sayılı Yasanın 26. maddelerinde bu ilke açıkça yer almıştır. Kısaca, sosyal sigortalılık ilişkisi, Kamu Hukuku alanında statü hukuku ilişkisi olarak ortaya çıkar.

    Somut olayda da davacı sigortalının, uyuşmazlık konusu dönemden önce başlayıp devam edegelen Bağ-Kur’luluk statüsünün mevcut bulunduğu ve bu kişinin kamyon taşımacılığı ve nakliyat işletmeciliğinden dolayı gerek uyuşmazlık konusu dönem öncesi ve gerekse dönem içerisinde kendi adına kazanç sağladığı ve bu kazançların, Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamında sayılabilecek çalışma ve kazançlarının çok üzerinde bulunduğu, kişinin ekonomik yaşamında, serbest kazançlarının kıyaslanmayacak derecede baskın olduğu, gelir vergisi yükümlülüğünü devam ettirdiği, dosyadaki resmi bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır, yani l479 sayılı Bağ-Kur Yasasının yukarıda sözü edilen 24, 25 ve 26. maddelerinde öngörülen biçimde davacının Bağ-Kur’luluk ilişkisi mevcuttur, hal böyle iken ve 506 sayılı Yasanın 3. maddesinin (F) ve (K) bendleri dikkate alınmadan davacı, Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamına alınamaz.

    Bu itibarla, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru değildir.

    O halde, usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.

    S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), l4.l2.l994 günü yapılan ikinci görüşmede salt çoğunlukla karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2006/17671 E., 2007/7177 K.

    SİGORTALILIĞIN TESPİTİ

    “ÖZET”

    İŞVEREN LİMİTED ŞİRKETİN İKİ ORTAĞINDAN BİRİSİNİN DAVACI, DİĞERİNİN EŞİ OLDUĞU, DAVACININ KENDİ İŞİNİ YAPAN KİŞİ KONUMUNDA OLMASI NEDENİYLE ÇALIŞMASININ HİZMET AKDİNE DEĞİL, VEKALET AKDİNE DAYALI OLDUĞU VE BU NEDENLE 506 SAYILI YASA ‘NIN 2. MADDESİ KAPSAMINDA SİGORTALI SAYILAMAYACAĞI GÖZETİLMELİDİR.

    “İçtihat Metni”

    Davacı, 14.04.1995-09.05.2005 tarihleri arasında SSK sigortalısı olduğunun tespitine, Bağ-Kur sigortalılığının iptaline ve SSK’dan emekli olması gerektiğine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalılardan Bağ-Kur avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Davacı, 01.01.1996 tarihinden itibaren 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı olmadığının tespiti ile aksine kurum işleminin iptalini ve 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalılığının geçerli olduğunun tespitini talep etmiştir. Mahkemece; davacının ortağı bulunduğu Limited Şirkete bağlı olarak, 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalı çalışmasına yasal bir engelin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Davacı, 14.04.1995-09.05.2005 tarihleri arasında limited şirket ortağıdır. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre, kural olarak limited şirket ortakları kendi işini kendisi yapan kimse konumunda olduklarından, şirketteki çalışmaları hizmet akdine değil, vekalet akdine dayanmaktadır. Bunun istisnasını limited şirket ortağının başka işyerlerinde hizmet akdine göre çalışması oluşturur.

    Dosya içinde mevcut delillerden işveren limited şirketin iki ortağından birisinin davacı, diğerinin eşi olduğu, davacının kendi işini yapan kişi konumunda olması nedeniyle çalışmasının hizmet akdine değil, vekalet akdine dayalı olduğu ve bu nedenle 506 sayılı Yasa’nın 2. maddesi kapsamında sigortalı sayılamayacağı hususu gözetilmeden davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalı Bağ-Kur’un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 10.05.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2007/16201 E., 2007/20291 K.

    AYLIĞI BAĞLAYACAK KURUM

    ZORUNLU SİGORTALILIK

    “İçtihat Metni”

    Davacı,Bağ-Kur Kanunu kapsamında alınması işleminin iptaline, Sosyal Sigortalar Kurumundan başvuru tarihi itibariyle emekli olmayı hakettiğinin ve emekli aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, ödenmesi gereken emekli aylıklarının hakediş tarihlerinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, bozmaya uyarak ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalılar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Mahkemece uyulan Dairemizin 21.11.2005 tarihli bozma ilamında, “…davacının kendi nam ve hesabına çalışmasının karinesi 31.07.1997 tarihinde başlayıp devam eden Malatya Ticaret ve Sanayi Odası kaydı ile, nakliyecilik işinden 22.10.1997 tarihinde başlayıp, 14.05.1998 tarihinde sona eren ve Limited Şirket ortaklığından 31.07.1997 tarihinden beri devam eden vergi kaydı var ise de; davacının ortağı olduğu limited şirketin hiç faaliyeti olmadığından vergi kaydının 31.12.1999 tarihinde silinmesi de gözetilerek, davacının kendi nam ve hesabına çalışması olmadığı iddiası, giderek oda ve vergi kayıtlarının ortaya koyduğu karinenin aksinin ispatının mümkün olması karşısında; öncelikle, bu hususla ilgili meslek kuruluşları ve vergi dairelerinden davacı ve limited şirkete ait tüm kayıt ve belgeler celbedilerek, tarafların gösterecekleri tüm deliller de toplandıktan sonra, davacının 31.07.1997 tarihinden başlayarak kendi nam ve hesabına çalışmasının bulunup bulunmadığı yöntemince araştırılıp, irdelenmelidir.Sonuçta, davacının kendi nam ve hesabına çalışmasının olmadığı tespit edilirse, Bağ-Kur sigortalısı olamayacağı kabul edilerek, Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi yaşlılık aylığı tahsisi koşulları irdelenip sonucuna göre, davacının kendi nam ve hesabına çalışmasının olduğu tespit edilirse, önceki hüküm gibi karar verilmesi,” gerekleri, bozma nedeni yapılmış olmasına karşın, Mahkemece, nakliyecilik işi nedeniyle 22.10.1997 tarihinde başlayıp 14.05.1998 tarihinde sona eren davacının vergi mükellefiyetine ilişkin vergi dairesinden tüm belgeler istenmeden, limited şirket ortaklığı nedeniyle ticaret odası ve vergi mükellefiyetinin halen devam edip etmediği araştırılmadan; devam ediyorsa, nedeni davacıya açıklattırılmadan eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu hukuki dayanağı olmayan bilirkişi raporu dayanak alınarak yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    Bu kez, eldeki dava açısından uygulama yeri bulunduğundan öncelikle, 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununun 22.02.2006 gün ve 5458 sayılı Yasanın 13 üncü maddesi ile değişik Ek 19 uncu maddesinde yer alan “Bu Kanun ve 2926 sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere ilişkin prim borçlarının Kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödemesi bulunmayan sigortalının ise, tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulur. Prim borcunun ait olduğu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez…” yine, aynı yasa ile eklenen 1479 sayılı Kanunun geçici 26 ncı maddesindeki, “Bu Kanun ve 2926 sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, 31/3/2005 tarihi itibariyle beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalılar veya hak sahiplerinden bu sürelere ilişkin prim borçlarını yeniden yapılandırma talebinde bulunmayanlar veya yeniden yapılandırma talebinde bulundukları halde yapılandırma haklarını kaybedenler hakkında ek 19 uncu madde hükmü uygulanır.” düzenlemeleri gözetilerek, dosya içerisinde çelişik bilgiler bulunması karşısında, öncelikle, davalı Bağ-Kur’a yazı yazılarak davacının hangi tarihlerde 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak kabul edildiği ve prim ödemeleri açıklığa kavuşturularak, uyuşmazlık konusu dönem belirlendikten sonra davacı hakkında bir değerlendirme yapılarak; davacının Bağ-Kur’a olan prim borcu yukarıda açıklanan yasal çerçeve içerisinde ise, prim ödemesi ve sigortalılığı devam ettirme iradesi bulunmayan dönemde davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalılığının durdurulacağı, giderek” 1479 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalılıktan bahsedilemeyeceği gözetilmeli, aksi halde, Mahkemece, uyulan Dairemizin bozma ilamı gereği olarak yukarıda belirtilen eksiklikler tamamlanarak yapılacak değerlendirme sonucu bir karar verilmelidir.

    Kabule göre, 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanmasında; birleştirilen her tür hizmet ayrı ayrı değerlendirilerek hangi Kurumdan ve hangi yasadaki koşullara göre aylık bağlanabileceği, başka bir anlatımla hangi Kurum ve yasa yönünden yaşlılık aylığı koşullarının oluştuğu değerlendirilerek, tahsis koşullarının oluşup oluşmadığı irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, 2925 sayılı Kanun kapsamında gerçekleşen hizmetlerin 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetlerle aynı statüde kabul edilerek yazılı şekilde kabul kararı verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davalılar Bağ-Kur ve Sosyal Sigortalar Kurumu Avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03/12/2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2007/523 E., 2007/18142 K.

    ÇİFTE SİGORTALILIK

    SİGORTALILIĞIN TESPİTİ

    “ÖZET”

    AYNI TARİHLERDE FARKLI SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARI KAPSAMINDA BULUNULAMAZ- BU TÜR ÇAKIŞAN SİGORTALILIĞA İLİŞKİN UYUŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN GERÇEK VE FİİLİ ÇALIŞMANIN HANGİ KURUM VE KANUN KAPSAMINDA GERÇEKLEŞTİĞİNİN BELİRLENMESİ ZORUNLUDUR.

    “İçtihat Metni”

    Davacı, 01.04.1992-01.01.1999 tarihleri arasındaki Bağ-Kur sigortalılığının iptaline ve Sosyal Sigortalar Kurumu’na tabi sigortalı olduğunun tespitine, 31.03.2004 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Dava, 01.04.1992-01.01.1999 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun kapsamındaki zorunlu sigortalılık süreleri ile çakışan 1479 sayılı Kanun’a tabi zorunlu sigortalılığın iptali, 506 sayılı Kanun hükümlerine göre yaşlılık aylığına hak kazanıldığının tespiti, aylıkların hak ediliş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili istemlerine ilişkindir. 05.08.1974 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalılığı başlatılan, hizmet akdine dayalı çalışmaları nedeniyle adına 05.08.1974-15.06.1985 döneminde çeşitli işyerlerinden kısmi, 01.04.1992-31.12.1993, 31.12.1993-24.03.2004 dönemlerinde 83508 ve 488362 sicil numaralı işyerlerinden tam gün üzerinden prim ödemeleri bulunan davacının, 10.03.1986 günü verilen giriş bildirgesi üzerine limited şirket ortaklığına dayalı olarak 25.09.1985 tarihi itibarıyla 1479 sayılı Kanun kapsamında davalı Bağ-Kur’a kayıt ve tescilinin yapıldığı, söz konusu şirketin 01.01.1999 günü tasfiyeye girmesi nedeniyle sigortalılığının anılan tarih itibarıyla sonlandırıldığı, 31.03.2004 tarihinde davalı Sosyal Sigortalar Kurumu’na başvurarak 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayıp hizmet süreleri birleştirilmeksizin yaşlılık sigortası hükümleri gereğince aylık tahsis isteminde bulunduğu, Bağ-Kur tarafından dava konusu dönemde zorunlu sigortalı kabul edilen davacının hizmeti, prim borcu bulunması nedeniyle Sosyal Sigortalar Kurumu’na bildirilmediğinden tahsis isteminin işlemden kaldırıldığı anlaşılmakta olup, mahkemece, yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiştir.

    506 sayılı Kanun’un 2. maddesinde, hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı sayılacağı; 3. maddesinde, kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların veya herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların sigortalı sayılmayacağı belirtilmiş; 1479 sayılı Kanun’un 24. maddesinde, kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu (diğer) sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan, herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan limited şirket ortaklarının sigortalı kabul edileceği, sözü edilen diğer sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödeyenlerin sigortalı sayılmayacağı açıklanmıştır. Sosyal Güvenlik Hukukumuzda, “sosyal sigortalarda çokluk”, bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, “yararlanmada ve yükümlülükte teklik” ilkesi egemendir. Buna göre, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamaz ve çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü, kanun hükümleriyle engellenmiştir. Belirtilmelidir ki, anılan düzenlemelerde yer alan “emekli sandıklarına aidat ödemekte olanlar” ibareleri, “başka sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olanlar” şeklinde anlaşılmalı, “sosyal güvenlik kuruluşları” ibarelerinin de aynı zamanda “sosyal güvenlik kanunları” terimlerini içerdiği kabul edilmelidir. Kural olarak limited şirket ortağı, kendi işini yapan kimse konumunda bulunduğundan çalışması hizmet akdi yerine vekalet akdine dayalıdır ve 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak değerlendirilemez ise de; bunun istisnasını, sigortalının, ortağı bulunduğu şirkete ait olmayan başka işyerinde/işyerlerinde hizmet akdine dayalı çalışması oluşturmaktadır. Bu tür çakışan (ikili) sigortalılığa ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için ise, gerçek ve fiili çalışmanın, başka bir anlatımla baskın sigortalılık olgusunun hangi Kurum ve kanun kapsamında gerçekleştiğinin belirlenmesi zorunludur.

    İnceleme konusu davaya bu çerçevede bakıldığında, davacının hizmetleri aynı anda iki farklı sosyal güvenlik kuruluşu ve kanunu kapsamında olup, yapılan inceleme ve araştırma ile toplanan kanıtların hüküm kurmaya elverişli olmadığı belirgindir. Bu nedenle; öncelikle, 83508 ve 488362 sicil numaralı işyerlerinin, davacının ortağı bulunduğu şirkete ait olup olmadığı açığa çıkartılmalı, ilk yargılamada dinlenen tanıkların hizmet cetvelleri getirtilip sözü edilen işyerlerinde tanıklığa yeterli çalışmalarının bulunmadığı anlaşıldığı takdirde, bu işyerlerinden Kuruma verilmiş, çekişme konusu dönemi içerir sigorta primleri bordrolarının tümü elde edilerek bordro tanıklarının bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle hizmet akdine dayalı gerçek ve eylemli çalışmanın bulunup bulunmadığı saptanmalı, şirkete ilişkin olarak ilgili vergi dairelerinden beyanname ve diğer belgeler getirtilmeli; özellikle, davacının, sermayenin kaybı nedeniyle şirketin 01.04.1992 tarihinde fiilen kapatıldığı yönündeki iddiası kapsamında konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile yön-temince inceleme yapılarak, toplanan tüm kanıtlar ışığı altında şirketin çekişme konusu dönemdeki faaliyeti, davacının şirketteki ortaklık payı ve konumu ile giderek yaşamında ekonomik ve fiili yönden hangi tür çalışmanın baskın olduğu belirlenmeli, bu belirlemeyle anılan çalışmanın gerçekleştiği Kuruma tabi sigortalılığa üstünlük tanınıp diğer sigortalılık iptal edilerek sigortalılık süreleri saptanmalıdır. Bu bağlamda belirtilmelidir ki, 1479 sayılı Kanun’un, 01.04.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5458 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değişik ek 19. maddesi ile anılan Kanun’a 5458 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen geçici 26. madde hükümleri de dikkate alınmalıdır. Sonrasında ise, tahsis istemi yönünden 506 sayılı Kanun hükümlerine göre yaşlılık aylığından yararlanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenerek elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.

    Açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözönünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu istemin aynen hüküm altına alınması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davalı Kurum vekillerinin bü yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 01.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2007/9104 E., 2008/5494 K.

    BAĞ-KUR SİGORTALILIĞI

    İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIK

    SİGORTALILIK SÜRESİ

    “İçtihat Metni”

    Davacı, 26.06.1979-19.09.2000 tarihleri arasındaki Bağ-Kur sigortalılığının geçerliliğine, Sosyal Sigortalar Kurumu nezdinde talep ettiği 01.07.2004 tarihli tahsis talebinin kabulüne ve aleyhe olan Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi M…… A…… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    1-)Dava dilekçesinde; davacının, 26.06.1979 – 19.09.2000 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olduğunun tespiti istenmesine karşın, 08.12.2006 tarihinde harcı yatırılan ıslah dilekçesinde; davalı Kurumun kabul ettiği 7 yıl 9 ay 28 gün sigortalılık süresi yanında, primleri tahsil edilmiş 2 yıl 9 ay 5 günlük sürenin daha 1479 sayılı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak kabul edilmesi gerektiğinin tespiti talep edilmiştir.Ancak, ilk önce ıslah dilekçesinde hangi tarihler arasında sigortalılığı amaçladığı davacıya açıklattırılarak, dava konusu dönem belirlenmelidir.

    2-)Davanın yasal dayanakları olan 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddelerinde “…kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler…”, “meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren” zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmışken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir.

    20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar” için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar” kayıtlı oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadır.

    22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikte ise, bu kez; “gerçek ve götürü usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlardan” gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.

    1479 sayılı Kanunun Tescilini yaptırmayanlar hakkında yapılacak işlemler başlıklı Ek geçici Madde 13 hükmünde, sigortalılık niteliğini taşıyanlar yönünden Kanunun tanıdığı hak ve mükellefiyetlerin 2654 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 20.04.1982 tarihinden başlatılacağı öngörülmüştür.Madde, sigortalılık niteliğinin edinilmesi yönünden değil, sadece sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin başlayacağı tarih yönünden norm içermekte olup, sigortalılık niteliği yönünden yapılacak değerlendirmeler ise, sigortalılığa esas alınacak kayıt ve/veya çalışma tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre yapılacaktır.

    20.04.1982 ve 22.03.1985 tarihlerinde 2654 ve 3165 sayılı Kanunlarla yapılan değişiklikler; önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılık niteliklerine son vermemekte, değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Bağ-Kur sigortalılık niteliğini kazananlar yönünden yeni düzenlemeler içermektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne yasaca ve hukukça olanak olmadığı açıktır.

    Davaya konu somut olayda; Çaykara Esnaf ve Sanatkarlar Odası kaydı esas alınarak 26.06.1979 tarihinde düzenlenen giriş bildirgesiyle, aynı tarih itibariyle 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kayıt ve tescil edilen davacı, 31.12.1992 tarihine kadar bu odada kayıtlıdır.Davacının kendi nam ve hesabına çalıştığının karinesi olarak ayrıca, 11.01.1980 – 09.10.1981, 01.12.1985 – 31.12.1991 tarihleri arasında vergi, 26.12.1986 – 07.12.2004 tarihleri arasında Esnaf ve Sicil Memurluğu, 12.11.1996 – 01.12.2004 tarihleri arasında Samsun Bakkallar ve Her Çeşit Bayiler Odası kayıtları olduğu anlaşılmaktadır.Davacının, “sigortalılık süresinin kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştığı vergi mükellefiyet sürelerine göre tespit edilmesi” istemli 13.01.2005 tarihli dilekçesine dayalı olarak davalı Kurum, vergi kaydı olan 11.01.1980 – 09.10.1981 ve 01.12.1985 – 31.12.1991 tarihleri arasında davacıyı sigortalı olarak kabul etmiştir.Davacının, 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kayıt ve tescil tarihinde yukarıda anılan 2229 sayılı Kanun ile getirilmiş şekli yürürlükte olup, sigortalılık niteliğinin varlığı sorunu da, anılan düzenleme doğrultusunda çözümlenmelidir.Ancak, belirtmek gerekirse anılan düzenlemenin açıkça değindiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden “kendi adına ve hesabına bağımsız (ve eylemli) çalışma” olgusunun varlığı zorunlu ve asli unsur olup, meslek kuruluşu ve vergi dairesine kayıtlı olmak; anılan çalışmayı doğrulayan bir şekil şartından ibaret olduğu cihetle aksinin kanıtlanması olanaklıdır. Diğer bir anlatımla, bu gibilerin mesleki faaliyetlerine son verdiklerini kanıtlamaları halinde, artık somut bir çalışmaya dayanmayan, soyut ve sadece evrak üzerindeki oda/vergi kaydına itibar edilerek kişiyi sigortalı saymak Kanunun amacına aykırı olacağı açıktır.Hâl böyle olunca, mahkemece, dava konusu dönemde davacının yukarıda yazılı oda ve sicil kayıtlarında belirtilen işin (mesleki faaliyetin) terk edilip edilmediği, başka bir deyişle davacının kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmasına son verip vermediği, böylece Kanunun 24 ve 25 inci maddelerinde düzenlenen sigortalı olma koşullarının devam edip etmediği üzerinde durularak, taraflardan bu yoldaki kanıtları sorulmalı ve 1479 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinde düzenlenen, “sosyal güvenliğin vazgeçilmez ve kaçınılamaz” kamusal yapısı gereği yöntemince ve re’sen araştırma yapılarak, Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanununun 74 üncü maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesi ile gerektiğinde 01.04.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5458 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle değişik 1479 sayılı Kanunun ek 19 uncu maddesi hükümleri dikkate alınarak karar verilmelidir.

    Öte yandan, dava konusu dönemde davacının kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması olmadığı belirlenir ise; 1479 sayılı Kanunun 79 uncu ve Bağ-Kur İsteğe Bağlı Sigortalılık Yönetmeliğinin 5 inci maddelerine göre, isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı olmak için Kuruma yazılı başvuru yada isteğe bağlı sigortalı olma iradesini ortaya koyacak şekilde Kuruma prim ödemesinin varlığı koşul olup, davalı Kurumun kabul ettiği sigortalılık süreleri için ödenmesi gereken prim borçları dışında davacının ödediği primlerin, ödenmeye başlandığı tarihlerden sonra karşıladıkları süre kadar davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigortalı olarak kabul edilmesi gereği göz ardı edilmemelidir.

    Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davacı Avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 05.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 2007/13900 E., 2008/14582 K.

    HİZMET TESPİTİ

    SİGORTALILARIN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ

    TARIM BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ TESPİTİ

    “İçtihat Metni”

    Davacı, 506 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılık süresiyle çakışan dönemler dışında, 01.03.1988-26.12.1992 tarihleri arasındaki sürede 2926 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E T tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununun 2. maddesi kapsamına giren; “Kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın 3 üncü maddenin (b) bendinde tanımlanan tarımsal faaliyetlerde bulunanlar…”, Kanunun 7. maddesi uyarınca sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren en geç üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak zorundadırlar. Bu Kanuna göre sigortalı sayılanlardan Kanun kapsamına girdikleri tarihten itibaren üç ay içerisinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmayanların tescil işlemi Kurumca resen yapılarak, Kanunun 5. maddesi hükmü ile tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren sigortalı sayılacaklar, öngörülen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülükleri ise kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlayacaktır.

    Kuruma kayıt ve tescil konusunda bir başvuru ya da resen tescil bulunmasa da Yasa kapsamına girenlerin prim borçlarının ürün bedellerinden kaynakta, “prim tevkifatı” suretiyle kesilmesi kayıt ve tescil iradesi anlamında olup, kesintiyi takip eden aybaşından itibaren sigortalılık hak ve yükümlülükleri doğacaktır.

    Tesbit davaları bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanmasına yönelik davalardır.

    Tarım Bağ-Kur sigortalılığının yasal dayanağını oluşturan 2926 sayılı Kanunda, bildirimsiz kalan sigortalılar için 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesinde öngörülen “hizmet tespiti” davasına koşut bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Anılan düzenlemede, kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin kayıt ve tescil edildikleri tarihi takiben başlayacağının hükme bağlanmış olması karşısında; kayıt ve tescil, ya da tescil yerine geçen iradi prim ödemesi veya prim tevkifatı öncesine isabet eden tarımsal faaliyet ve buna dayalı “Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti” söz konusu olamayacaktır…”(HGK , 03.10.2007 t., 2007/10-658 E., 2007/718 K.)

    01.12.1989 tarihi itibariyle 2926 sayılı Yasa kapsamında tescili sağlanmış olan davacının sigortalılık başlangıcının, muhtar tarafından geç bildirim yapıldığı gerekçesi ve tarımsal faaliyete ilişkin kuruluş kayıtlarından hareketle 01.03.1988 tarihi olarak tespitine olanak bulunmadığı yönü gözetilmeksizin, geçmişe yönelik tespit hükmü kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    Ne var ki bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, karar bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.

    SONUÇ:Hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinin birinci satırında yer alan “01.03.1988″ tarihinin silinmesine, yerine, “01.12.1989″ tarihinin yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 11.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi

    2006/11695 E., 2006/16933 K.

    İçtihat Metni

    Davacı, Bağ-Kur ve SSK.’na tabi hizmetleri ve prim borçlarının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davacı ve davalılardan SSK. Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    01.01.1983 tarihli işe giriş bildirgesiyle 506 sayılı Yasaya tabi zorunlu sigortalı konumunda çalışmaya başlayan davacının bu çalışmaları 01.5.1989 tarihine dek sürmüş, 13.01.1981-13.9.1982 tarihleri arasında geçen askerliğe ilişkin süreyi de borçlanmış, 1999 yılında 506 sayılı Yasaya tabi isteğe bağlı sigortalı konumunda prim ödeme isteği üzerine, Bağ-Kur sigortalısı olmadığına ilişkin bilgi istenmiş, bu konudaki işlemler kapsamında, 16.02.1981 başlangıç tarihli vergi kaydı tespit edilen davacı, 09.8.1999 tarihli giriş bildirgesiyle 14.9.1982 tarihinden itibaren 1479 sayılı yasa kapsamında sigortalı konumunda tescil edilerek, 01.8.2000 tarihli hesap ekstresinde 18 yıl 4 ay 10 gün sigortalı, 16.9.2002 tarihli ekstrede, 20 yıl 5 ay 10 günlük sigortalı konumunda gösterilmişken, vergi kaydının 31.12.1986 tarihinde son bulduğunun belirlenmesi üzerine, 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılığı 31.12.1986 tarihi itibariyle sonlandırılıp, 03.03.2004 tarihli ekstrede ise; sigortalılık süresi 4 yıl 3 ay 17 gün olarak belirtilmiştir.

    Davacının istemini açıklayan dilekçelerinde de belirtildiği gibi, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayıldığı için 506 sayılı Yasa kapsamında isteğe bağlı sigortalılık primi ödemeyen davacının, anılan döneme ilişkin Bağ-Kur sigortalılığının da iptali üzerine anılan dönem için başvurusuna karşın sosyal güvenlik hakkından yoksun kaldığı anlaşılmaktadır. Bu durumun ise, vazgeçilemez nitelikli temel insan hakları kapsamındaki sosyal güvenlik hakkının, anayasal güvenceye sahip yapısıyla bağdaşır bir durum olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. 31.12.1986 tarihinde son bulan vergi kaydı ve bunun dışında da 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalılığı gerektirir koşulları ve prim ödemesi bulunmayan davacının, dava konusu edilen 1999 yılından sonraki dönemde Bağ-Kur sigortalısı olarak kabulüne olanak bulunmadığı gibi; 506 sayılı Yasaya tabi sigortalılığının sürekliliği ve yılın tüm günlerini kapsar bir çalışma olarak gerçekleşmiş bulunması karşısında, 1479 sayalı Yasaya tabi sigortalılığının ancak 14.9.1982-01.01.1983 tarihleri arasındaki dönemde geçerli olduğunun kabulüne olanak vardır.

    Mahkemece, davacının 1999 yılı içerisindeki 506 sayılı Yasaya tabi isteğe bağlı sigortalılık başvuru tarihi kesin olarak saptanmak suretiyle, isteğe bağlı sigortalığının başlangıcının belirlenmesi, bu kapsamda prim borcunun davalı Kuruma hesaplatılarak, yargılama sürecinde ödetilmesi yoluyla, davacının 506 sayılı Yasaya tabi isteğe bağlı sigortalılık süresinin tespiti yönünden karar verilmesi gereği gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırmayla sonuca varılmış olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı ile davalı Sosyal Sigortalar Kurumu’nun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine 21.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    10.Hukuk Dairesi

    Esas Karar

    2005/1507 2005/4631

    ÖZET

    A.Ş. ortağının şirkette yürüttüğü işler dolayısıyla SSK sigortalısı sayılıp sayılamayacağının belirlenmesi yönünde; şirketin hangi işinde ne kadar süre ve ne şekilde çalıştığı, buna dair bir kararın bulunup bulunmadığı, hizmet akdinin koşullarından olan bağımlılık unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği, şirkette kimin buyruğunda ve kimden talimat alarak çalıştığı hususları üzerinde gereğince durulmalıdır.

    Y A R G I T A Y İ L Â M I

    Davacı, davalı Kurum işleminin iptali ile 06.01.1986 tarihi itibariyle Bağ-Kur sigortalılığının sona erdiğinin ve Bağ-Kur’a tabi çalışmasının bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Dava hukuki nitelikçe; davacının, davalı Bağ-Kur’ca 31.12.1985 tarihi itibariyle başlatılan 1479 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalılığının; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başladığı 06.01.1986 tarihinde sona erdiğinin tespiti istemine ilişkindir.

    Davanın yasal dayanaklarından olan 1479 sayılı Kanunun 24/I-g maddesi hükmüne göre Anonim Şirketlerin kurucu ortaklarıyla yönetim kurulu üyesi olan ortakları zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılırlar.

    Bu durumda; öncelikle davacının, 06.01.1986 tarihinden başlayarak devam eden A.Ş. kurucu ortaklığı yada yönetim kurulu üyesi ortaklığı bulunup bulunmadığı yöntemince araştırılmalıdır.

    Diğer taraftan, davacının; 41734 nolu işyerinden 06.01.1986 ile 31.08.1988 tarihleri arasında 956 gün, 39637 nolu işyerinden 01.09.1988 ile 10.03.2003 tarihleri arasında 5230 gün primi ödenmiş Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi sigortalı çalışmasının bulunması karşısında; kurucu ortağı yada yönetim kurulu üyesi ortağı bulunduğu A.Ş.’deki çalışmasına dayalı olarak Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirim yapılmış olması halinde, A.Ş. ortağının şirkette yürüttüğü işler dolayısıyla SSK sigortalısı sayılıp sayılamayacağının belirlenmesi yönünde; şirketin hangi işinde ne kadar süre ve ne şekilde çalıştığı, buna dair bir kararın bulunup bulunmadığı, hizmet akdinin koşullarından olan bağımlılık unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği, şirkette kimin buyruğunda ve kimden talimat alarak çalıştığı hususları üzerinde gereğince durulmalıdır.

    Yine, yapılacak işbu araştırma sonucunda davacının; ortağı olduğu A.Ş.’de yada başka bir işverene ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak çalıştığı giderek Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirilerek primi ödenmiş hizmet sürelerinin geçerli olduğunun belirlenmesi halinde ise; sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığın söz konusu olmaması nedeniyle bir kimsenin SSK sigortalılığı ile Bağ-Kur sigortalılığının çatışması durumunda, ekonomik yönden baskın çalışmaya üstünlük tanınması gerekeceğinden, davacının; sosyal ve ekonomik hayatında ağır basan çalışmasının hangisi olduğu kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta belirlenerek, bu çalışmaya geçerlik tanınmalıdır.

    Öte yandan, yargılama sonucunda verilecek kararın Sosyal Sigortalar Kurumunun hak alanını da doğrudan ilgilendirmesi itibariyle davacıya; bu Kurumu da yöntemince davaya dahil etmesi için önel verilmelidir.

    Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 28.04.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    E. 1993/13387 K. 1994/6844 T. 12.4.1994

    SİGORTALILIKLARIN ÇAKIŞMASI-YAŞLILIK AYLIĞI TAHSİSİ

    ÖZET

    Bağ-Kur sigortalılığı ve isteğe bağlı SSK. sigortalılığının çakışması halinde, zorunlu olan, Bağ-Kur sigortalılığı esastır.

    Davacı şoförün, dernek kaydı silinmişse, bu tarihten sonrası için isteğe bağlı sigortalı sayılır.

    Yaşlılık aylığı bağlayacak Kurum’un hangisi olduğu ve yaşlılık aylığı şartlarının oluşup oluşmadığı da, şahsi dosyadaki belgeler celbedilerek hüküm altına alınmalıdır.

    (506 s. SSK. m. 60, 85) (1479 s. Bağ-Kur K. m. 24, 25, 26) (2829 s. HBK. m. 8)

    Davacı, Bağ-Kur sigortalılığının 31.12.1988 tarihinde sona erdiğinin ve 1.1.1989 tarihinde başlayan Sosyal Sigortalar Kurumu’na tabi isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitiyle, 29.1.1993 talep tarihi itibariyle Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Davacı sonuç olarak, Bağ-Kur sigortalılığının 31.12.1988 tarihi itibariyle sona erdiğinin, 1.1.1989 tarihinde başlayan SSK.na tabi isteğe bağlı sigortalılığının geçerliliği ve 29.1.1993 talep tarihi itibariyle kendisine Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tesbitini istemiştir.

    Davacının 22.2.1965 ve 5.4.1973 tarihleri arasında vergi mükellefi olduğu 4.5.1967 ile 30.5.1989 tarihleri arasında şoförler derneğine kaydı bulunduğu 1.10.1972 ile 31.12.1988 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalılığının nizasız olduğu Bağ-Kur’un 1.1.1989 – 30.5.1989 dönemi için Şoförler ve Otomobilciler Derneği’ne kaydından dolayı zorunlu sigortalı saydığı, 1.1.1989 ile 29.1.1993 tarihleri arasında SSK.na tabi isteğe bağlı sigortalı olduğu, 29.1.1993 tarihinde SS.Kurumu’ndan tahsis talebinde bulunduğu dosya içeriğindeki deliller ve davalı Sosyal Sigortalar Kurumu’nun cevap dilekçesinden anlaşılmaktadır.

    Mahkemece, davacının dernek kaydından dolayı Bağ-Kur zorunlu sigortalısı bulunduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiştir. 1479 sayılı Kanunun 24. maddesi hükmüne göre Kanunla veya Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulu Sosyal Güvenlik Kuruluşları kapsamı dışında kalan herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına bağımsız çalışan esnaf ve sanatkarlar zorunlu Bağ-Kur’lu sayılırlar. Bağ-Kur sigortalılığının koşulu herhangi bir işverene bağlı olmadan kendi nam ve hesabına çalışmadır. Yine, 506 sayılı Kanun m. 85′e göre isteğe bağlı sigortalılığın önkoşulu zorunlu olarak sigortaya tabi olmamadır. Davacı dernek kaydının bulunduğu 1.1.1989 ile 30.5.1989 tarihleri arasında kendi nam ve hesabına çalışmasına son vermişse zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı sona erer. Araştırılması gereken husus, kendi nam ve hesabına çalışma olgusunun hangi tarihler arasında geçtiği ve bu çalışmalarına hangi tarihte son verdiğidir. Bu yönde davacının 1.11.1989 – 30.5.1989 tarihleri arasında kendi nam ve hesabına çalışması olup olmadığı yöntemince araştırılıp saptanarak sonucuna göre kendi nam ve hesabına çalışması bulunan süre ile çakışan isteğe bağlı sigortalılığının iptali ve bu sürede zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğunun kabulü gerekir. Giderek herhalde davacının dernek kaydının 30.5.1989 tarihinde silinmesi karşısında bu tarihten sonra SSK.na tabi isteğe bağlı sigortalılığının geçerliliğine hükmedilmelidir. Davacının, Sosyal Sigortalar Kurumu’nun cevap dilekçesi içeriğinden 29.1.1993 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunduğu anlaşıldığından 2829 sayılı Kanun 8. maddesi çevresinde değerlendirme yukarıda öngörülen araştırma sonucuna göre yapılmalı, giderek, 506 sayılı K. m. 60′da öngörülen koşulların davacı bakımından gerçekleşip gerçekleşmediği şahsi dosyasıda tam belgeleri ile celbedilmek suretiyle araştırılarak sonucuna göre hükmedilmelidir.

    Belirtilen maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.

    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.4.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    E. 1993/10021 K. 1994/2426 T. 16.2.1994

    BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ İPTALİ

    SİGORTALILIĞIN ARAŞTIRILMA YÖNTEMİ

    ÖZET

    Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalısı olarak çalışan kişinin, aynı dönemde, vergi yükümlülüğü nedeniyle, Bağ-Kur’luluğunun iptalini talep etmesi halinde izlenecek yöntem, Vergi Müdürlüğünden; vergi beyannamelerini celbetmek, ne kadar gelir elde ettiğini ve gelir vergisi ödediğini saptamak, vergiye tabi faaliyetlerin kapsamını belirlemek, ayrıca, sosyal sigortaya tabi çalışmasıyla ilgili olarak yanında çalıştığı işveren veya işverenlerden bilgi almak ve sigortalı çalışmanın durumunu ortaya koymaktan ibarettir.

    (1479 s. Bağ-Kur K. m. 24, 25) (506 s. SSK. m. 2)

    Davacı, Bağ-Kur kaydının iptal ile sigortalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

    Davacının, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu’na yapmış olduğu yurtdışı ve askerlik borçlanmasının borçlanma tarihinde Bağ-Kur’lu olduğundan sözedilerek iptal edildiği tartışmasızdır. Türk sosyal güvenlik mevzuatında çifte sigortalılık düzenlenmesine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Değişik bir ifade ile, bir kimse aynı sürede hem Bağ-Kur’lu ve hem de Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalısı olamaz. Buna kanunen cevaz verilmemiştir. Gerçekten, 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununun değişik 24 ve 25. maddelerine göre vergi mükellefi olan bir kimsenin Bağ-Kur sigortalısı olması esastır. Ne var ki, mücerret vergi kaydının bulunması o kimsenin Bağ-Kur’lu olmasına dalalet etmez. Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş kararları bu yöndedir. Olayda, davacı vergi mükellefi olduğu dönemde Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalısı olarak ta çalışmış ve kısmen de prim ödemesinde bulunmuştur. Onun için mahkemece davacının gerçek çalışması araştırılıp incelenmelidir. Bu bağlamda olmak üzere, davacının vergi mükellefi olduğu dönemde vergi ödeyip ödemediği, ödemişse ne miktar ödediği, ilgili vergi dairesi müdürlüğünden sorulup araştırılmalı, gerekirse vergi beyannameleri de celb edilip incelenmelidir.

    Öte yandan, davacının Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalısı olduğu kayıt ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bu çalışmanın gerçek olup olmadığı da mahkemece araştırılmalı ve işe giriş bildirgelerini veren tüm işverenler re’sen celbedilip dinlenmeli ve bu çalışma süreleri tesbit edilmeli, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.

    Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.2.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi 2006/3830 E., 2006/15669 K.

    ÇATIŞAN SİGORTALILIK

    “ÖZET”

    MAHKEMECE, DAVACININ İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIK NİTELİĞİNDEKİ 2925 SAYILI YASA ‘YA TABİ SİGORTALILIĞA DEĞİL, ÇATIŞAN ZORUNLU SİGORTALILIK OLAN 1479 SAYILI YASA’YA TABİ SİGORTALILIĞA ÖNCELİK VE GEÇERLİLİK TANINMASI YERİNDEDİR.

    “İçtihat Metni”

    Davacı 01.01.1989-31.12.1997 tarihleri arası Bağ-Kur hizmeti bulunduğunu, 11.01.1985 tarihinden itibaren SSK’da tarım sigortalısı olarak 2925 sayılı Yasa kapsamında hizmetinin bulunduğunu, Bağ-Kur’a girişine göre 31.12.1988 tarihi itibariyle bu hizmetinin iptaline, SSK’dan emekli olması gerektiğine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme İlamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine.

    2-Dava, nitelikçe davacıya yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.

    Mahkemece davacının isteğe bağlı sigortalılık niteliğindeki 2925 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığı ile çakışan zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğu dönemde zorunlu sigortalılık olan 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığa öncelik ve geçerlilik tanınarak davacının yaşlılık aylığına esas 5182 gün sigortalılığı bulunduğu yönündeki tespit kararı yerindedir.

    Davanın yasal dayağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın geçici 81. maddesi B) a) bendine göre davacının yaşlılık aylığına hak kazanması için 44 yaşını doldurması gerekmektedir. Davacı 11.11.1960 tarihinde doğmuş olduğundan 44 yaşını 11.11.2005 tarihinde doldurmuştur. Öte yandan 01.01.1999-31.12.1997 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı sayıldığı dönemde prim borcu bulunup bulunmadığı dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır.

    Yapılacak iş; belirlenen dönemde davacının Bağ-Kur’a prim borcu olup olmadığı araştırılarak olmadığının saptanmasıhalinde yaşlılık aylığına 01.12.2005 tarihinden itibaren hak kazandığının tespitine karar vermektir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan eksik araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 19.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi 2007/4249 E., 2007/6729 K.

    ÇAKIŞAN SİGORTALILIK

    DERHAL YÜRÜRLÜĞE GİRME

    KAZANILMIŞ HAK

    “İçtihat Metni”

    Davacı, 09.12.1994-06.04.2004 tarihleri arası zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmadığının ve prim borcu bulunmadığının tespiti ile SSK.’ya tabi zorunlu sigortalılığının geçerli olduğuna karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Dava, davacının 9.12.1994-6.4.2004 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmadığının ve prim borcu bulunmadığının SSK’na tabi zorunlu sigortalılığının geçerli olduğunun, tesbiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece istemin kısmen kabulüne ilişkin verilen 14.12.2004 tarihli karar Dairemizin 8.12.2005 tarihli kararı ile davacının önceden başlayıp devam eden zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması sebebiyle SSK zorunlu sigortalılığının geçerli olmadığı gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak 11.7.2006 tarihli karar ile istemin reddine karar verilmiştir.

    Sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığa yer verilmemiş olup ” çakışan sigortalılık” olarak adlandırılan, bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olması hali, zorunlu sigortalılıkların çakışması halinde yasalarda yer alan düzenlemelerde önceden başlayan sigortalılığa geçerlilik tanınarak, “çakışan sigortalılık” sorunu çözüme kavuşturulmalıdır

    Davacı S.S.K.na tabi zorunlu sigortalı olduğu dönemde zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğundan mahkemece istemin reddine ilişkin verilen karar bu yönüyle doğru ise de 1479 sayılı Yasa’nın 22.2.2006 gün ve 5458 sayılı Yasa’nın 13.maddesi ile değişik 1.3.2006 tarihinde yürürlüğe giren Ek 19.maddesinde bu Kanun ve 2926 sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, 5 yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere ilişkin prim borçlarının Kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödenmesi bulunmayan sigortalının ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulur. Prim borcunun ait olduğu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı veya hak sahipleri daha sonra sigortalının en son bulunduğu basamağın başvuru tarihindeki değeri üzerinden hesaplanacak borç tutarlarını tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Bu madde kapsamına giren sigortalılar hakkında zaman aşımının kesilmesi ve zaman aşımının işlememesi ile ilgili olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 103 üncü maddesinin 1.fıkrasının (6),(8) ve (10) numaralı bentleri hariç diğer hükümleri ile aynı Kanunun 104 üncü maddesi hükümlerinin uygulanacağı , yine 5458 sayılı Yasa’nın 14.maddesi ile eklenen ve 1.3.2006 tarihinde yürürlüğe giren Geçici 26.maddesine göre bu Kanun ve 2926 sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde 31.3.2005 tarihi itibariyle beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalılar ve hak sahiplerinden bu sürelere ilişkin prim borçlarını yeniden yapılandırma talebinde bulunmayanlar veya yeniden yapılandırma talebinde bulundukları halde yapılandırma haklarını kaybedenler hakkında ek 19.madde hükmü uygulanacağı bildirilmiştir.

    Kanunların geriye yürümesi konusunda mevzuatımızda genel bir düzenleme bulunmamaktadır. İlke olarak her yasa yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar. Bunun doğal sonucu da yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilemeyeceği, başka bir anlatımla geriye yürümeyeceklerdir. Ancak devam eden uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış hukuki durumlara yeni yasa veya düzenleyici kural “derhal yürürlüğe girme” niteliği nedeniyle uygulanacak ve hukuki sonuçlarını doğuracaktır. Bu gibi durumlarda kanunların geriye yürümesi değil ani etkisi söz konusudur. Sosyal güvenlik hukukunun ilgi alanı kamusal olup otoritesi kamu düzenini ilgilendirmektedir. Bu nedenle sosyal güvenlik hukuku ile ilgili yasalar yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurur. Bu açıklamalar karşısında 1.3.2006 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasanın değişik Ek 19.maddesi ile Geçici 26.maddesinin tamamlanmamış hukuki durumlara uygulanacağının kabulü gerekir.

    Diğer yandan, her ne kadar bozma kararına uyma usulü kazanılmış hak doğurur ise de, usulü kazanılmış hakkı ortadan kaldıran yeni bir içtihadi birleştirme kararının çıkması, geçmişe etkili yeni bir yasanın yürürlüğe girmesi, usulü kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken yasa hükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptali, maddi hataya dayalı bir bozma kararına uyma gibi durumlar usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2004/21-298 E. 2004/252 K., 2003/11-277 E. 2003/295 K., 2006/15-275 E. 2006/366 K., 2001/2-430 E. 2001/ 432 K., 2006/4- 519 E. 2006/ 527 K. nolu kararları da bu yöndedir.

    Somut olayda davacının 9.12.1994-6.4.2001 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı olduğu ihtilaf konusu dönemde 20.5.1995 tarihi ile 15.7.2000 tarihleri arasında S.S.K.na tabi zorunlu sigortalı olarak çalıştığı, davacının Bağ-Kur’a bu dönem sigortalılığı ile ilgili olarak prim ödemediği görülmektedir.

    Davacının davadaki isteminden prim borcunu ödeme isteği olmadığı sonucu çıktığından talebide gözetildiğinde uyuşmazlığa hüküm tarihinden önce 1.3.2006 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasa’nın değişik Ek 19 ve Geçici 26. maddesinin uygulanacağının kabulü gerekir. Hukuk Genel Kurulu’nun 21.6.2006 gün ve 2006/21-363 E. 2006/ 466 K., 28.6.2006 gün ve 2006/21-485 E., 2006/483 K. nolu kararları da bu yöndedir.

    Yapılacak iş; davacının prim ödeme cetvelinin getirtilerek davacının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunup bulunmadığını tesbit etmek, var ise primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle sigortalılığı durdurmak prim borcu olduğu dönemin siğortalılık süresi olarak sayılmamasına ve bu dönemdeki 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine karar vermekten ibarettir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 18.04.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi 2007/7924 E., 2007/13905 K.

    ÇAKIŞAN SİGORTALIK

    “ÖZET”

    BİR SİGORTALININ AYNI ANDA BİRDEN FAZLA SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA TABİ OLMASI YASAK OLUP, ZORUNLU SİGORTALILIKLARIN ÇAKIŞMASI HALİNDE ÖNCEDEN BAŞLAYAN SİGORTALILIĞA; ZORUNLU SİGORTALILIKLA İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIĞIN ÇAKIŞMASI HALİNDE İSE ZORUNLU SİGORTALILIĞA DEĞER VERİLİR. DAVACI BİR DÖNEM 2925 SAYILI YASA’YA TABİ TARIM İŞÇİSİ OLARAK ÇALIŞTIĞINDAN, SSK’NIN DAVAYA DAHİL EDİLEREK UYUŞMAZLIĞIN ÇÖZÜMLENMESİ GEREKİR.

    “İçtihat Metni”

    Davacı, ilk kesinti tarihinden itibaren tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalı Kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2- Davacı ürün bedelinden ilk Bağ-Kur prim kesintisinin yapıldığı tarihi takip eden ay başından itibaren varsa SSK’lı ve Bağ-Kur sigortalı çalışmalarının bulunduğu süreler dışında 2926 sayılı Yasa’ya tabi tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitini istemiştir.

    Mahkemece, davacının 01.05.1995 tarihinden itibaren tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmiştir.

    Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının Ziraat Odası, Tarım Kredi Kooperatifi, Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifi kaydının olmadığı, Pancar Ekicileri Kooperatifi’ne 01.06.1990-19.10.1995 tarihleri arasında kayıtlı olduğu, zirai arazisinin bulunduğu, davacının sattığı pancar ürünü bedelinden ilk prim kesintisinin 14.04.1995 tarihinde bankaya yatırıldığı, 01.01.1995-31.12.1996 tarihleri arasında 2925 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığının olduğu görülmektedir.

    Birden fazla sigortalılığın çakışması durumunda hangisine öncelik verileceği hususu önem arzetmektedir. Gerek 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, gerek 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu ve gerekse 2925 ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu birbirine paralel düzenlemeler ile bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp, zorunlu sigortalılıkların çakışması halinde sigortalının önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığına, zorunlu sigortalılıkla isteğe bağlı sigortalılığın çakışması durumunda asıl olanın zorunlu sigortalılığa değer verilerek sorun çözüme kavuşturulmuştur. Öncelikle davacı 01.01.1995-31.12.1996 tarihleri arasında 360 gün 2925 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı olduğundan, uyuşmazlık sonucu itibariyle SSK’nın hak alanını ilgilendirdiğinden uyuşmazlığın SSK Başkanlığı’nın davaya dahil edilmesi yoluyla çözümlenmesi gerekirken SSK Başkanlığı’nın yokluğunda yargılamanın sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    2926 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığın zorunlu sigortalılık olup, isteğe bağlı sigortalılık ile çakışması durumunda asıl olan zorunlu sigortalılık olduğundan, zorunlu sigortalılığa değer vermek gerekmekle; mahkemece 01.05.1995-31.12.1995 tarihleri arasındaki dönem yönünden verilen tespit kararı yerinde ise de; 01.01.1996 tarihinden sonraki dönemde 2926 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde belirtilen kayıtlar bulunmadığı ve tarımsal faaliyet bu madde kapsamında kanıtlanamadığı halde bu yılların soyut muhtar ve tanık beyanı ile zabıta araştırmasına dayalı olarak kabul edilmesi de hatalı olmuştur.

    Yapılacak iş; öncelikle davacı tarafa önel verilerek yöntemince SSK Başkanlığı’nın davaya dahil edilmesi sağlanarak, konu hakkında beyanını almak, davacının talebi ile ilgili sigortalılık şartlarını taşımayan dönemin reddiyle yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular da dikkate alınıp dosyadaki deliller yeniden değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 18.07.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi 2007/23187 E., 2008/16564 K.

    BAĞ-KUR SİGORTALILIĞI

    ÇİFTE SİGORTALILIK

    SSK SİGORTALILIĞI

    “İçtihat Metni”

    Davacı, Bağ-Kur sigortalılığının 08.11.1988-17.04.1990 tarihleri arasında devam ettiğinin ve bu süre dışında 1479 sayılı Yasa’ya tabi hizmeti bulunmadığının tespitiyle, 18.04.1990-31.12.1992 tarihleri arasındaki SSK hizmetinin geçerli olduğuna karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M.Altan Çeliker tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacının tüm, davalıların ise aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

    2-Davacı, 08.11.1988-17.04.1990 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa Bağ-Kur sigortalısı, 18.04.1990-30.12.1992 tarihleri arasında ise 506 sayılı Yasa’ya tabi SSK. sigortalısı olduğunun tesbitini istemiştir.

    Mahkeme baskın sigortalılığı gerekçe göstererek istemin kabulüne karar vermiştir.

    Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının Limited Şirket ortaklığı nedeniyle 04.10.1988-30.12.1992 tarihleri arasında vergi ve oda kayıtlarının bulunduğu, Kurum kayıtlarına 21.11.1989 tarihinde intikal eden giriş bildirgesi ile 01.10.1988 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalılığının başlatıldığı ancak 07.11.1988 tarihine kadar devam eden SSK. çalışması dikkate alınarak başlangıcın 08.11.1988 tarihi olarak düzeltildiği ve 08.11.1988-30.12.1992 tarihleri arasında sigortalı olarak kabul edildiği, 1980-2002 yılları arasında aralıklı olarak SSK.’na tabi çalışmaları bulunan davacının 16.11.1982-07.11.1988 ve 18.04.1990-08.06.1994 tarihleri arasındaki çalışmalarının Bağ-Kur sigortalılığı ile çakışması nedeniyle uyuşmazlığın ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

    Sosyal Güvenlik Sistemimizde çifte sigortalılığa yer verilmemiştir. Her iki sigortalılığın çakışması halinde önceden başlayarak devam eden sigortalılık asıl sigortalılıktır.Bir kimsenin SSK. kapsamına girebilmesi için hizmet akdine tabi bir işte çalışması yanında başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında da bulunmaması gerekir.506 sayılı Yasa’nın 3/K maddesinde “herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların”, sigortalı sayılmayacağı belirtilmiştir. Aynı şekilde 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde bir kimse8nin Bağ-Kur kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında, başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması koşulu getirilmiş, ayrıca Limited Şirket ortaklarının Bağ-Kur sigortalısı olacağı, 25. maddesinde ise şirketle ilgilerinin kesildiği tarihten itibaren sigortalılıklarının sona ereceği öngörülmüş olup benzeri hükümler 5510 sayılı Yasa’nın 4/a-b, 6/k, 7/a-b ve 9/a-b maddelerinde de yer almıştır.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2001/21-627-659, 2005/21-370-402 ve 2005/21-389-430 sayılı kararlarında da açıkca belirtildiği ve yukarıda açıklandığı üzere önceden başlayan sigortalılığın asıl sigortalılık olduğu açık olup buna göre davacının 07.11.1988 tarihinde sona eren SSK. sigortalılığından sonra 08.11.1988 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalılığının başlayacağı, bu tarihten itibaren önceden başlayıp devam etmesi nedeniyle 18.04.1990 tarihinde başlayan SSK. sigortalılığının, Bağ-Kur sigortalılığının sonu olan 30.12.1992 tarihine kadar iptalinin gerektiği, başka bir deyişle, davacının 08.11.1988-30.12.1992 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı olarak kabul edilmesi, SSK. sigortalılığının ise ancak bu tarihten sonra 31.12.1992 tarihinden itibaren başlaması gerektiği ortadadır.

    Mahkemece , yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, ancak birlikte aynı tarihte başlayan veya çok kısa zaman farkıyla başlayarak birlikte devam eden birden fazla sigortalılığın çakışması durumunda söz konusu olan baskın sigortalılık gerekçe gösterilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalıların bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 27.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/8354 2003/9421

    ÖZET

    Somut olayda; davacının belirttiği SSK’lı çalışmasından çok sonra verdiği dilekçe ile tarım Bağ-Kur’luluktan ayrıldığına ilişkin beyanına dayanılarak Sosyal güvenlikten mahrum edilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı SSK sigortalılığı ile çakışan süreler haricinde tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine ve yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı sebeplere göre davalının tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, Toplanan kanıtlara göre (arazi, tanık, muhtar beyanı) istediği süreler içerisinde tarım Bağ-Kur’lu olarak faaliyet gösterdiği belirgindir. Aynı dönemde bir başka Sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olmadığı da açıktır. Kaldı ki ihtilafı döneme ilişkin tarım Bağ-Kur primlerini düzenli olarak ödediği de anlaşılmaktadır.

    Bu durumda davacının belirttiği SSK’lı çalışmasından çok sonra verdiği dilekçe ile tarım Bağ-Kur’luluktan ayrıldığına ilişkin beyanına dayanılarak Sosyal güvenlikten mahrum edilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

    Bu durumda, davacının zorunlu SSK’lılık dışındaki tüm süreleri Tarım Bağ-Kur’lu olarak kabul edilerek yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı hususu değerlendirilerek bir sonuca varılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozma nedenidir.

    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/10085 2003/9124

    ÖZET

    Birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan Kurumca kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, Bağ-Kur ve SSK’na yatırdığı primlerin ve isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitiyle, yaşlılık aylığına hak kazandığının karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Davada sonuç olarak, hizmet birleştirilmesi yolu ile Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığına hak kazandığının tesbiti ve Kurum sataşmasının giderilmesi istenmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun görülmemiştir.

    Davacının 31.1.1977 ila 31.12.1994 tarihleri arasında Bağ-kur’a tabi olarak çalıştığı ve 17 yıl, 11 ay prim ödediği,17.10.1989 tarihinde ise Sosyal Sigortalar Kurumundan isteğe bağlı sigortalı olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Zorunlu sigortalılık niteliğindeki Bağ-kur sigortalılığı ile 1989-1994 yılları arasında çakışan 506 Sayılı Yasaya tabi isteğe bağlı sigortalılığının geçersiz olduğu açıktır. Davacının 1.1.1995 tarihinden itibaren ise 1080 günlük isteğe bağlı sigortalı primlerini ödediği ve 5.8.1999 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu SSK şahsi dosyasından anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık aylık bağlayacak Kurumun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 2829 Sayılı Yasanın 8.maddesidir. Anılan maddeye göre birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan Kurumca kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir. Maddede öngörülen yedi yıllık fiili hizmet süresinin tesbitinde; “takvim yılı” değil çalışılan ve primi ödenmiş fiili hizmet yılının esas alınacağı tartışmasızdır.

    Somut olayda davacının son yedi yıllık fiili hizmet süresinin toplamı olan 2520 günün içinde fiili hizmet süresi fazla olan Kurumun Bağ-kur olduğu başka bir anlatımla davacının aylık bağlanmasını istediği 5.8.1999 tarihinden geriye doğru yedi yıllık fiili hizmet süresi toplamı olan 2520 günün içinde fiili hizmet süresi 1260 günden fazla olan sürenin Bağ-kur’a tabi olarak geçtiği,son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde SSK’ya tabi olarak geçen sürenin ise, 1080 gün olduğu açık-seçiktir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 11.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/8081 2003/9015

    ÖZET

    İsteğe bağlı sigortalılık terk talebinin Kuruma intikal ettiği tarihte veya diğer Sosyal Güvenlik Kanunlarına tabi olarak çalışmaya başlama ile sona erer.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, SSK’ya tabi hizmetlerinin iptaliyle Bağ-Kur hizmetlerinin devamına, maaşının kesildiği tarihten itibaren farkıyla birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Mahkemece davacının 1.3.1981-14.1.1998 tarihleri arasında isteğe bağlı Bağ-Kur’luluğu geçerli kabul edilerek yaşlılık aylığına hak kazandığının tesbitine karar verilmiş ise de bu sonuç dosyadaki bilgi ve belgelere uygun değildir.

    Davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Yasanın 79. maddesine göre, isteğe bağlı sigortalılık terk talebinin Kuruma intikal ettiği tarihte veya diğer Sosyal Güvenlik Kanunlarına tabi olarak çalışmaya başlama ile sona erer. Somut olayda davacının 1.3.1981 tarihinde isteğe bağlı sigortalılığının başladığı ve 13.3.1981 tarihinde zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başladığı ve 17.6.1997 tarihine kadar Bağ-Kur’a hiç prim ödemesinde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı 79. maddenin öngördüğü şekilde 13.3.1981 tarihinden itibaren SSK’na tabi zorunlu sigortalı olarak çalışmaya başladığına göre isteğe bağlı sigortalılığı bu tarihte sona erer. Sigortalılığın sona ermesinden sonra yeniden yazılı talebi olmadığı gibi düzenli prim ödemek suretiyle isteğe bağlı sigortalı olma iradesini de ortaya koymamıştır. Davacı 1.3.1981-13.3.1981 dönemi için primlerini ve her türlü borçlarını ödemek koşulu ile sigortalılık süresini elde edebilir. Öte yandan Kurum’un sigortalılık koşullarını taşımadığı dönem için, geçmişe yönelik olarak davacının 4247 sayılı Yasaya göre primleri hatalı işlem ile tahsil etmesi davacı yararına kazanılmış hak oluşturamaz. 4247 sayılı Yasadan ancak sigortalılar yararlanır. Davacı 17.6.1997 tarihinden itibaren prim ödemeye başladığından bu tarihten itibaren ödediği primlerin de talebi halinde isteğe bağlı sigortalı olarak değerlendirilmesi mümkündür.

    Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki nedenlerle davanın davacının sigortalılık koşullarını taşıdığı dönem için kabulü gerekirken yazılı şekilde tamamen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 10.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi 2008/5988 E., 2008/8975 K.

    ÇAKIŞAN SİGORTALILIK

    “ÖZET”

    ZORUNLU SİGORTALILIKLA İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIĞIN ÇAKIŞMASI HALİNDE, ZORUNLU SİGORTALILIĞA DEĞER VERİLİR. BİR SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNDEN DİĞERİNE GEÇMEK MÜMKÜNDÜR. ANCAK, BU GEÇİŞİN MUVAZAA VEYA KANUNA KARŞI HİLEYİ AMAÇLAYAN BİR OLGUYA DAYANMAMASI GEREKİR. SOSYAL GÜVENLİĞE İLİŞKİN HAKLARDAN FERAGAT EDİLEMEZ

    “İçtihat Metni”

    Davacı kurum tarafından iptal edilen isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun ve yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

    2- Dava, davacının 12.03.2001-02.09.2004 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa’ya tabi kesintili olarak geçen zorunlu sigortalılığının gerçek bir çalışma olmadığından iptali ile 12.03.2001 tarihinden sonraki 506 sayılı Yasa’ya tabi isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece davacının 01.04.2000-11.03.2001 tarihleri arasındaki 506 sayılı Yasa’ya tabi isteğe bağlı sigortalı olduğu konusunda ihtilaf bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, davacının isteğe bağlı sigortalı olduktan sonraki 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı çalışmalarının gerçek çalışma olmadığından geçerli olmadığının kabulüyle, davacının 12.03.2001-30.04.2004 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa’ya tabi isteğe bağlı sigortalılığının geçerli olduğunun tespitine, yaşlılık aylığına hak kazanamadığından bu yöndeki istemin reddine karar verilmiştir.

    Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 01.05.1989-15.05.1998 tarihleri arasında toplam 1901 gün 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalılığı bulunduğu, 07.03.2000 tarihli dilekçesi üzerine 01.04.2000 tarihi itibariyle isteğe bağlı sigortalı olarak kayıt ve tescil edildiği, davacının 01.04.2000 tarihinde isteğe bağlı sigortalı olduktan sonra yaptığı prim ödemelerini gün, ay ve yıl olarak gösteren cetvelin dosya içerisinde bulunmadığı, Dairemizin geri çevirme kararı üzerine gönderilen cetvelin davacının davalı Kurumca isteğe bağlı sigortalığının 2005 yılında iptalinden sonra yapılan ödemelerin bir kısmı ileriye yönelik isteğe bağlı sigortalılık yönünden değerlendirildiği için prim ödeme tarihlerinin denetlenemediği, davacının isteğe bağlı sigortalı olduktan sonra 2001 yılında 72 gün, 2002 yılında 126 gün, 2003 yılında 16 gün, 2004 yılında 8 gün 506 sayılı Yasa’ya tabi aralıklı ve kesintili zorunlu sigortalı çalışmalarının olduğu, davalı Kurumca bu nedenle davacının zorunlu sigortalı çalışmasının başladığı 12.03.2001 tarihinden bir gün önce 11.03.2001 tarihinden sonraki isteğe bağlı sigortalılığının iptal edildiği, yaptığı prim ödemelerinin ileriye dönük süre yönünden, isteğe bağlı sigortalılık primi olarak değerlendirildiği ve davacının 05.05.2004 tarihli yaşlılık aylığı isteminin 3600 gün primi ödenmiş sigortalılık süresi dolmadığı gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmaktadır.

    Sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığa yer verilmemiş olup, “çakışan sigortalılık” olarak adlandırılan, bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olması hali, zorunlu sigortalılıkların çakışması halinde yasalarda yer alan düzenlemelerde önceden başlayan sigortalılığa, isteğe bağlı sigortalılıkla zorunlu sigortalılığın çakışması halinde ise, zorunlu sigortalılığa geçerlilik tanınarak, “çakışan sigortalılık” sorunu çözüme kavuşturulmalıdır. 03.10.2001 gün ve E: 2001/21-627, K: 2001/659 sayılı ile 22.06.2005 gün ve E: 2005/21-370, K: 2005/402 sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararlan da bu yöndedir.

    506 sayılı Yasa’nın 85. maddesine göre, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına isteğe bağlı olarak devam edebilmek için, isteğe bağlı olarak devam edeceğini belirten bir yazı ile Kuruma müracaatta bulunmak, müracaat tarihinden önce 506 sayılı Yasa’ya göre tescil edilmiş olmak, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olarak çalışmamak ve buralarda kendi çalışmalarından dolayı aylık bağlanmamış olmak, her yıl için 360 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemek şarttır.

    Ne var ki, isteğe bağlı sigortalı olmak için bir yazı ile Kuruma müracaatta bulunmak şartı geçerlilik koşulu olmayıp, ispat koşuludur. Sigortalı müracaatta bulunmamakla birlikte düzenli olarak prim ödemişse, primlerini ödediği dönem için isteğe bağlı sigortalı olma iradesini açıklamış, başka bir anlatımla isteğe bağlı sigortalı olmak istediği ”icapta bulunduğu” Sosyal Sigortalar Kurumu’nca da primler tahsil edilip kullanılmak suretiyle isteğe bağlı sigortalı olma iradesinin kabul edildiği, böylece icap ve kabul ile isteğe bağlı sigortalı olma işleminin tamamlandığının kabulü gerekir.

    24.04.2003 tarihli 4842 sayılı Yasa’nın 33. maddesi ile 506 sayılı Yasa’nın 85. maddesine eklenen 85/D-c bendine göre, isteğe bağlı sigorta primini art arda üç ay ödemeyenlerin sigortalılıklarının primi ödenmiş son ayın bitiminde sona erdirileceği, aynı Yasa ile eklenen geçici 85. maddede ise, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce isteğe bağlı sigortalı olup Kuruma prim borcu bulunanların, bu kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde prim borçlarını gecikme zammı ile birlikte ödemeleri halinde sigortalılıklarının devam edeceği, bu süre içinde borcun ödenmeyen kısmına ait sürelerin hizmetten sayılmayacağı, 4958 sayılı Yasa’nın geçici 1. maddesi (K) bendi gereğince 4958 sayılı Yasa’nın yayımlandığı 06.08.2003 tarihinden itibaren otuz gün içerisinde 506 sayılı Yasa’nın değişik 85. maddesinin (D) bendinin (C) alt bendine göre isteğe bağlı sigortalılığı sona erenlerden otuz gün içinde talepte bulunmaları halinde prim borçlarının yeniden yapılandırılacağı bildirilmiştir.

    Sosyal güvenlik sistemimize göre; çalışanlar muhtelif gruplarda toplanmak suretiyle her bir topluluk için belli sosyal güvenlik kuruluşları öngörülmüştür. Kişiler; gerçek çalışma statü ve koşullarına göre, bu kurumlardan birisinin kapsamına, iradelerine bakılmaksızın girerler ve o kurumun sigortalısı olurlar. Nitekim 506 sayılı Yasa’da kimlerin yasa kapsamında olduğu ikinci maddesinde ortaya konmuş, koşulları belirlenmiştir. Giderek, kimlerin de yasa kapsamına girmeyeceği kapsamlı biçimde üçüncü maddede açıklanmıştır.

    Her sosyal güvenlik yasası kendi kapsamı ve alanını belirlemiş, sigortalıları kendi bünyesinde tutmak istemiştir. Kuşkusuz, bir sistemden diğerine geçiş mümkün olup, bu geçişin muvazaa veya yapay bir geçişe, dahası, yasaya karşı hileyi amaçlayan bir olguya dayanmaması gerekir.

    MK’nın 2. maddesinde ifadesini bulan evrensel nitelikte dürüstlük kuralları, bu tür bir eyleme engel olduğu gibi, Anayasal Sosyal Güvenlik Sistemimizi oluşturan sosyal sigorta yasaları da, kabul ettikleri temel ilke ve esaslarıyla buna müsait değildir.

    Ayrıca, sosyal güvenliğe ilişkin haklar kamu düzenine ilişkin olup, bu haklardan feragatle dahi vazgeçmek mümkün değildir.

    Somut olayda davacının 12.03.2001-02.09.2004 tarihleri arasındaki aralıklı ve kesinti olarak 11056508, 11061448, 11065847, 11066941 no.lu işyerlerinden bildirilen çalışmaları aylık ve üç aylık bordrolara dayanılarak Kuruma bildirilmiş ve bildirime uygun olarak da primleri ödenmiştir. Dönem bordroları davacı çalışmalarının işyerinde geçtiğinin karinesidir. Karinenin tersinin ise, eşdeğerdeki belgelerle kanıtlanması gerekir. Dosya içeriğinden davacının belirtilen tarihler arasındaki sigortalı çalışmalarının gerçek çalışma olgusuna dayanmadığı davacı tarafça eşdeğer belgelerle kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece bu yön gözetilmeksizin davacının 12.03.2001-02.09.2004 tarihleri arasındaki 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalılığının geçerli olmadığı sonucuna varılması isabetsiz olmuştur.

    Bu gibi durumlarda, çakışan isteğe bağlı sigortalılıkta sadece çakışan bölüm iptal edilerek geriye kalan isteğe bağlı sigortalılığa geçerlik tanımak gerekir. Zorunlu sigortalılık dışında isteğe bağlı sigortalılığın geçerli olabilmesi için, 506 sayılı Yasa’nın 85. maddesi gereğince sigortalılık için yazılı olarak başvurulup, sigortalılık iradesinin açık olarak bildirilmesi veya pirim ödemelerinin yapılması gerekir.

    Yapılacak iş; davacının 12.03.2001-02.09.2004 tarihleri arasındaki 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalılığının geçerli olduğunun kabulüyle, Sosyal Güvenlik Kurumumdan davacının isteğe bağlı sigortalılık kolundan ödediği primlerin gün, ay ve yılını gösterir şekilde cetvelini getirtmek, davacının isteğe bağlı sigortalı iken 506 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı olarak çalışmaya başladığı 12.03.2001 tarihinden bir gün önce 11.03.2001 tarihinde isteğe bağlı sigortalılığının sona erdiği gözetilerek 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalılık süreleri dışında kalan süreler yönünden yukarıda açıklanan ilkeler ışığında yaptığı prim ödemeleri dikkate alınarak davacının isteğe bağlı sigortalı olduğu süreleri belirlemek, yaşlılık aylığı koşullarını yeniden tartışarak çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 11.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi

    2006/14839 E., 2006/17128 K.

    ÇAKIŞAN SİGORTALILIK

    ÖZET

    SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİMİZDE ÇİFT SİGORTAHHHĞA YER VERİLMEMİŞ OLUP, “ÇAKIŞAN SİGORTALILIK” OLARAK ADLANDINRILAN, BİR SİGORTALININ AYNI ANDA BİRDEN FAZLA SOSYAL GÜVENLİK KFCURUMUNA TABİ OLMASI HALİ, ZORUNLU SİGORTALILIKLARININ ÇAKIŞMASIN HALİNDE ÖNCEDEN BAŞLAYAN SİGORTALILIĞA GEÇERLİLİK TANINMALIDIR.

    İçtihat Metni

    Davacı, 17.12.1997 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigonrtalısı olmadığının tespiti ile davalı Kurumca iptal edilen SSK’lı günlerinin geçerli olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddinne-kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Dava, davacının 17.12.1997 tarihinden itibaren zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmadığının ve SSK’ca iptal edilen SSK’ya tabi zorunlu sigortalılığının geçerli olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece istemin kısmen kabulüne ilişkin verilen 06.07.2005 tarihli karar, Dairemizin 07.02.2006 tarihli kararı ile davacının önceden başlayıp devam eden zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması sebebiyle, SSK zorunlu sigortalılığının geçerli olmadığı gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak 26.06.2006 tarihli karar ile istemin reddine karar verilmiştir.

    Sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığa yer verilmemiş olup, “çakışan sigortalılık” olarak adlandırılan, bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olması hali, zorunlu sigortalılıkların çakışması halinde yasalarda yer alan düzenlemelerde önceden başlayan sigortalılığa geçerlilik tanınarak, “çakışan sigortalılık” sorunu çözüme kavuşturulmalıdır. Davacı, SSK’ya tabi zorunlu sigortalı olduğu dönemde zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğundan, mahkemece istemin reddine ilişkin verilen karar bu yönüyle doğru ise de, 1479 sayılı Yasa’nın 22.02.2006 gün ve 5458 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile değişik 01.03.2006 tarihinde yürürlüğe giren Ek 19. maddesinde, bu Kanun ve 2926 sayılı Kanun’a göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, 5 yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere ilişkin prim borçlarının Kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde, daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödenmesi bulunmayan sigortalının ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulur. Prim borcunun ait olduğu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı veya hak sahipleri daha sonra sigortalının en son bulunduğu basamağın başvuru tarihindeki değeri üzerinden hesaplanacak borç tutarlarını tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Bu madde kapsamına giren sigortalılar hakkında zamanaşımının kesilmesi ve zamanaşımının işlememesi ile ilgili olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 103. maddesinin 1. fıkrasının (6), (8) ve (10) numaralı benlileri hariç diğer hükümleri ile aynı Kanun’un 104. maddesi hükümlerinin uygulanacağı, yine 5458 sayılı Yasa’nın 14. maddesi ile eklenen ve 01.03.2006 tarihinde yürürlüğe giren Geçici 26. maddesine göre, bu Kanun ve 2926 sayrılı Kanun’a göre kayıt ve tescili yapıldığı halde 31.03.2005 tarihi itibariyle beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalılar ve hak sahiplerinden bu sürelere ilişkin prim borçlarını yeniden yapılandırma talebinde bulunmayanlar veya yeniden yapılandırma talebinde bulundukları halde yapılandırma haklarını kaybedenler hakkında ek 19. madde hükmü uygulanacağı bildirilmiştir. Kanunların geriye yürümesi konusunda mevzuatımızda genel bir düzenleme bulunmamaktadır. İlke olarak, her yasa yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar. Bunun doğal sonucu da yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilemeyeceği, başka bir anlatımla geriye yürümeyecekleridir. Ancak devam eden uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış hukuki durumlara yeni yasa veya düzenleyici kural “derhal yürürlüğe girme” niteliği nedeniyle uygulanacak ve hukuki sonuçlarını doğuracaktır. Bu gibi durumlarda kanunların geriye yürümesi değil, ani etkisi söz konusudur. Sosyal güvenlik hukukunun ilgi alanı kamusal olup”, otoritesi kamu düzenini ilgilendirmektedir. Bu nedenle, sosyal güvenlik hukuku ile ilgili yasalar yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurur. Bu açıklamalar karşısında, 01.03.2006 tarihinde yürürlüğe güren 1479 sayılı Yasa’nın değişik Ek 19. maddesi ile Geçici 26. maddesinin tamamlanmamış hukuki durumlara uygulanacağının kabulü gerekir.

    Diğer yandan, her ne kadar bozma kararına uyma usulü kazanılmış hak doğurur ise de, usuli kazanılmış hakkı ortadan kaldıran yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkması, geçmişe etkili yeni bir yasanın yürürlüğe girmesi, usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken yasa hükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptali, maddi hataya dayalı bir bozma kararına uyma gibi durumlar, usuli kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2004/21-298 E. 2004/252 K., 2003/11-277 E. 2003/295 K., 2006/15-275 E. 2006/366 K., 2001/2-430 E. 2001/432 K., 2006/4-519 E. 2006/527 K. nolu kararları da bu yöndedir. Somut olayda, davacının 09.02.1988-31.05.1989, 01.08.1989-31.12.1990, 01.02.1991-31.07.1991 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı olduğu, ihtilaf konusu dönemde vergi kaydına dayanılarak 17.12.1997 tarihinde 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı olarak kayıt ve tescil edildiği ve 29.04.1998 tarihi ile dava tarihi arasında kesintili olarak SSK’ya tabi zorunlu sigortalı olarak çalıştığı, davacının 17.12.1997-27.12.2004 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı olduğunun SSK’ca öğrenilmesi üzerine davacının 29.04.1998-27.12.2004 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığının iptal edildiği, davacının Bağ-Kur’a bu dönem sigortalılığı ile ilgili olarak prim ödemediği görülmektedir.

    Davacının davadaki isteminden, prim borcunu ödeme isteği olmadığı sonucu çıktığından, talebi de gözetildiğinde uyuşmazlığa hüküm tarihinden önce 01.03.2006 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasa’nın değişik Ek 19 ve Geçici 26. maddesinin uygulanacağının kabulü gerekir. Hukuk Genel Kurulu’nun 21.06.2006 gün ve 2006/21-363 E. 2006/466 K., 28.06.2006 gün ve 2006/21-485 E., 2006/483 K. nolu kararları da bu yöndedir.

    Yapılacak iş; davacının tescil tarihi olan 17.12.1997 tarihi itibariyle sigortalılığını durdurmak, prim borcuna ait süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmeyerek 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalılığa geçerlik tanımaktır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurulmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 27.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi

    2005/7594 E., 2006/147 K.

    ÇİFTE SİGORTALILIK

    ÖZET

    YASA SİSTEMİMİZE GÖRE, AYNI ANDA BİRDEN FAZLA SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA TABİ OLMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. BİR KİMSENİN SSK KAPSAMINA GİREBİLMESİ İÇİN, HİZMET AKDİNE TABİ BİR İŞTE ÇALIŞMASI YANINDA BAŞKA BİR SOSYAL GÜVENLİK KURUMU KAPSAMINDA DA BULUNMAMASI GEREKİR. YİNE BİR KİMSENİN BAĞ-KUR KAPSAMINA GİREBİLMESİ İÇİN, KENDİ ADINA BAĞIMSIZ ÇALIŞIP KAZANÇ SAĞLAMASININ YANINDA, BAŞKACA SOSYAL GÜVENLİK KURUMU KAPSAMINDA OLMAMASI KOŞULU ARANMAKTADIR. YASALARDA GETİRİLEN DÜZENLEMELERLE ÇİFTE SİGORTALILIK MÜMKÜN OLMAYIP, ÖNCEDEN BAŞLAYIP DEVAM EDEN SİGORTALILIĞA GEÇERLİLİK TANINMAKTADIR.

    İçtihat Metni

    Davacı, SSK’dan emekli olmaya hak kazandığının ve emekliliğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

    Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Dava, Limited Şirket ortaklığı nedeniyle 01.10.1972 tarihinde başlayan Bağ-Kur zorunlu sigortalılığının SSK zorunlu sigortalısı olarak çalışmaya başladığı 26.03.1985 tarihinde sona erdiğinin, bu tarihten sonraki SSK zorunlu sigortalılığının geçerli olduğunun ve SSK’dan yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile davalı Kurumların aksi yöndeki işlemlerinin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davacının 01.10.1972-31.10.1984 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı, 01.11.1984-30.06.1987, 01.12.1990-31.03.1991 tarihleri arasında SSK zorunlu sigortalısı olduğunun kabulüyle 2829 sayılı Ya-sa’nın 8. maddesi gereğince son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan Kurum SSK olmadığından davacıya SSK tarafından yaşlılık aylığı bağlanması mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

    Yasa sistemimize göre aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmak mümkün değildir. Bir kimsenin SSK kapsamına girebilmesi için hizmet akdine tabi bir işte çalışması yanında başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında da bulunmaması gerekir. 506 sayılı Yasa’nın 3. maddesi (1/F) bendinde kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların, (K) bendinde herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların sigortalı sayılmayacakları belirtilmiştir. Aynı şekilde 1479 sayılı Yasa’nın 24/I-II maddesinde de bir kimsenin Bağ-Kur kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında başkaca sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması koşulu getirilmiştir. Sonuç olarak çifte sigortalılık mümkün olmayıp önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığa geçerlik tanındığı ortadadır. Yargıtay HGK’nun 2001/21-627 Esas, 2001/659 Karar sayılı 03.10.2001 günlü kararında da bu husus açıkça belirtilmiştir.

    Yapılan incelemede davacının 01.03.1945-30.06.1952 tarihleri arasında fasılalı olarak 7 yıl 3 ay T.C.Emekli Sandığı iştirakçisi, 01.05.1953-30.04.1955, 01.03.1956-30.04.1956, 01.08.1979-01.11.1979, 01.11.1984-30.06.1987, 01.12.1990-31.03.1991 tarihleri arasında SSK zorunlu sigortalısı olduğu, limited şirket kurucu ortağı olduğundan 01.10.1972 tarihi itibariyle Bağ-Kur zorunlu sigortalısı olarak tescil edildiği anlaşılmaktadır. 01.10.1972 tarihinde Bağ-Kur zorunlu sigortalısı olarak tescil edildiğinde 506 sayılı Yasaya tabi bir çalışması olmadığından önceden başlayan sigortalılığı Bağ-Kur zorunlu sigortalılık olup 1479 sayılı Yasa’nın 25. maddesinin (d) bendinde; şirketlerle ilgisi kalmayanların çalışmalarına son verdikleri veya ilgilerinin kesildiği tarihten itibaren sigortalılıklarının sona ereceği bildirildiğinden mahkemece davacının ortağı olduğu beş limited şirketin hangi tarihlerde münfesih oldukları konusunda yeterli açıklıkta bir araştırma yapılmadığından Bağ-Kur zorunlu sigortalılığının hangi tarihte son bulduğu tespit edilememektedir.

    Yapılacak iş; bu beş şirketin münfesih oldukları tarihler tek tek tespit edilerek çıkacak sonuca göre davacının Bağ-Kur zorunlu sigortalılığının sona erme tarihini terpit etmek, Bağ-Kur zorunlu sigortalısı olduğu dönemde çakışan SSK zorunlu sigortalılığının iptaline ilişkin SSK işlemi doğru olacağından 2829 sayılı Yasanın 8. maddesine göre SSK’na tabi sigortalılık süresini belirleyerek sonuca varmaktır.

    Mahkemece, yukarda belirtilen maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucu baskın çalışma araştırması yapılarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), bozma nedenine göre davacım SSK’dan yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 23.01.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi

    2005/14118 E., 2006/4062 K.

    ÇATIŞAN SİGORTALILIK DURUMU

    ÇİFTE SİGORTALILIK

    EKSİK İNCELEME

    İçtihat Metni

    Davacı, 03.09.1998 tarihinden sonra Bağ-Kur sigortalılığının iptali ile 01.07.1997 tarihinden itibaren S.S.K. sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi B.M…….. Ş……… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Dava, 01.07.1997 ile 18.05.2004 tarihleri arası Bağ-Kur’lu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece baskın çalışmanın SSK’lı çalışmalar olduğundan bahisle, 01.07.1997 ile 03.09.1998 tarihleri arasında 506 yasaya tabi zorunlu sigortalı çalışmalarının bulunduğu dönemlerde ile zorunlu SSK lı olarak sürekli çalışmanın başladığı 03.09.1998 tarihinden sonrasındaki dönem için davanın kabulüne karar verilmişse de, bu sonuca eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucunda ulaşılmıştır. Yapılan incelemede davacının 08.09.1988 tarihi itibariyle vergi kaydına göre Bağ-Kur’a tescilinin yapıldığı, nakliyecilik faaliyeti nedeniyle var olan vergi kaydının 26.03.1991′de sona erdiği, takiben 01.07.1997 tarihinde bakkallık faaliyeti nedeniyle başlayan vergi kaydının kesintisiz olarak devam ettiği dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.Davacının 08.09.1988 ile 26.03.1991 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğu uyuşmazlık konusu değildir.Uyuşmazlık 01.07.1997 tarihinden sonraki dönemde 506 ve 1479 sayılı yasalar kapsamındaki çalışmalarından hangisine üstünlük tanınacağı diğer bir deyişle, bir kimsenin bir sosyal güvenlik kurumunda önceden başlayıp devam ede gelen sigortalılığı döneminde başka bir sosyal güvenlik kurumuna tabi çalışmaya başlaması halinde yani “çatışan sigortalılık durumunda” hangi kurumdaki çalışmasının esas alınacağı noktasında toplanmaktadır. “Çatışan sigortalılık sorununu” gerek 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve gerekse 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu birbirlerine paralel düzenlemeler ile, bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp, sigortalının önceden başlayıp devam ede gelen sigortalılığına geçerlik tanıyarak çözüme ulaştırmaya çalışmışlardır. Yasa sistemimize göre bir kimsenin Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamına girebilmesi için hizmet akdine tabi bir işte çalışması yanında, başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması gerekir. Anılan yasanın 3.maddesinin I.(f) bendinde “Kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların” (K) bendinde “herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların sigortalı sayılmayacağı belirtilmiştir. Aynı şekilde 1479 sayılı Bağ-Kur Yasasının 24.maddesinin I ve II.fıkralarında da bir kimsenin Bağ-Kur kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında başkaca sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması koşulu getirilmiştir.

    Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün olmayıp, önceden başlayıp devam ede gelen sigortalılığa geçerlik tanınmaktadır. Somut olayda davacının, 01.07.1997 tarihinde başlayan ve kesintisiz devam eden vergi kaydı nedeniyle anılan tarihten sonra 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesi gereğince Bağ-Kur sigortalısı olduğu açıktır. 03.09.1988 tarihinden itibaren kesintisiz olarak davacının SSK’lı çalışmalarının bulunduğu anlaşılmakta ise de, 506 sayılı Kanun’un 3. maddesi (k) bendi gereğince kendi nam ve hesabına çalışanların SSK sigortalısı olması mümkün değildir. Mahkemece SSK’lı çalışmalardan elde edilen kazancın baskın olduğu sonucuna varılmışsa da; 1479 sayılı Kanun’un 24. maddesi, 506 sayılı Kanun’un 3. maddesi (k) bendi ve Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları gereğince; önceden başlayıp kesintisiz olarak devam eden sigortalılık kolundan sonra başka bir sigortalılık kolunun başlaması halinde, önce başlayan ve kesintisiz olarak devam ede gelen sigortalılık kolundaki hizmetlere üstünlük tanınması gerekmektedir. Zira anılan maddeler gereğince sigortalı bir sigorta koluna tabi iken bir başka sigorta koluna giremez. Sistemimizde çifte sigortalılık yoktur. Bu nedenle sonradan girdiği sigortalılığı geçersiz sayılmalıdır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.06.2005 gün 2005/21-389Esas ve 2005/430 sayılı kararı da bu doğrultudadır.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde ve özellikle önceden başlayan ve devam ede gelen Bağ-Kur sigortalılığının iptali gerektiği sonucuna varılarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 18.04.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/8778 2003/8965

    ÖZET

    Tarım Bağ-Kur sigortalılığının düzenlendiği 2926 sayılı Kanunun 3. maddesi ve 10. maddesinde tarım Bağ-Kur’lu olma koşulları belirtilmiştir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, 15.8.1989-1.12.1994 tarihleri arasında kısa süreli SSK sigortalılığı ile çakışan süreler haricinde tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Dava, çakışan SSK zorunlu sigortalılık haricinde 1989 ile 1994 yılları arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bu sonuca eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucunda ulaşılmıştır.

    Tarım Bağ-Kur sigortalılığının düzenlendiği 2926 sayılı Kanunun 3. maddesi ve 10. maddesinde tarım Bağ-Kur’lu olma koşulları belirtilmiştir. Bu nedenle öncelikle anılan maddelerde belirtilen koşulların ve kayıtların somut olayda var olup olmadığı araştırılmalı, davacı adına tapuda veya belediye emlak servisinde kayıtlı tarım arazisi bulunup bulunmadığı ilgili yerlerden sorulmalıdır.

    Mahkemece yukarıda belirtilen hususlar gözardı edilerek sadece soyut düzeyde kalan ve belgelerle desteklenmeyen tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 6.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/ 6888 2003/7780

    ÖZET

    Tarım Bağ-Kur sigortalılığı tescilinde esas alınacak kayıtlar 2926 sayılı Kanunun 10.maddesinde belirlenmiş olup, dava konusu olayda gerekli kayıtların bulunup bulunmadığının araştırılmadığı görülmektedir.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, çakışan SSK. sigortalılığı haricinde 1.2.1985 – 21.5.1998 tarihleri arasında Tarım Bağ-Kur sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Dava, çakışan SSK. zorunlu sigortalılık haricinde 1.2.1985 ile 1.5.1998 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmişse de bu sonuca eksik inceleme sonucunda ulaşılmıştır.

    Tarım Bağ-Kur sigortalılığı tescilinde esas alınacak kayıtlar 2926 sayılı Kanunun 10.maddesinde belirlenmiş olup, dava konusu olayda gerekli kayıtların bulunup bulunmadığının araştırılmadığı görülmektedir.

    Yapılacak iş, 2926 sayılı Kanunun 10.maddesinde belirtilen kayıtların istem döneminde bulunup bulunmadığının ilgili kuruluşlardan sorularak saptamak, davacının kendi mülkünde tarımsal faaliyette bulunduğuna dair iddiasının bulunması halinde, davacı adına arazi kaydı bulunup bulunmadığının tapu sicil müdürlüğü ve belediyeden araştırmak, öte yandan istem döneminde görevli muhtar ve azalar saptanarak tanık olarak beyanlarına başvurmak ve sonucuna göre karar vermek gerekir.

    Mahkemece yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurulmaksızın karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 9.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21.Hukuk Dairesi

    Başkanlığı

    Esas Karar

    2003/7546 2003/8153

    ÖZET

    Yasal olarak sigortalı olunmayan ve uzun yıllar prim ödenmemiş sürelerin geriye yönelik olarak toplu ödemelerde bulunmak suretiyle değerlendirilmesi olanaksızdır.

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı 30.11.1989-1.11.1993 ve 30.11.1993-30.9.1999 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Davacı, 30.11.1989-1.11.1993 tarihleri ile 30.11.1993- 30.9.1999 tarihleri arasında isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitini istemiştir.

    Mahkemece istem aynen kabul edilmiştir.

    Davacının Bağ-Kur isteğe bağlı sigortalısı olarak 14.1.1986 tarihinde girişi yapılmıştır. 3.6.1988 tarihinde SSK’na tabi sigortalı çalışması sebebiyle Bağ-Kur sigortalılığı sona erdirilmiştir. 1986-1987 ve 1988 yıllarında prim ödemeleri mevcut olup 26.9.1988 tarihinden sonra 19.6.1997 tarihine kadar hiçbir prim ödemesi bulunmamaktadır. 19.6.1997 tarihinde başlayan prim ödemeleri de 30.9.1999 tarihinde son bulmuştur.

    Davacının Sosyal Sigortalar Kurumu’na tabi çalışmaları sona erdikten sonra tekrar isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı olmak için Kuruma başvuruda bulunmadığı gibi isteğe bağlı sigortalısı olma iradesini ortaya koyacak şekilde prim ödemelerinin bulunmadığı, sonradan geriye yönelik olarak yapılan toplu prim ödemeleri ile hizmet kazanmasının da mümkün bulunmadığı açıktır.

    Yasal olarak sigortalı olunmayan ve uzun yıllar prim ödenmemiş sürelerin geriye yönelik olarak toplu ödemelerde bulunmak suretiyle değerlendirilmesi olanaksızdır. Sigortalılık koşullarını taşımadığı dönem için Kurum’un hatalı işlemleri sonucu geriye yönelik olarak prim yatırması da davacı yararına kazanılmış hak oluşturmaz.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2002/21-892 E:, 2002/ 990 K: ve 20.11.2002 günlü kararında bu görüş açıkça belirtilmiştir.

    Bu durumda davacının prim ödemeleri 19.6.1997 tarihinden itibaren başlayarak devam ettiğine göre 19.6.1997-30.9.1999 tarihleri arasındaki dönemin kabulü, 19.6.1997 tarihinden önceki dönemin ise reddi gerekirken açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın, yazılı gerekçelerle istemin tümünün kabulüne karar verilmesi usul yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.10. 2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı

    Esas Karar

    1996/199 1996/352

    Y A R G I T A Y İ L A M I

    Davacı, Bağ-Kur sigortalılığının 1.3.1978 tarihinde sona erdiğinin ve bu tarihten itibaren de S.S.K. sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Erkan Ertürk tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    K A R A R

    Dava, zorunlu Bağ-Kur sigortalılığının, hizmet aktine dayalı olarak çalışmaya başladığı 1.3.1978 tarihinden itibaren sona erdiğinin tesbiti istemine ilişkindir.

    Davacının, Maden Limited Şirketinin ortağı olması nedeniyle 1.10.1972 tarihinde Bağ-Kur’a kayıt ve tescilinin yapıldığı ve bu tarihten itibaren zorunlu Bağ-Kur üyesi olarak primlerinin ödendiği 1.5.1978 tarihinden itibaren Bilgin Maden Limited Şirketine ait işyerinde sigortalı olarak çalışmaya başladığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık limited şirketin ortağı bulunan ve bu nedenle zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılan davacının, hizmet akdine dayalı olarak çalışmaya başladığı tarihten itibaren, zorunlu Bağ-Kur sigortalılığının sona erip ermeyeceği noktasında toplanmaktadır.

    Davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Yasanın değişik 24. maddesine göre, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılanlar iki gruba ayrılmıştır. Birinci grup sigortalılar; 24. maddenin (a) bendinde sayılı ve sınırlı olarak belirtilen sigortalılar, ikinci grup sigortalılar ise; b, c, d, e, f, g, bentlerinde sınırlı olarak belirtilen şirket ortağı olan sigortalılardır. Hiç kuşkusuz, bir kimsenin sigortalı sayılması için ön koşul yukarıdaki bentlerin öngördüğü koşullara sahip olma ile mümkündür. Sigortalı olma ön koşullarının (a) bendi ile diğer bentler arasında belirgin farklılıklar gösterdiği madde içeriğinden anlaşılmaktadır.

    Şöyleki, 24. maddenin (a) bendi dışında kalan b, c, d, e, f, g, bentlerinde belirtilen sigortalılardan sayılmak için ön koşul b, c, d, e, f, g, bentlerinde sayılan şirketler “ortağı” olmak yeterlidir. Başka bir anlatımla, şirket ortaklarının zorunlu Bağ-Kur üyesi olması için 24. maddenin (a) bendinin öngördüğü koşullara sahip olmaları zorunlu değildir.

    Öte yandan, aynı Yasanın değişik 25. maddesinin (d) bendinde; şirketlerle ilgisi kalmayanların çalışmalarına son verdikleri veya ilgilerinin kesildiği tarihten itibaren sigortalılıklarının sona ereceği hükmü öngörülmüştür. Oysa, davacının Limited Şirketin ortağı olduğu şirketle ilgisini kesmediği dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkca anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davacının zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılması gerektiği giderek 506 sayılı Yasanın 3-1/F maddesinin varlığı karşısında, Sosyal Sigortalar Kanunu anlamında sigortalı sayılmasına da yasaca ve hukukça olanak olmadığı açık-seçiktir. Bundan başka, 1479 sayılı Yasanın 25. maddesine 3396 sayılı Kanunun 2. maddesi ile eklenen (g) bendinin 24. maddenin (a) bendinde sayılan sigortalıları kapsadığı (b) ve ondan sonra gelen bentlerde sayılan sigortalıları kapsamadığı madde ile ilgili gerekçenin incelenmesinde anlaşılmaktadır. Zira, madde gerekçesinde aynen … dernek veya oda kayıtları devam eden gelir vergisi ile ilgili kaydı bulunmayan şöför, tabip, esnaf, eczacı gibi meslek mensuplarının hizmet akdi ile çalıştıkları süreler için Bağ-Kur sigortalısı olamayacağı hükmünün getirildiği açıkca belirtilmiştir.

    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    O halde, davalıların bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 30.1.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    18.05.1982

    2478/2742

    ÖZET

    İlke olarak bir Bağ-Kur üyesinin hizmet akdiyle veya Sosyal Sigortalara bağlı bir sigortalının da kendi nam ve hesabına çalışarak boş zamanlarını değerlendirmesi mümkündür.Ancak her iki sosyal kuruluşa birden prim ödenmesi ve bu kuruluşların getirdiği haklardan yararlanması mümkün değildir.506 Sayılı SSK’nun 3/F maddesi ile 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununun 24 ve 25. Maddeleri hükümleri bu doğrultudadır.

    Bir kimsenin 506 sayılı Yasaya tabi çalışması bağımsız çalışmasından önce başlamış ve devam etmekte bulunmuş ise bu suretle de bağımsız çalışmaya başladığı tarihte esasen kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanarak kurulu sosyal güvenlik kurumları kapsamı içerisinde bulunuyorsa 1479 sayılı yasanın 24. Maddesi gereğince o kimsenin Bağ-Kur kapsamına girmeyeceği açıktır.Buna karşı sözkonusu edilen kişinin şayet bağımsız çalışması daha önceden devam etmekte olup arizi olarak hizmet akdi ile çalışması sonraki tarihli ise anılan 506 sayılı Yasa bakımından sigortalı sayılmasına olanak yoktur.

    ————————————————–

    T. C. YARGITAY

    Onuncu Hukuk Dairesi

    07.06.1984

    3159/3233

    ÖZET

    Limited şirket ortağı ve müdürü olan kimse SSK 3,TTK 138 yoluyla 520,541 Bağ-Kur Yasasının 24 ve 25. Maddelerinin birlikte incelenmelerinden çıkan anlama göre –müdür niteliği bakımından çalışma ilişkisinin vekalet akdine dayandığı da gözönünde tutulunca- SSK anlamında değil fakat Bağ-Kur anlamında sigortalı sayılmak gerekir.

    Scroll To Top